the girl is mime


The Hobbit ve Sherlock’tan tanıdığımız Martin Freeman, 6 dakikalık bu sessiz kısa filmde bir pandomim sanatçısını canlandırıyor. Eşinin öldürülmesinden sonra polis memurunun sorgusuna çekilen sanatçı geçmişe göz atmamızı sağlıyor.
Muhteşem bir kısa film olan The Girl is Mime’ın yönetmeni Tim Bunn.
İyi seyirler.

paylaş:

dr. easy


Michael, çaresiz durumda yaralı bir adamdır. Bulunduğu bina polisler tarafından çevrilmiştir. Dr. Easy adında ilkyardım robotu durumu kontrol etmesi için Michael’ın yanına gönderilir. Robot adamı kurtarabilecek midir?
Bilim-kurgu türündeki bu kısa film 2013 yapımı ve 9 dakika uzunluğunda.
İyi seyirler.



paylaş:

2013 en iyi kısa animasyon oscar adayları


2013 Akademi Ödüllerinde En İyi Kısa Animasyon Filmi kategorisinde aday gösterilmiş 5 film var. Bunlar Adam and Dog, Head OverHeels, Fresh Guacamole, Paperman ve Maggie Simpson in The Longest Daycare. Oscar’ın sahibi Paperman oldu.

İşte aday gösterilmiş 5 film:

paylaş:

the runaway


The Runaway, İspanyol film yapımcısı Victory Carry’nin muhteşem bir kısa filmi. Film için bir soygun üzerine kurulu müzik videosu da denebilir. Pek çok festivalde boy gösterip ödüller kazanan film 10 dakika uzunluğunda ve açılışında bir adamın durumu anlatışını dinliyoruz.

Çiğnenmiş bir sakız, köpek tasması, yerdeki çatlak, trafik lambası vs. bunların hepsi birbirine bağlantılı olabilir ya da olmayabilir de. İyi seyirler.

paylaş:

filth için yeni fragman


Trainspotting ve Porno’nun yazarı Irvine Welsh’in aynı isimli kitabından uyarlanan Filth için geçtiğimiz günlerde yayınlanan tanıtımafişinden sonra yeni bir fragman yayınlandı.

Filmin başrol oyuncusu en son Trance’da gördüğümüz James McAvoy muhteşem bir oyunculuk sergileyecek gibi. Film Eylül sonu Ekim başı sinemalarda gösterilmeye başlayacak.

paylaş:

oldboy için yeni afiş

Güney Kore sinemasının kült yapımı Oldeuboi’nin yeniden çekimi olan Oldboy, yılın en çok beklenen ve merak edilen filmi şüphesiz. Ekim ayının sonlarına doğru ABD’de gösterime girecek olan filmin yönetmen koltuğunda Spike Lee oturuyor.
Filmin afişi Neil Kellerhouse tarafından tasarlanmış ve başlık kısmı filmde babanın kızına yazdığı mektuplardaki karakterlerden esinlenilerek oluşturulmuş, aynı zamanda Josh Brolin’in gerçek el yazısı.
Oldboy etkileyici aynı zamanda tahrik edici bir film. Filmde Josh Brolin reklam müdürünü canlandırıyor ve kendisi amansız bir şekilde ortada hiçbir şey yokken kaçırılıp 20 yıl boyunca hücre hapsinde tutuluyor. Açıklama yapılmadan serbest bırakıldığında saplantılı bir şekilde ona bu akla gelmeyen tuhaf cezayı kim verdiğini bulmak için çabalar.


paylaş:

Filth için tanıtım afişi


Filth, James McAvoy'un şimdiye dek görülmemiş yönünü ortaya çıkarıyor. Kendisini en son Trainspotting'in yönetmeni olan DannyBoyle'un yeni filmi Trance'da görmüştük. Filth de Trainspotting'in yazarı Irvine Welsh'in bir kitabı. Aynı isimle sinemaya uyarlanan Filth'in yönetmen koltuğunda Jon S. Baird var.

Tartışılmaz yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olacak film 27 Eylülde İngilterede görücüye çıkıyor. 

paylaş:

silent house (2011)

Yönetmen: Chris Kentis, Laura Lau
Senaryo: Gustavo Hernández (La casa muda), Laura Lau
Oyuncular: Elizabeth Olsen, Adam Trese, Eric Sheffer Stevens
Tür: Drama | Korku | Gerilim
Yıl: 2011
Süre: 86 dakika
Ülke: ABD
Dil: İngilizce | Fransızca
Sessiz Ev (2011) on IMDb

Amerikalıların yeniden çekim korku filmlerine alıştık artık. Yeni ürün ortaya koyamamalarını, kendilerine benzer yüzleri göremeyince rağbet edilmemesinden dolayı kara dönüştüren yapımcılar yine farklı bir çalışmayla beyazperdede. 2010 Uruguay yapımı La Casa Muda adlı filmin yeniden çekimi olan film, aslında orijinalinde de olduğu gibi klişelerle dolu korku sinemasına yeni bir heyecan getirebilme çalışmasının bir meyvesi.
Artık alışılagelmiş korku öğelerinden farklı bir yöntem geliştirmeyi deneyen yapımcılar seyirci karşısında tutunabilme çabası güdüyorlar. Ses efektleri ve oradan buradan fırlayan korkunç karakterle izleyiciyi korkutmanın yanında denenmemiş öğeleri kullanarak farkını ortaya koymaya çalışan bir ürün aynı zamanda bu film.
Elle tutulan bir kamera ve gerçek zamanlı çekimiyle neticede korku sineması tarihinde bir farklılık yaratmayı da başarıyor. Başrol oyuncusunu görerek hiçbir kesinti olmaksızın süregelen görüntü ile filmin başarısı haliyle oyunculukla paralel. Ne kadar iyi bir performans sergilenirse dur durak bilmeksizin gördüğümüz oyuncu sayesinde filmin başarısı da o kadar iyi olacak.
Ne var ki oyuncu sayısı az da olsa, başrol oyuncusu görevini iyi bir şekilde sırtlansa da diğer karakterlerin saçma sapan oyunculukları filmi aşağılara doğru sürüklüyor.
Filmin kendini kendi içine hapsetmesi de mekan sınırlamasından dolayı geçirilen sürede oradan oraya gereksiz bir keşfi izlememize neden oluyor. Bu da doğal olarak bir sıkılma duygusunun oluşmasını meydana getiriyor.
Konumuz ise basit. Okuluna bir süre ara vermiş bir kız ve babası, yanlarına amcayı da alıp, evlerini restore etmek ve devamında evi satmak için yolculuğa çıkarlar. Bir süre sonra evde tuhaf ve merak edilen biri ya da bir şey çıkarak ev halkını terörize eder.
Tabii konu bu şekilde kalsaydı film iyice işin içinden çıkılmayan bir hal alabilirdi, neyse ki bir anda yön değiştiren konu her ne kadar sonu tahmin edilen bir yapıya bürünse de filmi daha izlenir kılıyor. Öyle, şok olmayı da beklemeyin.

paylaş:

fast & furious 6 (2013)

Yönetmen: Justin Lin
Senaryo: Chris Morgan, Gary Scott Thompson
Oyuncular: Vin Diesel, Paul Walker, Dwayne Johnson
Tür: Aksiyon | Suç | Gerilim
Yıl: 2013
Süre: 130 dakika
Ülke: ABD
Dil: İngilizce | Rusça
Hizli ve Öfkeli 6 (2013) on IMDb

İçinde aksiyon olan neredeyse her şeyi seven insan ırkı sinemada da bunu gösterip hızlı ve aksiyon dolu filmlere harcadığı paralar sayesinde biraz da başarılı olan filmlerin devamlarının çekilmesini sağlıyor. Fast and Furious da bunlardan biri. Kanunsuz olan da insana heyecan verdiğinden, biraz da görsel şölen ile keyifli dakikalar geçirmek için yerinde bir tercih. Kimsenin zaten sanat açısından bir beklentisi de yok bu filmden. Basit mantık hataları yapmasın yeter, herkes fizik kurallarını hiçe sayıp şansa bırakmış olan biteni neticede.
Filmin 6.sı eski oyuncularını bir araya getirmesiyle de izleyici kesimini memnun ediyor, film de bu konuyla açılıyor aslında. Hepsi birer suçlu, bolca da paraya sahipler, huzuru bulan da var, parasını çatır çatır harcayan da. Tabii kanun önünde de defteri temiz bir insan olabilmek var işin ucunda ve daha da önemlisi, eski bir dost/sevgili.
Hobbs teklifini sunuyor, bizimkilerin yapacakları iş ise Owen adındaki vatandaşın yakalanmasında yardımcılık etmek.


Dar sokaklarda modifiye ettikleri araçlarıyla yolun asfaltını çözen yarışçıları izlediğimiz film zaten çoktan suç kapısını çalmıştı. Gelişmiş silahlar ile hızın yanına öfkeyi de koyan senaristler/yönetmen, bu filmde çıtayı daha da yükseltmiş ve biz izleyicilere uçakları, tankları vs. de gösteriyor. Doğal olarak da kendi konusundan mantıklı bir şekilde sapan bir serinin devam filmini izliyoruz. Ortada bir yarış söz konusu değilken, yerinde sekmek yerine yenilikçi davranıp, konudan çok da uzaklaşmadan bir adım öteye basıyor film.
Filmin kendine has bir karizması mevcut. Oyuncuların kostümleri, tavırları, mekanlar filmin içeriğiyle örtüşüyor. Zaten oyunculuk aramamak lazım ve diyebiliriz ki yeterince başarılılar her ne kadar P. Walker’ın ruhsuzluğu hissedilse bile.
Müzikler konusunda da pek bir şey söylemeye gerek yok, aksiyon dolu bir filmde kalp atışlarını hızlandıracak müziklerle, vakit geçirmek için gidilen bir film için yeterince başarılı seçimler yapılmış.


paylaş:

direniş oyunu: turkish riot

Roundgames.com adlı oyun sitesindeki bir oyun Turkish Riot. Direniş’e özel olarak hazırlanmış ve basit bir yapısı var. Online olarak oynanıyor ve kural çok basit. Siz bir direnişçisiniz ve olaylardan insanları haberdar etmek için Twitter’dan tweet atmalısınız. Bu yüzden belirli bir süreniz var, birkaç saniye kadar, bu süre içerisinden size karşı olan polisler mevcut ve sizi yakalayıp sopalamak istiyorlar. Aynı anda kaçmak da zorundasınız. Kaçarken tweet atamadığınız için o belirli süreyi durarak geçirmelisiniz. Her tweet sayılıyor ve puan olarak ekleniyor. Bir süre sonra polisler de fazlalaşıyor.

Oynamak için buraya tıklayın.
paylaş:

erken kaybedenler | emrah serbes

Bir zamanlar biz de çocuktuk, ölümün ne demek olduğunu evcil hayvanımız ya da çok sevdiğimiz bir yakınımız öldüğünde anlıyorduk. Bir de ölmeyen yaşlı babaannelerimiz/anneannelerimiz vardı, çok da zekiydik, paçalarımızdan zeka akıyordu.
Küçük yaşımızda büyük işlere kalkışıyor ve bu işlerin ucu hep aşka dokunuyordu. Acılarımız o küçük bedenimize birkaç beden büyük gelse de çocuktuk, söz verilince konuşmaya mahkum beklerdik, ilgi çekmek için ağlardık belki ama hep büyük olmak için uğraşırdık. Netice de biz büyüdüğümüzde dünyanın daha kolay yaşanılabilir bir yer olduğunu sanırdık.
Ağabeyimizin kız arkadaşına da aşık olurduk, sokağımızın delikanlısının kız kardeşine de. Kimi zaman dayak yerdik kimi zaman gerçekler vurulursa tokat gibi suratımıza. Bazen de kuvvetlenirdi aile ilişkileri, biz erkek olmanın ne demek olduğunu örnek aldığımız o ağabeylerden öğrenirdik.
Futbol bizim için vazgeçilmezdi. Mahalle aralarında yaptığımız maçlarda kan ter içinde kalırdık. Keşke bi’ sevdiğimiz kız olsaydı da terimizi silip içtiğimiz soğuk suyun çok zararlı olduğunu söyleseydi. Hava atardık, kimimiz gol atardı, kimimiz gol yerdi. Ayar vermeye çalıştığımız o kızlar gönlümüze girdiğinde halimiz duman olurdu.
Yaşadığımız ülkede devlet büyüklerini pek sevmezdik, bize göre halimizden hiç anlamıyorlardı. Korkaktık mesela ve bizim soyadımızın Korkmaz olmasına izin veriyorlardı. Saçmaydı bu işler. Elimize imkan verseler terörist bile olurduk.
Komşularımız vardı mesela, üst katta ne işler çevirdiklerin bir haber ortamlarına girerdik. Küçük olduğumuz için bizi severlerdi. Tatlıydık çünkü. Her işe burnumuzu sokar ortamı şenlendirirdik. Boyumuzdan büyük işlerdi bunlar. Yoksa üst komşumuz cidden terörist miydi, neydi?
Haliyle derslerimiz de çok iyi olmazdı. Tatil güzeldi ama yılın dokuz ayı okulda geçerdi. Çok bilmiş anne-babamız özel ders alırdı çalışkan olalım diye. İnadına özel dersi veren ablamız çok güzel olurdu. Zekiydik aslında dedik ya, öğrettiklerini başarsak bir daha onu nasıl görürdük.
Erkektik biz, kızlar çok güzeldi. Kendilerine aşık ediyorlardı bizi, çok sevsek de onları ne acı çektirdiler bizlere, affetmeyeceğiz onları. Onlar ne kadar iddia etseler de onları anlamadığımızı, onlar bizi hiç anlamazlardı.
Ve aradan yıllar ve bir sürü hayat geçtikten sonra büyüdük. Elimizde bir kitap tutuyoruz. Okudukça hüzünleniyor bir o kadar da gülüyoruz. Kendimizi buluyoruz her çevrilen sayfada. Adam ne yazmış be diyoruz.


paylaş: