2011 yazının en iyi 11 filmi


Soğukları iliklerimizde hissettiğimiz şu günlerde belki de düşlediğimiz yeniden yaz sıcağında sokaklarda dolaşmak ya da buz gibi denizin içinde ferahlamak. Azıcık güneş çıktığında bile kendimizi dışarıya atıyorsak en azından yazın özlemini çekiyoruzdur. Neyse, konumuz yaz sıcakları değil, kışa yaklaşırken 2011in yazında bizleri sinema salonlarına sürükleyen ya da en azından kiralayıp/indirip evde izlediğimiz filmler. Film School Rejects de boş durmamış 2011 yazındaki en iyi 11 filmi belirlemiş. Bazılarını şu an izliyoruz bizler lakin yine de ne izlesem ki bu yılın filmlerinden sorusuna bir öneri niteliğinde. İşte o sıralama:
paylaş:

the last house on the left (2009)


Yönetmen: Dennis Iliadis
Senaryo: Adam Alleca, Carl Ellsworth, Wes Craven(ilk versiyon)
Oyuncular: Garret Dillahunt, Monica Potter, Tony Goldwyn
Tür: Dram | Korku | Gerilim
Yıl: 2009
Süre: 110 dak.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
Ödül: 1 ödül, 1 adaylık
IMDb puanı: 6.6/10
Metascore: 42/100

Öncelikle belirtmek isterim ki 72 yapımı orijinal versiyonunu izlemedim, ilk yapım IMDb üzerinden 5.9 puana layık görülmüş. Şöyle bir şey de söylersek istisnaların dışında olarak yeniden bir çekim olarak hem de korku-gerilim türünde yer alan bir filmin 6.6 puan alması iyi bir başarı kabul edilebilir en azından puanına bakarak ilk elemeyi yapan izleyiciler için. Gerilim ve korkudan beklenen eğer filmin izlenirken başınızı çevirmenize sebep vermesi ve de arada bir “hih” deyip yerinizden hafif hoplatmasıysa evet bunu kısmen de olsa başarıyor bu film. Her ne kadar çok ahım şahım bir konusu olmasa da izledim zamanım boşa gitmedi diyebiliyorsunuz. Tabii bu söylenenler tamamıyla göreceli kavramlar, filmi çok klişe de bulabilirsiniz, hele hele ilk çekimi izlediyseniz, olmamış bile diyebilirsiniz. Takdir size kalmış.
paylaş:

sayfa 53


İncir aslında güzel bir meyvedir.
Sapkınlığımızın mükâfatı cehennemse bu dünya, biz acizlerin anlaşılmak için kıvrandığı anlamak istemeyenlerin karşısında, haritada bir nokta bile etmeyen bizler, yakıştırmalarda bulunduğumuz bu boşlukta aslı dünyada, sonunu hiçbir zaman göremeyeceğimiz kara asfalt kaplı otobanlarda ömrümüz el verdiği kadar yürümeye cesaret ediyoruz.
Gece çoktan gündüz karşısında galip…
Destenin içinde sahiplerini bilmediğimiz ellerle bir bahisten öte geçemiyoruz oysa. Yürürken burnumuza gelen acı kömür kokusundan, yanımızda en azından birer eldiven getirmeyi akıl edecek kadar beynimiz çalışıyor. Halimize gülen varlıkların oluşu kaçınılmaz hâlbuki. Aksini iddia ettikçe günaha giriyoruz.
Yutkunurken boğazımızdan geçen mantarın bıraktığı acıdan anlıyoruz azıcık üşüttüğümüzü yahut birlikte olmamak için boğaz acımızı bahane ediyoruz. Düşüşümüzün sebebi kaldırımlar değil, birileri ayağımızı kaydırmıyor, aksine biz düşmemek için tutunduğumuz kişilerin ayaklarına dolaşıyoruz.
Sayfa 52, “…mutlak bir dehşet ifadesi!” ya da “…altı yaşında babasının serbest bırakılması için mahkemelerde ricada bulunurmuş.” ya da “…sahipliği yapar.” ya da “…Pru’yu ırgalamıyordu açıkçası.” ya da “…gülerek-”…
Kendi sayfamıza geldiğimizde üç noktayı koymadan önce uzunca düşünüyoruz, ardına yerleştireceğimiz birkaç kelime bulmak zorlaşıyor, 53. Sayfaya atlamak yerine kapağımızı kapatıyoruz.
Geceleri çok da fark etmiyor yaprakların rengi, ışık olmayınca bulutların ardına saklanan aya suç bulamıyoruz, gözlerimizi kapatsak kayboluyor birden nasılsa, gölgemiz uzadıkça uzuyor yanımızdan geçen farla, sonrasında sağımızdan kıvrılıp yok oluyor. Arkamıza bakmaya cesaret edemiyoruz.
Bir alışveriş mağazasının tuvaleti kapılarını açtığında bizlere, cennete girmiş gibi seviniyoruz hoş kokulardan, sifonu çekene kadar tedirgin oluşumuz arkamızda bırakacağımız ışıktan ama biz hala gecenin altında, tepelere kurulu yollardayız. Solumuzdan arabalar geçtikçe sesi duyuyor, varlığımızı hatırlıyoruz. Yutkunsak aslında, şimdiye kadar çektiğimiz acıların yanında ufacık bir çentik gibi kalacak. Kafamızı duvara dayadığımız an karşımızda oturanın surat ifadesindeki değişimi görememek görmekten daha utanç veriyor belki. Eller bazen gözlerin önüne çekilen barikat olabiliyor.
Rüzgârın uğultusu çıkarken dalların arasından ve geldikçe kömür kokusu burnumuza, hep o kullandığımız çoğul kavramlar uçuveriyor, aslında sadece bir kişiyiz, anlattıklarımızı kime anlatıyoruz, kime anlatmaya çalışıyoruz ki, biz çoktan tek başımıza kalmışız. Fayda da etmiyor kendimizle konuşmak, aynanın karşısına geçip aksimize yumruk atanlarız.
Düşmemizin sebebi de kelebekler, her zaman birilerinin yakamızdan tutup insanlara yukarılardan bakmamızı sağlayan altıncı katlara bizi geri çekeceğini düşünüyoruz, kendimize yediremesek de kelebek değiliz, düşeriz. Geçmişi gösterdiğimiz parmak ucumuzun önündeki arkamızda, bizi tutacaklar yok, birilerinin halimize güldüğüne adımız gibi eminiz, oysa onlar arkamızdan ağlamak için bekliyorlar.
Kafamızı pencereden çıkarmak için hava çok soğuk ya da içinde bulunduğumuz otomobil çok hızlı ilerliyor. Saymakta güçlük çektiğimiz trafik lambalarının boyunlarının eğikliğini bize acımalarına yormamak gerek, kesikli yol çizgilerini düz bir çizgiye indirgeyenler onlar. Nereye gittiğimizi de sormadık henüz kendimize, yollar nasıl olsa hiç bitmiyor.
Ayağımızın altında ezilen meyvelerin yumuşak hissi bizi kendimize getiren, biz dayansak da esen uğultuya tutunamayıp kendini yere bırakanlar var. Ortada ne bir ışık ne de biz, sadece kendimiz ve ayağımızın altında asfalt. Gelmişiz, oturmuşuz birilerinin karşısına kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Aynanın karşısına geçip kendimize bakabildiğimizde tüm sorunun ortadan kalkacağına da inanmak istiyoruz. Biz sadece düşlerin üzerimizi örtmesini beklerken aklımıza bir de toprak karışıyor, kalkmak istediğimizde kalkamıyoruz yattığımız yerden hâlbuki toprak çok güzel kokar yağmurda. Denemekten yorulmayan bedenimiz, sifonu çekmesini de biliyor, sayfayı çevirmesini de.
Sayfa 53, incir aslında güzel bir meyvedir.


Fotoğraf buradan alınmıştır.
paylaş:

self medicated (2005)


Yönetmen: Monty Lapica
Senaryo: Monty Lapica
Oyuncular: Monty Lapica, Diane Venora, Michael Bowen
Tür: Biyografi | Dram
Yıl: 2005
Süre: 107 dak.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
Ödül: 25 ödül, 1 adaylık
IMDb Puanı: 6.5/10
Metascore: 51/100

Babasının ölümüyle hayatı başka diyarlara sürüklenmeye başlayan 17 yaşındaki Andrew, annesiyle birlikte yaşayan, zeki bir çocuktur. Bir dönem karnesinde A’lar ile ailesini sevindirmiştir bile. Lakin babasının ölümü onu bunalıma sokmuş ve babasının ölümünü kabullenmeyen genç için hayat ot, içki, uyuşturucunun verdiği hazdan fazlası değildir.
Kocasının ölümüyle kullandığı depresyon haplarının haddi hesabı olmayan anne karakteri ise aslıda çocuğundan çok da farksız değildir. Aralarındaki tek fark, anne karakteri kullandığı hapları legal yollarla, yeşil reçete ile alırken çocuk ise illegal yolları tercih eder. Her geçen gün hayatları daha da kötüye giden aile, her deneme de aralarındaki bağın daha da zayıfladığını görür. 
paylaş:

river's edge (1986)


Yönetmen: Tim Hunter
Senaryo: Neal Jimenez
Oyuncular: Crispin Glover, Keanu Reeves, Ione Skye, Dennis Hopper
Tür: Suç | Dram
Yıl: 1986
Süre: 99 dak.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
Ödül: 3 ödül, 5 adaylık
IMDb puanı: 7.0/10

Geri plana atılmış iyi bir film olma özelliği taşıyan River’s Edge, bir grup lise öğrencisinin başından geçen bir cinayeti ve bu durum karşısındaki davranışlarını inceliyor. Grup içinden birinin kız arkadaşını öldürüp bunu diğer arkadaşlarına söylemesiyle başlayan olay, kişilerin bu duruma nasıl yaklaştığını ve bundan sonraki davranışlarını çözümleyerek devam ediyor.
Aslında film cinayetten ve cinayetin işlenmesinden çok kişiler üzerindeki etkilerine değiniyor. Film cinayet etrafında bile ilerlemiyor. Bu sebeple oyuncuların performansları ve filmdeki diyaloglar gerçekten iyi. Bundan sonrasında ise arkadaşlık kavramını çokça izliyoruz.
paylaş:

asla yeniden çekilmemesi gereken 30 film



İzlediğimiz bir filmden sonra acaba bu filmi tekrar çekseler nasıl olur diye merak ederiz ya ve bazen de yeniden çekim bir film izlediğimizde orijinalinin yerini tutmadığını görürüz yahut yeniden çekim versiyonunu daha çok beğeniriz. İşte Total Film de kendi çapında bir liste oluşturmuş, konu ise yeniden çekilmemesi gereken filmler. Listede bu konuya ait 30 film bulabilirsiniz. Listenin altındaki linkten ise neden bu filmlerin yeniden çekilmemesi gerektiğini okuyabilirsiniz.
İşte bahsi geçen 30 film:
paylaş:

gummo (1997)


Yönetmen: Harmony Korine
Senaryo: Harmony Korine
Oyuncular: Nick Sutton, Jacob Sewell, Lara Tosh
Tür: Dram
Yıl: 1997
Süre: 89 dak.
Ülke: ABD
Dil: İngilizce
Ödül: 4 ödül ve 2 adaylık
IMDb Puanı: 6.1/10

Pembe tavşankulağı takmış, tuvalette akordeon çalan yarı çıplak bir çocuk, meme uçlarına bant yapıştırıp çekmeyle memelerini büyütmeye çalışan iki kız, sokaklardan topladıkları kedileri suda boğan ya da tabancalarıyla öldürüp kilo başına Çin restoranlarına satan ve kazandıkları parayla özürlü kardeşini satan adama gidip özürlü bireyle ilişkiye giren iki genç, tornadonun etkisiyle mahvolmuş bir kasaba ve bu yıkımdan sonra normal insan yaşantısı formundan yavaş yavaş uzaklaşan insanlar, akıllara zarar, sinir bozucu, farklı bir film.
paylaş:

Dünya Çeviri Günü kutlu olsun: Ölüm Pornosu'nun çevirmenine 3 yıla kadar hapis isteniyor!


İstanbul Basın Savcılığı Chuck Palahnıuk’un ‘Ölüm Pornosu’ isimli kitabıyla ilgili bir soruşturma başlatmış, kitabı T.C. Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu Başkanlığı’na göndermişti. Soruşturma sonrası Türkçeye tercümesini yapan Funda Uncu ile kitabı yayınlayan Ayrıntı Yayıncılık’ın sahibi Hasan Basri Çıplak hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Davanın "30 Eylül Çeviri Dünya Çeviri Günü"ne denk gelmesi hayli ironik!

İstanbul Cumhuriyet Savcısı İsmail Onaran’ın hazırladığı iddianamede, kitapta cinsel organlara kadar detaylara yer verildiği ve bu anlatımların kitabın birkaç yerinde değil tamamına yakın bölümde bulunduğunu belirtildi.

Kitap üzerinde yaş uyarısının bulunmadığını ve bu nedenle küçük yaştaki çocukların ulaşabileceğinin dikkate alınarak, kitabın T.C. Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu Başkanlığı’na gönderildiği vurgulandı.

İddianamede kurul tarafından yapılan incelemenin sonucu da yer aldı. İnceleme sonrasında söz konusu kitapta birçok gayri ahlaki ve edebi olmayan anlatımların bulunduğu ifade edildi. Kitabın asıl ağırlığının cinselliğe yöneltilmiş olduğu ve bu nedenle toplumun ahlak yapısı ile bağdaşmadığı bu hali ile de müstehcen bulunduğu belirtildi. İddianamede, yine Muzır Kurul raporundaki ifadelerle, ülkelerin ahlak anlayışlarının birbirinden farklılık gösterdiğinin bir gerçek olduğu, kitabın hiçbir uyarı yapılmadan satışa sunulduğu ve çocuklara ulaşmasını engelleyecek hiçbir önlem alınmadığı dolayısıyla suçun oluşumu için yeterli olduğu vurgulandı. Muzır Kurul'un yetişkinler için hazırlanmış bir kitap için traji-komik raporu ilgili haberi ve raporun tümünü bu haberimizde görebilirsiniz: İşte Ölüm Pornosu Raporunun Tamamı!

Yayınevi sahibi Hasan Basri Çıplak alınan ifadesinde suçlamaları kabul etmediğini belirtti. Çıplak, yazarın dünyaca ünlü bir kişi olduğunu, eserde pornografinin değil kadının bir meta olarak kullanılmasının eleştirildiği, yayın evlerinde bu yazarın basılan onuncu kitabı olduğunu belirtti. Kitabın tercümanı Funda Uncu ise alınan ifadesinde kendisinin çevirmenlik yaptığını Ayrıntı Yayınevi’nde yazarın sekiz adet kitabını çevirdiğini eserin kendisinin tercüme ettiğini görevinin kendisine teslim edilen eserin aslına sadık kalarak tercüme etmek olduğunu ve mesleğini icra ettiğini belirtti.


paylaş:

this is england (2006)


Yönetmen: Shane Meadows
Senaryo: Shane Meadows
Oyuncular: Thomas Turgoose, Stephen Graham, Jo Hartley
Tür: Suç | Dram
Yıl: 2006
Süre: 101 dak.
Dil: İngilizce
Ülke: Birleşik Krallık
Ödül: BAFTA Film Award, 8 ödül ve 14 farklı adaylık.
IMDb puanı: 7.8/10
Metasore: 86/100

Faşizmi anlatan diğer filmlere nazaran farklı üslubuyla duruşunu belli eden bir film This is England. Çünkü faşizmi anlatırken bunda kötü bir hal varmış gibi anlatmıyor aksine insanlar faşizmin arkasına saklandıklarında elde edeceklerini, duygularını, kendilerini motive ediş şekillerini inceliyor. Üstelik bahsi geçen insanlar gerçekten yaşadıkları vatanı bu kadar çok seviyor mu, bu yüzden mi yabancılardan nefret ediyorlar yoksa kendilerindeki savaşma arzusundan mı bu nefret doğuyor, bu nefret insanoğlunda nasıl bu derece ileri seviyede olabilir gibi soruları da sormaktan çekinmiyor. Üstelik filmin başlarında avlanmaya gittiklerindeki yakma yıkma arzuları ve bundan zevk almaları bunu düşünmemize de sebep oluyor.
paylaş:

2010un en iyi 10 korku filmi


2010 yapımı korku filmlerine değinen Film School Rejects ekibi izlenilen filmlere ayrı yorumlar getirirken en iyi 10 filmi de sıralamış. Listede gördüğümüz ve ilkten “bu korku filmi mi?” diye tepki verdiğimiz Black Swan için ise muhtemelen böyle tepkilerin geleceğinden ötürü korku filminin aslında ne demek olduğunu açıklamış ve bu yüzden bu filme de korku filmi diyebiliriz demiş. Belki gerilim demek daha doğru olur, neyse.
İşte bahsi geçen 10 film:
paylaş:

en iyi gençlik filmleri (2000-09)


Listenin konusu bu kez gençler. Argo konuşmaları, rekabetçi davranışları, ergen tavırlarıyla beyaz perdeyi süsleyen bireyler.
Film School Rejects seçkisiyle 2000lerin başlarındaki en iyi gençlik filmleri:

paylaş:

la fille sur le pont (1999)


The Girl on the Bridge.
Yönetmen: Patrice Leconte
Senaryo: Serge Frydman
Oyuncular: Vanessa Paradis, Daniel Auteuil
Tür: Komedi | Dram | Romantik
Yıl: 1999
Süre: 90 dak.
Ülke: Fransa
Dil: Fransızca, İtalyanca, azıcık Türkçe
Ödül: Golden Globe adaylığı, 5 ödül, 15 farklı adaylık
IMDb Puanı: 7.5/10
Metascore: 75/100

22 yaşına 2 ay kalmış Adèle’in yaşamındaki birkaç ayının anlatıldığı söyleşi benzeri konuşmayla başlar filmimiz. Şanstan bahseder ve kötü talihin hiç yakasını bırakmadığını ifade eder, ağlar da. Onun istediği sevmek ve sevilmektir sadece. Ama başarısız olunan ilişkileri onu sona doğru sürüklemiş kendisini en sonunda bir köprüde bulmuştur. Ama anlatıldığına göre köprüler bu hayattan kurtulmak için uğrak yerlerden biridir. İnsanın ölümle yaşam arasında gelip gidişi belki de suyun suokluğunu düşünmesiyle ortaya çıkar. Hâlbuki tek yapması gereken ellerini bırakıp gözlerini yummasıdır. Üstelik insanoğlu önüne sunulanlardan ders de çıkarmalıdır ve bu Adéle için pek de mümkün sayılmaz. Sürekli yeni bir ilişki dener, onu sevebilecek, Bay Doğru’yu arar durur. “Gerçek mutluluğu hiçbir zaman yakalayamadım.” der.
paylaş: