de helaasheid der dingen (2009)

The Misfortunates.
Çölde Kutup Ayısı.
Adına yaraşır bir konu, bir film, bir hikaye.
Ergenlik çağlarını o deli zamanlarında bir çocuk, sorunlu amca, sorunlu bir baba. İçki, çöp, bir ev ve yaşamlar. Ceza olarak verilen ödevler, cezanın yarattıkları, gelecek, aynı hatalar, aynı oyunlar, farklı pişmanlıklar.
2009 yapımı filmi Felix Van Groeningen yönetmiş ve filmin tek ödülü var, o da Cannes Film Festival’dan.
2009 yapımı olmasına rağmen Türkiye’de yakın geçmişte beyaz perdede gördüğümüz filmi anlaşılan IMDb kullanıcıları da pek izlememişle yada oylamamışlar. Onu bilemem fakat yaklaşık 2200 kişinin oyuyla puanı 7.5 ve komedi-dramla karşımızda.
Farklı film severlerin kaçırmaması gereken bir yapım.



ekleme(13 temmuz 2011): Film an itibari ile IMDb'den 7.4 puan almış. Bu kötü olan haber, iyi olansa artık filmin 2 ödülü var. İstanbul Uluslararası Film Festivali'den en prestijli ödül olan Altın Lale(Golden Tulip) ödülü de artık Çölde Kutup Ayısı'nın.


paylaş:

munich (2005)

Katletmek ve katledilmek. İki tarafın da korkunçluğu, kötülerin yanında masumları öldürüp adına “intikam” koyup kendini avutmalar, 164 dakika dram, tarih ve gerilim.
1972 Münih Olimpiyatlarında 11 İsrailli atlete düzenlenen suikastın perde arkasını irdeleyen filmin yönetmen koltuğunda 3 Oscar sahibi Steven Spielberg oturmuş.
Başrollerde ise Eric Bana, Daniel Craig ve Marie-Josée Croze var.
Gerçek bir olayı anlatan 2005 yapımı filmin 5 dalda Oscar’a adaylığı bulunuyor ve 7 farklı ödül sahibi.
Film sahnelerindeki gerçekçilik, filmi başarılı kılan etmenlerden sadece biri.
Ortalama 85bin IMDb kullanıcısı filme 10 üzerinden 7.8 değer biçmiş.




paylaş:

persepolis (2007)

Marjane Satrapi’nin çizgi romanından uyarlama olan 2007 yapımı Persepolis, İran devrimini, o dönemin tarihini ve devrimden devletin, halkın ve ailelerin nasıl etkilendiğini küçük bir kız çocuğunun gözünden anlatan başarılı bir animasyon.
Oscar, BAFTA ve Golden Globes’a adaylığı ve Cannes Film Festival’dan jüri ödülü dahil 17 ödül sahibi ve yönetmen koltuğunda Vincent Paronnaud ve Marjane Satrapi’nin oturduğu 96 dakikalık bir film.
Iron Maiden’ın, Metallica’nın adının geçtiği Eye of the Tiger’ın söylendiği hoş bir film.
Animasyon, biyografi ve dram kategorilerine filimin IMDb puanı ise 8.0 ve Metascore’u 90/100.
Eski İran ile şimdiki İran arasındaki farkları ve bir bireyin ülkesinden kopuşunu anlamak için çok iyi bir film.




paylaş:

RocknRolla (2008)

Muhasebeciler, rock yıldızları, gangsterler, Ruslar…
Hepsi Londra’da bir Rus gangsterin emlak piyasasına oynadığı oyunla ele geçirdiği paranın peşine düşen ve kendi payını almak isteyen farklı hayatlar.
Ölmeyen adamlar, güzel bir kaçış, bitmeyen bir kaçış, sürekli bir kaçış…
7.3 IMDb puanına sahip RocknRolla, 114 dakikalık bir aksiyon-suç filmi.
Başrollerde Gerard Butler, Tom Wilkinson ve Idris Elba var. Filmi yazan ve yöneten Guy Ritchie.
Ve akıllara kazınan o replik:
“whisky is the new vodka!”





paylaş:

the rocky horror picture show (1975)

Tim Curry’nin başrolünü üstlendiği, Jim Sharman’ın yönettiği The Rocky Horror Picture Show, 1975 yapımı, komedi, müzikal dalında kült bir film. 100 dakika uzunluğundaki film, döneminde olduğu gibi günümüzde de değerini hala sürdürüyor. Tim Curry’nin oyunculuğuna hasta olunası bir yapıt. Film, Academy of Science Fiction, Fantasy and Horror Films(USA)’den “Hall of Fame” ve National Film Preservation Boards’tan “National Film Registry” ödülüne sahip.
Film IMDb’den yaklaşık 45bin kullanıcının oylamasıyla 7.1 puan almış.
Filmin konusu ise, iki genç birbirlerine âşıktırlar ve evlenmeye karar verirler. Yağmurlu bir gecede arabalarının lastiğinin patlamasıyla olaylar başlar. Telefon etmek için yol kenarındaki şatoya giden genç çifti sürpriz olaylar beklemektedir.
Film çılgın karakterler  tarafından müzik yoluyla anlatılıyor.




paylaş:

wicker park (2004)

Sinemaların en küçük salonlarında gösterilen, dilimize “hep seni aradım” diye çevrilen IMDb kullanıcılarının da 6.9 puana layık gördüğü güzel bir film Wicker Park. Esas oğlanın vitrinlere bakan bir bayana aşık olmasından, tiyatro sahnelerindeki aynalara kadar her şeyi anlatıyor aslında. Çevrilen dümenlerin sonundan gelen gözyaşlarının çaresizliği, buz gibi bir parkta buğulanan dudaklar, aşk, hüzün, dram, gizem ve romantizm.
Başrollerini Josh Hartnett, Diane Kruger, Rose Byrne ve Matthew Lillard’ın paylaştığı 2004 yapımı filmin yönetmeni ise Paul McGuigan.
Tam bekleme anında, umudun giderek tükendiğini hissettiğin işte o anda Mogwai’den “i know you are but what am i” parçası da fondan duyulunca işte şimdi olmuş dememek zor.
Geri dönüşler, insanın başından alan dans, müzik ve bir film. 
Tutku nelere yol açabilir?
Wicker Park, izleyicilerin arşivlerine eklemek isteyebileceği en iyi romantik filmlerden biri.




paylaş:

derin flaş


Karanlığın içindeki aydınlanan tek gözümün akına inat her yer siyah, her yer buğulu ve saat gece yarısını çoktan geçmiş. Şeytan saatinden uzaklaşırken anbean yokluğumdan dem vurmaya kalkıştıkça belki de bu olanlar, belki de sadece beynimin oyunlarından en zoru, en korkuncu.
Ortalıkta hiç ses yok, ortalık çoktan kaçmış…
Flaş.
İliklerim bile titrerken gözümü alan tek yansıma, tek varoluş, tek…
Yüzüme gelen kan fışkırması gibi, sıcaklığını hissedebiliyorum yanan tenimin. Bir sonraki kurbanın kim olduğunu düşündükçe, beynim midemi kemiriyor ve fareler gezindikçe karnımda, ayak parmaklarım tırnaklarını ittiriyor, sırf bana acı çektirmek, sırf durumun ciddiyetini hemen kavrayabilmem için. Zaman hiç olmadığı kadar hızlı akıyor.
Oluklarıma dolan hisler, balonlaşırcasına sıkıştırıyor ruhumu kendi giysisinde, derim çatlayacakmış gibi, her yerdeler ve gittikçe yaklaşıyorlar.
Yere düşen metalin zeminde çıkardığı ses.
Flaş.
Kaçacak delik arıyorum, pencerenin kenarında beyin fırtınalarına susuyorum, zaman daraldıkça, içime sığmayan yüreğimden başka ses çıkaran yok, sessizlikte kendimi kaybediyorum.
Sokak lambasından süzülen ışık tek umudum, kaybolmak için karanlığa saklanmak yetiyor.
Ayak seslerinden tiksiniyorum, kusasım geliyor, her yerdeler ve yaklaşıyorlar.
Gecenin bir vakti, ayaklarım yürümekten vazgeçmiş vaziyette, pencerenin kenarına çakılmış gibi, olanları gördüğüm için kendime küfrediyorum.
Karşı apartman yıllanmış, eskimiş, kararmış, barındırdığı pisliklerden yıpranmış, üzgün ve kahroluyor. Apartman hiç olmadığı kadar yorgun, hiç olmadığı kadar acımasız… İçine düşülen kara delikten farksız.
Flaş.
Dakikada bir aydınlanan karşı pencereden gördüklerim için her an, her saniye kendimi suçluyorum. Siyah odanın aydınlanması, çıplaklık, soğukluk, tere karışan kanlar, kırmızılık, şiddet ve acı.
Ağzı bağlanan birinin gözlerindeki keskinlik, yardım dilenme, korku ve bitmişlik.
Her darbede çekilen matlaşan bir beden, kaydedilen fotoğraflar, siyah-beyazlığa püsküren kırmızılık.
Onun bedeninden akan kanın sıcaklığını kendi vücudumda hissediyorum, sanki benim ağzım bağlı, sanki her kesik benim tenimi yarıyor, sanki her yaradan süzülen kan benim kalbimden pompalanıyor.
Acıdan çiğnenen bir dil ve ıslanmış kirpikler, göğüs arasından süzülen ter damlaları, gözbebeklerindeki derinlik, fotoğraflar, zevk alan beyinler bütünlüğü, orgazm olan bedenlerdeki organların büyümesi ve boşalmalar.
Flaş.
Durmayacaklar, sırf gördüklerim için peşime düşecekler, her dakikaya lanet okuyorum.
Flaş.
Durmayacaklar.
Flaş.
Bunu biliyorum.
Flaş.
Beynim uyuşuyor, gözlerim ağırlaşıyor, yutkunamıyorum, ellerim titriyor, düşüyorum, başımda keskin bir ağrı, bilincim gidiyor.
Durgunluk, her şeyi boşlama, zaman akıp gidiyor, her yerde olanlar her yerde, dur durak bilmiyorlar, fareler de var, peynirler de, kemirgenler, sinekler, her an her dakika, bedenim katılaşmış gibi, hareket kabiliyetimi yitirdim sanki, kalkamıyorum, beynim yerinde kaynıyor, hiçbir yerde ışık yok, gözlerimi açıyorum, göremiyorum, gözlerimin açık olduğuna eminim, kalmak istiyorum, ellerim bir şeylerle bağlanmış, üşüyorum, çıplak olduğumu fark ediyorum, beynime her şey, tüm gerçekliğiyle, en acımasız bir şekilde çivileniyor.
Kaçamayacağımı biliyordum.
Nefeslerini hissediyorum, orada, karanlığın içindeler, duyuyorum.
Bekliyorum, ilk darbenin, ilk bıçak sertliğinin ne zaman vücuduma ineceğini merak ediyorum. Gözlerim açık. Nefesimi tutuyorum.
Flaş.


paylaş:

i saw the devil (2010)

Akmareul Boatda.
İntikam hiç bu kadar ağır, hiç bu kadar şiddetli olmamıştı.
Eşinin sapkın bir seri katil tarafından öldürüldüğünü öğrenen gizli ajan, iki haftalık izne ayrıldığında belki de hayatının en korkunç günlerini geçireceğini ve nefret denilen olgunun vücuduna bu kadar çok enjekte edildiğini bilmiyordur.
Zevk almak için öldüren, gözü dönmüş katil de en az kendisi kadar deli birine çatacağını ancak zaman geçtikçe anlayacaktır.
Güney Kore’nin önde gelen yönetmenlerinden Ji-woon Kim tarafından çekilen film, insanın tüylerini ürperterek, midenin bulanmasına bile neden olabilecek düzeyde.
141 dakikalık filmin IMDb puanı 8.0.




paylaş:

mulholland dr. (2001)

Genç bir bayan başarılı bir aktris olma umuduyla Hollywood’a gelir ve kendini çıkmazın içinde bulur. Gizemli bir araba kazası sonucu geçmişini hatırlamayan bir kadını yerleştiği dairede bulan bayan, çemberin aralıklarından sızabilmek için geçmişi ve anıları deşmeye çalışır. Bu oyunda fark edilmeyen tek gerçekse izlenilenin hangisinin yaşanılan hangisinin hayal olduğudur.
David Lynch’in en iyi yapıtlarından biri olan Mulholland Dr. izleyiciyi her filmde olduğu gibi yanıltıyor ve şaşırtıyor. Etkilenmemek elde bile değil.
Başrollerini Naomi Watts, Laura Harring ve Justin Theroux’un paylaştığı film 147 dakika uzunluğunda ve IMDb’den yaklaşık 111bin kullanıcının oylamasıyla 8.0 puan almış.
Oscar’a adaylığı olan filmin 33 ödülü (BAFTA ve Cannes da dahil) ve 30 farklı adaylığı bulunuyor.
  



paylaş:

eastern promises (2007)

'Every sin leaves a mark!'
Genç bir Rus kızı, kollarındaki iğne izleri ve karnındaki bebeğiyle hastaneye kaldırıldığında hayatını kaybeder. Vücudundaki darp izleri olayın göründüğünden daha karmaşık olduğunu açıklamaktadır. Kurtulan bebeğin hayat hikâyesini öğrenmeye çalışan bir ebe, kızın çantasında çıkan ve Rusça yazılmış bir günlükle olayı deşmeye başlar.
Gizli örgütler ve Rus mafyasının da içinde olduğu bir dünyanın göbeğine düşen ebe, görünenden farklı olayları anlamakta zorlanacak ve sır perdesini aralamakta biraz olsun gecikecektir.
Başrollerini Naomi Watts, Viggo Mortensen, Armin Mueller-Stahl ve Vincent Cassel’in paylaştığı, 100 dakikalık filmin yönetmeni David Cronenberg.
Film Oscar’a aday gösterilmiş ve 24 ödül sahibi.
Filmin IMDb puanı ise yaklaşık 78bin kişinin oylamasıyla 7.8.




paylaş:

little miss sunshine (2006)

Little Miss Sunshine adlı güzellik yarışmasına katılmak isteyen küçük bir kız, insanları kazananlar ve kaybedenler diye iyi gruba ayıran idealist bir baba, intihardan yeni kurtulmuş eşcinsel bir amca, uyuşturucu bağımlısı bir büyük baba, sürekli Friedrich Nietzsche okuyan, pilot olmak isteyen ve konuşmama yemini eden bir ağabey, eşine zıt, çocuklarına bağlı bir anne…
Trajikomik bir yol macerası, iterek çalışan sarı renkli VW minibüs, karşı çıkmalar, umutlar, renk körlükleri, ölümler.
İki Oscar, 41 farklı ödül ve 48 adaylık sahibi filmin yönetmen koltuğunda Jonathan Dayton ve Valerie Faris var. Başrol oyuncuları, Steve Carell, Toni Collette ve Greg Kinnear.
Film 101 dakika uzunluğunda ve IMDb’de yaklaşık 160bin kullanıcının oylamasıyla 8.0 almış.




paylaş:

videodrome (1983)

“Long live the new flesh!”
Hangisinin hayal hangisinin gerçek olduğu anlaşılamayan bir dünya, reyting uğruna soft porno ve şiddet görüntüleri yayınlamaktan çekinmeyen bir televizyon yöneticisi, izlendikçe beyin tümörüne sebep olan “videodrome” denilen underground bir kaset, video oynatıcısı konumundaki vücutlar, şekil değiştiren nesneler, bilim-kurgu, gerilim, gizem.
1983 yapımı filmin yönetmen koltuğunda David Cronenberg var ve başrolde James Woods.
Yönetmenin en iyi yapımları arasında gösterilen film, anlaşılması zor, olgusal anlamsızlıklarla sarılı sürreal bir çalışma.
87 dakika uzunluğundaki filmin 3 ödülü var ve IMDb puanı 7.3.





paylaş: