zebani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zebani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Rüyalarımdan Nefret Ederim

Dostum Umut,

Zaman akıyor, zaman büyüyor, zaman geri dönüyor ya da zaman duruyor... Beni terk eden karanlık tüm gücüyle zamanı geri çevirip üstüme yürüyor. 

Üç ya da dört gün önce yıllardır uykularıma uğramayan karabasan, muhteşem bir dönüş hazırladı. O yarım açık bilinçle, köpeklerin tuzağına düşürdü beni. Berkay'ı bile kullandı. Üç kere uyanıp Berkay'ın odasına girdiğimi düşündüm. Hatta uykudan uyanıp salondaki küçük yastıkları alıp geri döndüğümü bile düşündüm. O lanet kütle, o insanı acımasızca yatağa seren babil canavarı... Uykumdan mı uyandım, yoksa yeni bir kör düşe mi sızdım? Bilmiyorum, aynı rutin, aynı bitmişlik, mekanik saat gibi ara ara üstüme yapışıyor. Bok varmış gibi büyüdük ya, korkularımız da kocam oldu artık. 

Dün ne kadar sıradandı benim için, sabah erken uyanıp, temizlik yaptım. Dandadadann dinleyerek kahvaltı hazırladım. Güzel bir gün başlangıcıydı yaşanan. Gün kendini geceye bağlayana kadar, herkes düşlerimin içinden çıkıp buharlaşınca zaman, o mukaddes güçlü maske, en küçük hücreleriyle yüzüme yapışır, ben de gecenin boşluğuna düşerim. Zaman ilerliyor, dış dünyanın sikik paralel bağlantıları benden sürekli bir şey bekliyorken ben yine de kendime gelmeye ve o maskeye var gücümle tutunmaya çalıştım. Güçlü maskeler insanı her şeyden korur ama kendi ruhundan, kendi acımasız hücrelerinden asla korumaz. 

Gece üç olmuştu, ben dört saatlik uykunun düşüyle kendimi yatağa saldım. Tavanı rotluyor, pencerenin aralık kalmış pervazından ışığa bakıp belki küçük bir hüzmeyle ruhumu aydınlatırım diyordum. Gece üçe bir çeyrek daha eklemişken uyuya kaldım. Uyku nedir? Benim için hep rahatsız bir ortanca kardeş, ya da kavrulan bedenime damlayan bir iki damla soğuk su... Ötesine geçmiyor beklentim. Uykuya dalmadan önce, camın önündeki leke miyim yoksa camın arkasındaki görünmez göz müyüm diye düşünürüm. Dün yine uykuya daldım. Çok fazla rüya göremiyorum diye şikayet ederken, rüyalarımdan nefret edecek hale geldim. Evet uzun zamandır hatırladığım bir rüyam yok, şöyle ruhumu okşayan aydınlık bir rüya... Lanetlendik ya bir kere her şeyi terk ettik, doğanın düzenine, ahlakın tüm yalancılığına baş kaldırdık ya, her şey ters gitmeli, ters gittikçe nefretim büyümeli. Her neyse dün gece rüyalarım çok tuhaflaştı başka bir boyut kazandı, insan rüyasında Arfata kalır mı arkadaş? İnsan rüyasından inanmadığı bir dine geçişin ilk cümlelerini söyler mi? İnsan rüyasında kurtarıcıyı bir molla olarak görür mü? Mevzu bahis benim 5 milimlik iki beton çivisine sıkışmış ruhumsa, cevaplarda hayır asla olmaz. 

İstanbul'un gökdelenlerinin içine alacak kadar büyük bir ateşin üstündeyim, cayır cayır yanıyorum ama acı hissetmiyorum. Kokuyorum arkamdan transparan yaratıkları geliyor, içimden geçip canımı yakıyorlar. Binaların üstünden koşuyorum, ne oluyor, neden uyanamıyorum? Garip yaratıklar ateşten daha çok korkutuyorlar beni.Uzun bir süre bu transparan yaratıklarla mücadele ettikten sonra gözümü açıyorum, pervazın aralığındaki ışığa bakıp neden ölmüyorum ki diyorum. Derin bir nefes... Neyse rüyaymış... Sabah uyanıp işe gideceğim diye kendime ve her şeye küfredip tekrar uykuya dalıyorum. Beş dakikalık uyanık kalma hali, film arası gibi sanki. Uykuya daldığım gibi yeniden cehennemin dibini boyluyorum. Cehennem de değil aslında Araf diye düşünüyorum. Cehennemden daha kötü bir yer varsa orası da Araftır. Transparan yaratıklar koca ejderhalara, zombilere, zebanilere dönüşüyor. Koşmaya başlıyorum ateşlerin içinde bir Yeni Zellenda hayal edin, Orgların sevimli, küskün lanetli ormanların süs bitkisi olarak kaldığı anlatamadığım ama gözümün önünden gitmeyen korkunç bir diyarda, bu koca oğlanlardan kaçmaya çalışıyorum. Ölmek istemiyorum diyorum, Tanrım ne olur ölmek istemiyorum. Burada olmaz burası ölmek için iyi bir yer değil. Koşmaya devam ederken bir zebaniyle yüz yüze geliyorum kocaman ağzıyla üstüme çöküyor, salyaları kafama damlarken kelime-i şehadet getiriyorum, inançsız biriyim, ya ben bunu neden yapıyorum derken, o kocaman ağzın içinde kalıyorum, ayaklarım hala yere basıyor. Korkuyorum ve peş peşe iki kere daha kelime-i şehadet getiriyorum, Müslüman ölmek için değil, gerçekten kurtulmak, bu yaratıkların üstünde mistik bir kontrol kurmak için yapıyorum bunu. Üçüncü kelime-i şehadeti getirdikten sonra, yeşil parka giymiş, kafası sarıkla sarılmış, yüzünü göremediğim bir molla şalvarıyla gökten zebaninin başına inerken, zebani beni terk  edip ona doğru koca korkunç kafasını çeviriyor. Molla sırtından bir kılıç çıkarıp onun kafasını bir hamlede kesiyor. ikinci, üçüncü yaratık derken hıhhhhhhhhhhhhhhhhhhh diye uyanıyorum.

Yataktan çıkıp direkt ışığı açıyorum tuvalete gidiyorum, kapıyı kapamadan işiyorum, çıkıp evin tüm ışıklarını açıyorum, Berkay'ın odasını kontrol ediyorum. Bir sigara içmeliyim, ellerim korkudan beton yarma makinesi gibi titriyor, paketten bir sigarayı zar zor  çıkarıp yakıyorum. Beş, altı nefeste bitiriyorum sigarayı. 

Uyuyabilir miyim ki yeniden? Bilgisayarı açıp solandaki kanepeye kıvrılıyorum, bari haber kanalı falan açıp kafayı dağıtayım diyorum. Sabahın beş buçuğunda CNN'de Ardanın mutfağı, NTV'de Vedat Milör... Tanrım şaka bu diyorum, ikisi de kızarmış et yemekleri ile ilgili konuşuyor. Kanepeye uzanıyorum bir anda camda iki tık tık sesi, ne oluyor diye sıçrıyorum sabahın altısında eve gelen bir arkadaş.

Tanrım eğer varsan bence artık anlaşmalıyız, bu gönderdiğin yaratıklar ve molla senin işaretlerinden biriyse seni daha medeni olmaya çağırıyorum diye kendi kendime söylenirken kapıyı açıp arkadaşı içeri alıyorum, neyin var diyor. Rüya kötü bir rüya hepsi bu....

İşte böyle Umut, karanlıktan kurtulmak için ne yapmak lazım bilmiyorum ama şu rüyalarımdan nefret ettiğim kesin.

Cüneyt
paylaş: