mesih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mesih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dijital Tanrı ve Mesih

Neresi olduğunu bilmediğim bir yerdeyim. Koşuyorum. Nereden, nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Tek bildiğim koşuyor olduğum. Soluklanmak için duruyorum. Çevreme bakıyorum, herhangi bir canlıdan eser yok. Binalar yıllardır terk edilmiş gibi. Şehrin tam ortasında kocaman, göklere uzanan bir bina var ve tek terk edilmemiş bina bu gibi. Binaya doğru yürüyorum. Kapısına geldiğimde dokunmatik bir ekran karşıma çıkıyor ve beni taramaya başlıyor.     Tarama bittikten sonra "giriş reddedildi" yazısı çıkıyor. Kırılabilecek bir kapı ya da benzeri bir şey yok. Sağ alt tarafta eski moda bir kapı açılıyor. Kapıdan içeri girip önüme çıkan merdivenlerden yukarı çıkıyorum. Yorulana kadar çıkıyorum.Karşıma tekrar dokunmatik ekran çıkıyor. "İzinsiz giriş" yazısı çıkıyor ve alarm çalmaya başlıyor. Tam o anda birisi geliyor ve dokunmatik ekranı devre dışı bırakıp alarmı kapatıyor. " Hoşgeldin, biz de seni bekliyorduk " diyor. Beni takip et manasında el işareti yapıp yürümeye başlıyor. Adamı takip ediyorum, bir odaya giriyoruz.Monitörlerde binlerce, uyuyan insan görünüyor.Adam;
     "Aklındaki tüm soruları cevaplayacağım, merak etme " diyor ve anlatmaya başlıyor.
     "Dünya, gördüğün üzere yaşamının sonuna geldi. Nüfus 3200 yılında 250 milyara ulaştı ve Dünyadaki tüm kaynaklar tükenme seviyesine geldi. Savaşlar çıkardık, etkili olmadı. Kimyasal silahlar denedik, işe yaramadı.Bilinçli olarak nükleer santral patlattık, nükleer bombalar attık nüfus yine de istediğimiz seviyeye inmedi. Dünya tükenmeye devam etti.
    Bu tüketimi durdurmak için tüm dünya liderleri bir karar aldık. Yeni geliştirdiğimiz teknoloji ile insanları uyutacak ve zihinlerinin canlı kalmasını sağlamak için hayat boyu sürecek, kendi yarattığımız ve kontrol edebildiğimiz rüyalar görmelerini sağlayacaktık. Uyuyan insan minimum ihtiyaçla yaşayacak ve Dünya'nın kendi kendini yenilemesini umacaktık.

   İnsanlar, şehir içme suyu şebekesine katılan uyku ilacıyla uyutulup  merkezlere getirildi. Merkezlerde bilim adamları onları bu makinelere bağlayıp yarattığımız rüya evreninde yaşamalarını sağladı. Rüyalarda rüyayı gören dışında her şeyi kontrol edebiliyoruz.
Bak mesela; bu, rüyasında Afrika'da bir çocuk. Sefillik çekiyor ve muhtemelen yakında ölecek"
   "Rüyada ölen insana ne oluyor?" diye soruyorum hızlıca. Anlattıklarını aklım almıyor gerçekten. Bunun bir rüya olduğuna inanmaya başlıyorum
   " Rüyada ölürse başka bir rüyaya sokuyoruz "
    " Neden rüyada sefillik çekiyor? Bu bir rüyaysa neden uçan insanlar veya ütopik bir dünya yaratmadınız? 
    " Eğer, gerçeklerden çok uzak bir rüyada uzun süre kalırsan rüya olduğunun farkına varırsın ve bu, bizim istemediğimiz bir şey. Bu yüzden gerçek dünyaya benzer bir dünya yaratmaya çalıştık."
    " Anlıyorum " diye cevap veriyorum. Bir kelimesini bile anlamıyorum.
    " Bak bu da Tanrı Afrika'daki çocuklara neden yardım etmiyor " diye soran 16 yaşında bir genç " diyor ve gülüyor. " Edeyim mi? " diye devam ediyor gülerek.
    " Tanrı olduğunu mu sanıyorsun? " 
    " Hayır, onlar tanrı olduğumu sanıyorlar. Bana dua ediyorlar. Bazılarının bana olan inancını tazelemek için dualarının gerçekleşmesini sağlıyorum "
    " Peki onların neler yapacağını kontrol edebiliyor musun Tanrı ?! " diye alaycı bir şekilde soruyorum.
    " Dediğim gibi, sadece değişkenleri kontrol edebiliyorum. Onların ne yapacağı sadece onların elinde. Ben onlara milyarlarca kombinasyondan oluşturduğumuz yolları sunuyorum, hangi yolu seçeceklerine onlar karar veriyorlar.  Kader diyorlar buna da.
    " Hiçbir şey anlamıyorum, bilmek de istemiyorum. Bilmek istediğim tek şey neden burda olduğum. "
    " Bizden nesiller önceki bilim adamları zaman makinesini icat ettiler. Biz de onu senin zamanının geçmişine gönderip geçmişten geleceğe yolculuk edecek ilk insanı beklemeye başladık. Sen de o makineden geçip buraya gönderilen seçilmiş kişisin. Ama görünen o ki hafızanı kaybetmişsin yolculuk sırasında. "
    " İyi de neden? "
    " Geleceği görüp geçmiştekilere mesaj vermen için. Dünyayı daha dikkatli kullanıp bu geleceği önlemek için. Bir çeşit Mesih gibi. Ben Tanrıyım, sen de de benin Mesihimsin. "
    " Bu geleceği yok ettiğimde zaman makinası da icad olmuş olmayacak "
    " Öyle bir paradoks var evet. Ama olan olmuştur, geri alınamaz.Zaman makinesinin icad olmamasının yarattığı hiçlik, herhangi bir değişkene etki edemez. Anlayacağın şekilde söylersem, gelecekte olmayacak olan, geçmişte olmuş olan şeye etki edemez.
    " Bana inanmazlar insanlar. Hem artık Din diye bir şey kalmadı. Nasıl ikna edeceğim, bana deli diyecekler. "
    " Seni bugünün teknolojisiyle donatacağız. Şu an zamana bile etki  edebilen buluşlar var ve bunlarla onları etkileyeceksin. Bir nevi Mucize. "
    Hiçbir şey anlamıyorum, düşünemiyorum. Kendimi tanrının kollarına bırakıyorum.
    " Şimdi seni bu makineye bağlayıp 2013 yılı geçmişine göndereceğiz. "
     Gerçekten 2013 yılındayım. Demek ki söyledikleri doğruydu. Ben artık Mesihim.
                                                                     ...........
    " Son zamanlarda bu tip kaçaklar artmaya başladı. Güvenlik önlemlerimizi arttırmamız lazım. Kendi ayaklarıyla bize gelmiş olmasa büyük sorun olacaktı."
    " Yıllardır rüyada olmak beynini pelteye çevirmiş, düşünemiyordu bile. Baksana geçmişe gittiğini sanıyordu. "
    " Yazık, gerçekten inandı Mesih olduğuna "
paylaş:

Bir Adam Bir Beden Üç Hayalet

I
Mesih patlamış, yeryüzü bulanık. Nihilizm kendi suratına tükürecek kadar kendisiyle bütünleşik… Ey bu nörodöllerden doğan yeni piçler! Silahlanın Alabildiğine silahlanın, silahtan oluşan bir hayat kurun. Cephanelikleriniz mabediniz olsun, şiddet tanrınız… Durun ve fışkırtın döllerinizi, akıtın oluk oluk. Doğurtun katillerinizi.

II
Ruhun bataklık zamanlarından gelen adamlar sarmış etrafımızı,  gelişi güzel sıraya dizilmiş beton bloklardan süzülmüyor ışıklar. Sürekli “ben” diyen platin saçlı kaltakların altına girmiyor bu zamanda şık fiyakalı arabalar. Ellerindeki silahları göremiyorum; ama eminim orada bir Baretta kendini saklıyor. Hangi karanlığın soytarısı çaldı yeşili elimizden. Göremiyorum, körlüğe bulaşmış retinadan fırlıyor Jean Genat’ın hayaleti. Kaç zaman bekledik sakıncalı yalnızlıkların tarihi geçmiş acılarını? Bir zamanlar ben vardım, kendimi bulup yırtıp atan; tekrar bulup var etmenin peşinde koşan. Etrafımı saran Kalabalığın sanrılarından çıkıp zamana meydan okuyacak anıları resmetmeye değer mi kırmızı elmayı dalından koparıp yemek? Kimsiniz, hangi prospektüs kurtaracak zavallı aklınızı? Sanrı zamanlarınızı arkanızda mı bıraktınız, modern tıbbın size hazırladığı kurtuluşun keyfini sürdüğünüze inanıyorsanız, siktirin gidin, bırakın bu metni elinizden. Boş vereceksiniz sanrılarınızın kurduğu karınca kolonilerini, biz sokaktan çevirdik Shakspear’i “Olmakta var olmamak da, tabi ki götün yiyorsa.”

III
Hastanın kendisine telkini, biraz boktan, bir miktar değişken sesten oluşan, biraz acı biber, azıcık da tarihi geçmiş öğreti...Parke zeminle bütünleşmiş anksiyete devam ediyor. Tüm vücudum kasıldı. Tavana bakabiliyorum sadece. Aniden midemden başlayan ve tüm vücuduma yayılan istila sesleri ya da bir kasılma midemden yukarı doğru koşuyor, kafatasıma varıp, kafatasımın arkasına basınç uyguluyor. Tanrım çakayım sana, gene uzun bir kriz yolladın. Anıları hatırlamak zorlaşacak, her şey flulaşacak. Kriz vücudumu kilitledi, basınç kafamın arkasından dilime gidiyor ardından büyük boşluğun çığlıkları. Sanki beynimi deşiyorlar, damarlarıma hava veriyorlar. Büyük çığlıklar duyuyorum ve maalesef ses bana ait.   Bu sefer kaçmak yok, onun tüm dayatmalarına karşın, burada çığlıklarımla ve kasılan vücudumla ona savaş açıyorum; aslında hep savaş açıyorum ama hala zaferim yok, hep tarumar olan ben. Bir anti-gerçek beni gerçeğin en keskin hali ile sürekli savaşır hale getirdi. Yirmi belki de daha fazla yıl… Beni kontrol ediyor. Varlığın tüm bileşenleri, gözlerimden aşağı atlıyor. Daha aşağı, en dibe… Hep bu karman çorman yolculuk, her halim kendimden geçiş, her geçişin ardından cehennemin istila ordusunun ortasında yenilgi… Tüm olan biten biraz saldırganlıkla harmanlanıyor beynimde. Saldırı kaldığı yerden yeni bir sanrı oluşturuyor, sesler duyuyorum ama bana ait değiller.
paylaş: