müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

nicki minaj'dan bol popolu video klip: anaconda


Vücudundaki silikonların toplam ağırlığı vücut ağırlığının %50’sini oluşturduğunu düşündüğümüz Nicki Minaj Anaconda isimli bir video yayınladı. 2 gün geçmesine rağmen neredeyse 20 milyon defa izlenen bu seksepalitesi yüksek video klip bol bol popo içeriyor. İzlenme oranının bu denli yüksek olmasının sebebini silikonlu popolara bağladığımız parçadan kesitler ve video aşağıda.
Zaten içinde “my anaconda don’t want unless you got buns, hun, oh my gosh, look at her butt” ifadesi geçen şarkıda popo olmasaydı pek şaşırırdık.
Parçanın 3:26da yer alan iğrenç gülme sesini de dinlemeden geçmeyin.







paylaş:

tame impala'nın başı dertte


İnsanlar nelerle uğraşıyor yarabbim diye bazen soruyoruz. Haber Şili’den. Bir internet sitesi Tame Impala’nın pek sevgili Feels Like We Only Go Backwards adlı parçası ile Arjantinli şarkıcı Pablo Ruiza’nın Oceano isimli şarkısının birbirine çok benzer olduğu ile ilgili şaka maksatlı haber yayınlıyor ve bunu gören Pablo Ruiza da Tame Impala’ya hırsızlık suçlamasıyla dava açmaya karar veriyor. Yani şaka oluyor kaka.
İlgili haberde yer alan benzerlik şu videoyla açıklanmış:


Biz iki tarafa da birbirine hiç benzemeyen en az 100 şarkısı olan muhteşem sanatçımız Serdar Ortaç’ı dinlemelerini ve özgün şarkı yapmanın ne demek olduğunu Serdar Ortaç dinleyerek keşfetmelerini öneriyoruz.
Yine de yeri gelmişken Feels Like We Only Go Backwards’ı baştan sona dinlemek güzel olabilir.

paylaş:

şarkı sözlerinden coca-cola şişelerine

Ülkemizde adı daha çok kafayı yemiş mümin kardeşlerimizin boykotlarıyla gündeme gelen Coca-Cola’nın pazarlama girişimlerinden biri olan isim yazılı şişelerini itiraf edin siz de kendi isminizi ya da yazdığınız kızın/oğlanın adını arayarak bulup aldınız, hatta Instagram’a bile koydunuz. Yemeyin bizi. Neyse. Aklıselim bir vatandaş dinlendiğinde içimizi kıpır kıpır eden Mambo No. 5 adlı şarkının sözlerindeki hatun isimlerinin bulunduğu şişeleri rafa dizmiş.

Reklama para vermese kendi kendine reklam oluşturma özelliği bulunan Coca-Cola, bir süre daha beleş reklamlarla bizlerle birlikte olacak.

“A little bit of Monica in my life /
A little bit of Erica by my side /
A little bit of Rita is all I need /
A little bit of Tina is what I see /
A little bit of Sandra in the sun /
A little bit of Mary all night long /
A little bit of Jessica, here I am…”



(via buzzfeed)
paylaş:

beach house'dan yeni single: saturn song



  
  Lense records’un 14 sanatçının seslerini uzayda kaydedip bunlardan yeni parçalar ürettiği çalışmasının son ürünü beach house tarafından verildi. Voyager 1 ve Voyager 2 uydularının kayıt yaptığı bu çalışma, the space project, 19 nisan’da görücüye çıkacak.

paylaş:

ağır çekim beatbox


Flula Borg adındaki bu kişi, beatbox yaparken kendini videoya çekmiş ve ağır çekimde nasıl bir görüntü oluştuğunu merak etmiş. Ortaya da bu iş çıkmış. Dudaklar bir acayip öyle değil mi?

Kendi için dinozor vajinasına benzediğini ifade ediyor. Biz henüz dinozor vajinası görmediğimiz için bu yorum hakkında bir şey diyemiyoruz.


paylaş:

The Test

Film başlamalıydı; ama müziksiz olmazdı filmler…

Sıralandı küçük kelimeler, adım atmaya çalışırken hüzün aktı yerden, sonra yağmur yağdı ve ufak ufak kayboldu aradıklarım. Bir de fırtına çıktı sahneye, tamamlandı görsel efekt ve arkadan hiç ayrılmayan vuu vuu sesi…
Film başlamalıydı; ama müziksiz olmazdı filmler her ne kadar müziksiz bir film hatırlamasam da… Saçma sapan kıç kadar büroda ayrıntılarda boğulurken aklıma takılanları sıralamadan, etrafımdaki insanlara dağıtılacak bir şeyler vermem gerekiyormuş bu gün. İzdiham yaşanmalıydı ben yüreğimin kirli pıhtımsı kanlarını dağıtırken.  Bir de müzik olmalıydı, bu metnin temeliydi müzik. Azıcık massive, azıcık yorke, ve anlaşılmaz melodik ruh tınıları…
Nereden aklıma takıldı bilmiyorum;ama şimdi senin için şarkılar dinleyip onları yazacağım tekrar. Bu çatafatlı işe başlıyorum.

Massive Attack... A Prayer For England 
Shuffle raydan çıktı. Durumu tamamen kontrolüne aldı. Kıç kadar büroda beynimin beyin açıcı algısal modu etkisini iyice artırmaya başladı, nedense bir bira içesim geldi ama şartlar uygun değil neyse…
Zor zamanların hüzün baz-oyunbaz-zamanı bozan çocuklarının ıslak çimlerde kendini kaybettiği oyunların şarkısıydı çalan. İsimler akıldan dışarı çıktı. Kimsenin adının önemi yoktu. Bazen en belirgin olan şeyler kaybolmalıydı. Hep ölüm vardı birbirini bulan bir avuç serserinin aklında. Ortak acılarımız olmalıydı; ama bu acının tarifi hiç bir zaman yapılmadı, yapılamazdı da zaten. Çünkü her şeyimizi bu acının tarifi yok edebilirdi. Ortak hareketler mevcuttu. Küçük boyun hareketleriyle sallanmalıydı kafalar. Bu durum bir bitimin başlangıcı olurdu bazen. Ardından baş dizin üstüne kilitlenirdi, ellerle diz kapakları gizlenirdi, gözler ve yüzler artık aşağıda kalan karınlıkla yüzleşmeye hazırdık ki çoğu zaman karanlık her şeyimizi kazanırdı. Atılan barbutta ben hep altı- altı, karanlık hep iki-bir... Şimdi her şey onun. Belki barbutun sayıları tam tersti ama şimdilik bu detay çok da önemli değil. Önce karanlık beni satın aldı, sonra pazarlamaya başladı paralel durumların pezevenklerine. Karanlık kayboldu bense karanlığın en bereketli fahişesi oldum artık. Etiketim asla barkottan geçirilmedi, geçirilemezdi de zaten...
şarkı bitti.

Chemical Brothers... The Test
Hüznü akmış coğrafyadan elektronik bir buhran sarmaya başladı beynimi. Dramatik bir sesten çıkan renklerin aklımda yarattığı görüntülerden fırlayan karelerle birleşen renkler… Tek kelime etmedi renkleri gören Transilvanya’nın ilk ve tek seri katili.
Ritmik bir cinayete eş değer bu şarkıda olan biteni anlamak için ingilizce bilmeliydim; ama olsun bilmeden yapılan yığınla eylem varken ben de bu eylemlere bir yenisini ekliyorum.
Transilvanya’nın bataklıklarından fırladı sarı saçlı ve mavi gözlü bir çingene çocuğu, kurumuş sümüğünü biriktirmişti küçük burnunda. Koşuyor ve bağırıyor. Hayatında yaşayacağı ilk tramvanın çığlıklarını sallıyordu zamanın kaybolduğu bir coğrafyaya.  Evet, görmüştü. O, o gün katili görmüştü ve katil beş sene sonra onu öldürecekti; çünkü şu anda yaşananlar aslında beş sene sonrasına ait bir tramva testiydi. O durdu ve sahneyi tanımaya çalıştı. Girdiği koridordan sola döndüp doktorun odasına girdi. Aslında Transilvanya bir bakıma Yeşil Yurt Devlet Hastanesinin piskiyatri bölümünün sınırlarıydı. Oradaki çocuk; kara kuru, kalın kaşlı, ela gözlü bir Kürt çocuğuydu ve hayatın ona verdiği son test “Kendi Cinayetinin Sınırlarını Çizmek” başlığına sahipti, o sürekli a şıkkını işaretledi; çünkü b,c,d,e şıklarını okuyacak zamanı yoktu. Testte en çok işaretlene şık a ise kendi cinayetini aydınlatmak için kendisinden başka birine ihtiyaç duyacaktı.
Şarkı bitti.

Massive Attack... Heat Miser
Öncelikle sesisi artırmalıyım. Bir dönemin bütün karanlığını da karartan enstürmantal dedikleri şey… Tek bir kelimeye bile ihtiyaç yok. Yaratılan intihar senaryolarının as aktörü... Piyano beynimi ele geçirdi, sol bileğim kırıldı, sağ bileğim  ağlayarak öldü. Arabanınn dikiz aynasına bakarken yanımdan vızıt diye geçen yaşamları izlemek, beşinci ve üstüne gelen ardaşık bilmem kaçıncı biranın etkisiyle boş otobanda sonsuza doğru basılacak hız limitleri hesabını yaptığım şarkı… 195 km, 200 km yi gördüğüm hızlarda co-pilot misali arabada takılırken yarttığım en baba intihar olgusunun tınılarıdır bu şarkı. Nereden denk geldi bilmiyorum. Bir suhffle hediyesi. Araba otobandan çıktı, piyanonun sesi kısıldı, kent yıkıldı ve
Şarkı bitti.

Aylin Aslım... Dalgalar
Boştu sokak, elimde bir şey kalmamıştı. Massive Attack çakması bu ruh bir şeyler mırıldanıyordu.
Ve dalgalar çıkmalıydı sahneye...
Ne senin için
Ne benim için
Ne başkları için..
Dalgalar sadece bir intihar haberi olarak tv ekranlarını parçalamalıydı. “Bu şehirde sevdiğim her şey kaybolmuş gibi” Bu şehir senin miydi? Senin olan bir ruhun bir beton yığınına ihtiyacı var mıydı? Dalgalar çıkmalıydı tekrar; bu şehri almak için. Betonları yıkmak için...
Küçük bir tepeden izlemeliydin sen suyun intikamını, su kimden ne için intikam alacaksa, sen de o intikamın üstünde durup dinleyeksin sadece korkutulmuş damarların birleştirdiği o mekanik, melonkolik vahşet senfonisini…
şarkı bitti.

Massive Attack... Unfinished Semphony
Siyah bir kadın çığlığı aklımı ele geçirdi; ama bu sefer siyah karanlık bir etki yaratamazdı; çünkü kadın imgesi güzelliklerin başlangıcı olabilirdi.
Massive Attack her ne kadar bu iki kelime 100 bilmem kaç metre karelik ortak hayatımızda çift taşşağı olan biriyle en çok taşşak geçilen konu olsa da düşük bir atak yaratma etkisinden çok, yüksek bir çığlığın melodik yapısıydı bu şarkı için. Senin hüzün anlayışındaki huzura takviye edilecek bir kaç kolonya damlası olmalıydı. Beyinin damarlarına açtığın küçük yaraları kolonya damlalalarıyla yıkamalıydın çünkü; kolonya her nekadar üstüne atladığı yarayı yaksa da beş dakika sonra acı bir rahtalama komutu gönderir akla. Artık haytımda kolnonya bir bağ oluşacak. Hissedebiliyorum bunu.
Şarkı bitti.

Tom yorke... Eraser 
Boşlukta sallanan iki çizgi birbirne çarparsa ne olur?
İkisi de kaybolur.
Biri kaybolur, diğeri ağlar.
Biri ağlar, diğeri kahraman olmaya karar verir.
Birleşip intikam için boşluğa saldırırlar.
İkisi de yeniden birleşmek için ayrılırlar.
Ritmik bir uyarıcı bulup durumu renklendiriler.
İkisi de bu durumdan bıkar.
Biri elips olur, diğeri nokta.
Biri uzay matematiğine konu olur, diğeri uzay fiziğine.
Kağıdın üstüne düşerler.
Eğer kağıdın üstüne düşerlerse ne olur?
Kağıda yapışırlar.
Çocuklar kağıdı yırtar.
Çakmak kağıdı yakar.
Parmaklar onları yalnız bırakmamak için bir kaç çizgi daha çizer.
Silgi ikisini de siler.
Tom Yorke olurlar mı ki?
Şarkı biter.
şarkı bitti.

Replikas… Hiç ölü zanci yok
Ölüm duraksayarak damlarsa yüzüne, 
Yağmur kurursa kanamış gözlerinde,
Kayalardan bir ses duyarsan ve o ses kendi sesinse...
Eyvvallah hayat eyvvallah, bana şimdilik bunlar yeter, bir de bir şişe…
Bir de küçük bir sevgi dokunmaktan korkmayan
Bir de bir dirhem ışık ve kuruyan dudaklar için iki kelime
"Bu gün ölelim”
Güneşi yanımıza alıp cinyetler işleyelim sonra yakalım cesetleri
Dumanlarda yükselen umutsuzluk dalgaları 
Sahibine ulaşsın cinsiyetsiz rüzgarlarla
Bedenler sallansın gökkşağı dalgalarından 
Renk süzlüerken karışsın toprağa, 
Çürümesin umut dolsun tohumlara
Yaksın güneş sonra tohumları
Kurumuş kan yapışsın yağmurun yumuşattığı suratlara
Sonra cinsiyetsiz rüzgarlar değsin dalgalara
Güneş tekrar cinayetler planlasın
ölüm nedir diyenlerle ….
şarkı bitti...

paylaş:

Müziğin efsaneleri ve kıyafetleri

    Müzik tarihinin kilometre taşlarından sayılan çoğu ismin kendine özgü kıyafetleri vardır. Brezilya’lı sanatçı Frederico Birchal, işte tam da bahsettiğimiz konu üzerine yoğunlaşmış ve müziğin efsanevi sanatçılarının kendilerine özgü kıyafetleri üzerine bir çalışma hazırlamış.













paylaş:

İnsan Nasıl Aptallaştırıldı


   Konudan çok uzaklaşmadan kısaca insanın mitolojik tarihine, nasıl var olduğuna bir bakalım
   Dini kitaplara göre insan Tanrının meleklerden sonraki yaratısıdır. Tanrı siyah çamura şekil vermiş sonra da içine kendi ruhundan bir parça üflemiş ve kurumaya bırakmıştır. İnsanı kıskanan iblis - bu konuda meleklerin hür iradesi olup olmadığı, insanın var oluş amacının Tanrının hür iradeli bir varlık yaratma ihtiyacı olduğu konusunda çelişkiye düşülmüşse de yeterli bilgim olmadığı için bu konuyu deşmeyeyim - kurumakta olan insanın burun deliklerinden girip çıkmış, tekme atmıştır - yine bu kaynakların güvenilirliği tartışılır,Tanrının buna izin vermesi saçmadır aslında - sonuç olarak insan içinde Tanrı ruhu olan ama İblisin de ruhunu biraz da olsa barındıran bir varlık olarak var olmuştur.
Sonra Ademin yalnız kalmasından dolayı tanrı Ademin kaburga kemiğinden Havvayı yaratmıştır.
   Tasavvuf felsefesine göre ise Tanrı 3 iyi özelliğini ve bunların tam zıttı olan 3 kötü özelliğini insana üflemiştir. İnsan tasavvuf a göre de içinde çatışmalar yaşayan bir canlı olarak var olmuştur.
   Yunan mitolojisine göre ise insan Prometheus tarafından Tanrılardan öç almak için yaratılmıştır. Daha sonra Zeus insanı dizginlemek için insana benzeyen bir varlık yapmış sonra da Hermese bu varlığın içine kurnazlığı ve kindarlığı koymasını, Afrodite ise şehveti ve baştan çıkarıcılığı koymasını söylemiş ve bir kutuya koyup Prometheus un fazla zeki olmayan kardeşine yollamıştır hediye olarak. Epimetheus bu kutuyu açmıştır ve içinden ilk kadın olan Pandora çıkmıştır. Hatta Zeus şöyle der " insana öyle bir hediye vereceğim ki onlara zarar verdiğini hayatını mahvettiğini bilse de ondan vazgeçemeyecek " 
   Özet olarak çeşitli kaynaklara göre insan bu şekilde yaratılmıştır.
   Şimdi bu kaynakların doğruluğu tartışılır. Peki biraz düşünürsek insanın pek de zeki olmadığı sonucu rahatça çıkarılabilir. Peki hiç sorguladınız mı neden insan zeki olarak tasvir edilmedi? Adem neden Havvaya, Havva neden İblise kandı? Neden İblis insandan zeki gösterildi? Sen zaten böyle yaratıldın istesen de zeki olamazsın demek için, insanın bir şeyleri kabullenmesini sağlamak için olabilir mi? Çok zorlama bir mantık diye düşünebilirsiniz evet. Ama size dışarı çıkıp biraz bakınmanızı insanları dinlemenizi öneririm. Ya da çıkamayacaksanız bile biraz düşünün. İnsanın giderek aptallaşmaya başladığını göreceksiniz ve eğer beyniniz hala uyuşmadıysa neden böyle oldu diye sorgulamaya başlayacaksınız. Eğer başlamadıysanız hiç boşuna vakit kaybetmeyin. Ne yapıyorsanız onu yapmaya devam edin.
    Neden böyle oldu? Neden düşünmek yorucu bir hal aldı artık? Ne zaman düşünmekten korkar hale geldik? Ne zaman çok düşünme kafayı yersin der olduk birbirimize?
    Felsefi açıdan yaklaşmayacağım. Hem içinden çıkamayız hem de pek derinlikle bilmediğim bir konu felsefe. Ben size elimden geldiğince popüler kültürün insanı aptallaştırma öyküsünü anlatacağım.
    Hatırlamayacağınız üzere sessiz sinema döneminde yapılan filmlerin para dışında amaçları vardı. Modern Times, Gold Rush, Citizen Kane vb. sistemi eleştirmekti amaçları. Bunları yaparken de Şarloya gülüyordu insanlar. Bu filmlerden sadece gülüp çıkanlar vardı elbet ama az da olsa bazılarının aklında soru işaretleri kalıyordu. Evine gidince düşünmeye başlıyordu.
   Yıl 1975. Steven Spielberg un filmi Jaws vizyona girdi. Özel efekler havada uçuşuyor insanlar çok aşina olmadıkları bu " sanat " karşısında büyüleniyorlardı. Ama Jawsın bir özelliği daha vardı. Hiçbir şey anlatmıyordu film. Anlatmıyordudan ziyade düşündürmüyordu. Bomboş ama eğlenceyle geçen iki saat...
   Ve 8 milyon dolara mal olan film 260 milyon dolar gibi devasa bir kazanç ve şöhret getirmişti. Steven Spielberg insanın zayıf karnını, açığını bulmuştu. Beyne değil sadece göze hitap eden bir sinemacılık doğuyordu. Jawsı E.T ler, İndiana Joneslar takip etti. İnsanlar bu kolay eğlenceye tapmaya başladılar. Kolay ve eğlencelinin yanında zor ama düşündüren filmlerin tutunma şansı kalmadı. İnsan yasak elmanın tadına bakmıştı bir kere. Ve böylece popüler kültürün can damarı popüler sinema, aydınlık maskeli karanlık doğdu. Bu noktadan sonra yapılan tüm filmlerde de düşünen karakterler gereksiz ve can sıkıcı olarak gösterildi. Genellikle hippi ve kafası uçmuş komplo teorisi üretip duran karakterler olarak gözümüze sokuldu ve başlarına hep kötü şeyler geldi. Ben hatırlamıyorum ki bu tip karakterlerden biri bile mutlu sona ulaşsın. Hepsi dışlandı veya öldürüldü. Bunları ağzı açık beyni kapalı halde izleyen gençlerin de bilinçaltına düşünürseniz sonu bu olur mesajı işlendi. Sonuç ise ortada. Düşünenlerin nerd, freak olarak dışlandığı, aklını hiç kullanmayan futbol takımı kaptanının en popüler çocuk olduğu bir genç nesil...
   Aynı dönemde müzik de Jazz ve Bluesdan Rocka, Hard Rocka kaydı. Pink Floyd, Led Zeppelin, Deep Purple gibi gruplar Blues ritimlerini ve akorlarını değiştirerek yeni bir akım oluşturdular. Şarkıları bir şeyler anlatma derdindeydi. Her ne kadar hiçbir şey anlatmayan, sadece göze hitap eden Alice Cooperlar, Venomlar piyasada olsa da o dönemin zihinleri hala kullanılabilir gençleri bu grupların peşlerini bırakmadı. Ta ki düşünmekten yorulana kadar. Artık müzikal değer, anlamdan çok daha önemliydi. Çünkü bir yandan esrar içip bir yandan da sözlere kafa yoramazlardı. Ve müzik artık göze değil kulağa hitap ediyordu...
   Düşünen insanın neler yapabileceğini bilenler gençleri zehirlemeye karar verdi. Ve hala da kullanılan Sex,Drugs and Rock'n Roll furyası başlatıldı. Sinemayla zaten beyni tembelleştirilmiş genç nesil bu mottoyla bataklığın içine çekildi.
Sex beyni durduran yegane olgu, artık gençler için vazgeçilmez halini alan bir uyuşturucuya dönüştü. Uyuşturucu, azıcık da olsa kalan beyin kırıntılarını sildi süpürdü. Rock'n Roll da günah keçisi...
   Kurulan düzen hala işliyor. Yıl 2013;
   Sinema : American Pastası ve türkiye versiyonu Çılgın Dershane
   Müzik : Justin bieber, Nicki Minaj ve benzeri tekno ve pop şarkıları
   Ama neyse ki internetin icadı ile globalleşen dünya kurtarılmak isteyen,potansiyeli olan hala çürümemiş taze yerleri kalan beyinleri aydınlığa çıkarabiliyor. Her ne kadar sosyal medya denen popüler kültürün yeni kolu sinemanın, müziğin yaptığını 5 kat hızlı da yapsa hala umut var.
   Sinema : Bağımsız sinemanın yükselişi ile popüler, akılsız sinemaya karşı durulabiliyor
   Müzik : Hala Anathema, Tool gibi bir şeyler anlatmaya çalışan gruplar var
   Hala umut var. Düşünmek için. Sadece birazcık akıl. İnsan düştüğü bu bataklıktan ancak akıl yardımıyla kurtulabilir. Düşünmeye hep vakit var. 
   Sizden ricam kafeslerinizden çıkın. Dışarı çıktığınızda elinizdeki teknolojik aygıtlara bakmak yerine gökyüzüne bir bakın. Arkadaşlarınızla yüzyüze, gözlerinin içine baka baka konuşun. Havadan sudan konuşun, saçma da olsa bir şeyler anlatın. Analtılmış hikayeleri, yapılmış televizyon programlarını konuşmayın. Bir gözünüz telefonunuzda bir gözünüz arkadaşınızda olmasın. Geceleri en azından balkona çıkıp yıldızlara bakmaya çalışın. Evrenin ne kadar büyük, insanın ne kadar küçük olduğunu anlamaya çalışın. Yalvarıyorum size, kalkın artık. Bilmediğiniz sokaklarda korkusuzca yürüyün. Keşfedin. Korkarak yaşamaktansa cesurca ölün. Emin olun bu yaşamak değil. Yaşamak bunlardan çok daha falzası.
    Nasıl değil, neden diye sorun kendinize.

   Korkmayın. Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına yapmayın, sizden başkasına yapılmasına da izin vermeyin, karşı çıkın. Savaşın. Çürüyoruz. Yaşam kafesi içinde ölüyoruz.
   Gökyüzüne bakın. Dünyanın döndüğünü görün. Hayatın geçtiğini anlayın.
paylaş:

tüm zamanların en iyi 50 konser filmi


Total Film tarafından hazırlanan tüm zamanların en iyi 50 konser filmi listesini sizlerle paylaşmak istedik. Listede aynı zamanda konserde çalınmış en iyi parçayı da bulmak mümkün.


50. Shut Up And Play The Hits (2012)
En iyi parça: All My Friends

49. The Grateful Dead Movie (1977)
En iyi parça: Johnny B. Goode

48. loudQUIETloud (2006)
En iyi parça: Vamos

47. Concert For George (2003)
En iyi parça: Something

46. Justin Bieber: Never Say Never (2011)
En iyi parça: Baby

45. Rattle and Hum (1988)
En iyi parça: When Love Comes To Town

44. 9 Songs (2004)
En iyi parça: Slow Life

43. Hail Hail Rock And Roll (1987)
En iyi parça: Rock 'n' Roll Music

42. No Nukes (1980)
En iyi parça: Thunder Road

41. 1991: The Year Punk Broke (1992)
En iyi parça: Negative Creep

40. The Rolling Stones Rock And Roll Circus (1996)
En iyi parça: A Quick One While He's Away

39. Storefront Hitchcock (1998)
En iyi parça: Hitchcock snarls through Devil's Radio

38. Good To See You Again, Alice Cooper (1974)
En iyi parça: School's Out

37. Fade To Black (2004)
En iyi parça: Crazy In Love

36. Pink Floyd - Live At Pompeii (1972)
En iyi parça: Echoes, Part 1

35. Fela In Concert (1981)

34. No Distance Left To Run (2010)

33. Festival Express (2003)

32. Wattstax (1973)
En iyi parça: Theme From Shaft

31. Down From The Mountain (2000)
En iyi parça: Man Of Constant Sorrow

30. This Is It (2009)
En iyi parça: Smooth Criminal ve Who Put The Blame On Mame

29. Under Great White Northern Lights (2009)
En iyi parça: White Moon

28. The Concert For Bangladesh (1972)
En iyi parça: While My Guitar Gently Weeps

27. In Bed With Madonna (1991)
En iyi parça: Like A Virgin

26. Rust Never Sleeps (1979)
En iyi parça: Like A Hurricane

25. Neil Young: Heart Of Gold (2006)

24. Sign O' The Times (1987)
En iyi parça: If I Was Your Girlfriend

23. Shine A Light (2008)
En iyi parça: Champagne & Reefer

22. Glastonbury (2006)
En iyi parça: Heroes

21. Heima (2007)
En iyi parça: Hoppípolla

20. Soul Power (2008)

19. Ziggy Stardust And The Spiders From Mars (1973)
En iyi parça: White Light / White Heat

18. The Song Remains The Same (1976)
En iyi parça: Stairway To Heaven

17. Standing In The Shadows Of Motown (2002)
En iyi parça: I Heard It Through The Grapevine

16. Let It Be (1970)
En iyi parça: Get Back

15. Dave Chappelle's Block Party (2006)
En iyi parça: Killing Me Softly

14. T.A.M.I. Show (1964)

13. The Kids Are Alright (1979)
En iyi parça: My Generation

12. Elvis: That's The Way It Is (1970)
En iyi parça: You've Lost That Lovin' Feeling

11. This Is Spinal Tap (1984)
En iyi parça: Stonehenge

10. Jazz On A Summer's Day (1960)
En iyi parça: Old Rocking Chair

9. Buena Vista Social Club (1999)
En iyi parça: Chan Chan

8. Monterey Pop (1968)
En iyi parça: Wild Thing

7. Meeting People Is Easy (1998)
En iyi parça: Follow Me Around

6. Dont Look Back (1967)
En iyi parça: Lost Highway

5. Awesome; I Fucking Shot That! (2006)
En iyi parça: Sure Shot

4. Woodstock (1970)
En iyi parça: The Star-Spangled Banner

3. Gimme Shelter (1970)
En iyi parça: Under My Thumb

2. The Last Waltz (1978)
En iyi parça: The Night They Drove Old Dixie Down

1. Stop Making Sense (1984)
En iyi parça: Psycho Killer

paylaş:

en iyi 50 gitar solosu



Guitar World, rock and roll tarihindeki en iyi gitar sololarını puanlamış ve ortaya aşağıdaki sıralama çıkmış. Tabii her ne kadar belirli bir kritere göre puanlasalar da kişisel görüş belirtmek, bu performans diğerinden daha mı iyi benzeri yorum yapmak da istiyor insan. Neticede kıyaslama yapmak, hele hele performans kıyaslaması yapmak zor ve zahmetli bir iş olsa gerek ve öznel yaklaşımlardan kaçınılamaz.

50) "Shock Me" (Ace Frehley) - Kiss Alive II, 1977

49) "Europa" (Carlos Santana) - Carlos Santana Amigos, 1976

48) "Sympathy for the Devil" (Keith Richards) - Rolling Stones Beggars Banquet, 1968

47) "Jessica" (Dickey Betts) - Allman Brothers Band Brothers and Sisters, 1974

46) "Hot For Teacher" (Edward Van Halen) - Van Halen 1984, 1984

45) "Light My Fire" (Robby Krieger) - The Doors The Doors, 1967

44) "Alive" (Mike McCready) - Pearl Jam Ten, 1991

43) "Sharp Dressed Man" (Billy Gibbons) - ZZ Top Eliminator, 1983

42) "While My Guitar Gently Weeps" (Eric Clapton) - The Beatles The Beatles (White Album), 1968

41) "Brighton Rock" (Brian May) - Queen Sheer Heart Attack, 1974

40) "Reelin' in the Years" (Elliot Randall) - Steely Dan Can't Buy a Thrill, 1972

39) "Cortez the Killer" (Neil Young) - Neil Young and Crazy Horse Zuma, 1975

38) "Whole Lotta Love" (Jimmy Page) - Led Zeppelin Led Zeppelin II, 1967

37) "Sweet Child O' Mine" (Slash) - Guns N' Roses Appetite for Destruction, 1987

36) "Black Star" (Yngwie Malmsteen) - Yngwie Malmsteen Rising Force, 1984

35) "Cemetery Gates" (Dimebag Darrell) - Pantera Cowboys from Hell, 1990

34) "Paranoid Android" (Johnny Greenwood) - Radiohead OK Computer, 1997

33) "The Thrill is Gone" (B.B. King) - B.B. King Completely Well, 1969

32) "Machine Gun" (Jimi Hendrix) - Jimi Hendrix Band of Gypsys, 1970

31) "Stranglehold" (Ted Nugent) - Ted Nugent Ted Nugent, 1975

30) "Surfing with the Alien" (Joe Satriani) - Joe Satriani Surfing with the Alien, 1987

29) "For the Love of God" (Steve Vai) - Steve Vai Passion and Warfare, 1991

28) "Mr. Crowley" (Randy Rhoads) - Ozzy Osbourne Blizzard of Ozz, 1981

27) "Pride and Joy" (Stevie Ray Vaughan) - Stevie Ray Vaughan Texas Flood, 1983

26) "Smells Like Teen Spirit" (Kurt Cobain) - Nirvana Nevermind, 1991

25) "Aqualung" (Martin Barre) - Jethro Tull Aqualung, 1979

24) "Fade to Black" (Kirk Hammett) - Metallica Ride the Lightning, 1984

23) "Bulls on Parade" (Tom Morello) - Rage Against the Machine Evil Empire, 1996

22) "Sultans of Swing" (Mark Knopfler) - Dire Straits Dire Straits, 1978

21) "Time" (David Gilmour) - Pink Floyd Dark Side of the Moon, 1973

20) "Bohemian Rhapsody" (Brian May) - Queen Night at the Opera, 1975

19) "Floods" (Dimebag Darrell) - Pantera The Great Southern Trendkill, 1996

18) "Little Wing" (Jimi Hendrix) - The Jimi Hendrix Experience Axis: Bold as Love, 1968

17) "Cliffs of Dover" (Eric Johnson) - Eric Johnson Ah Via Musicom, 1990

16) "Heartbreaker" (Jimmy Page) - Led Zeppelin Led Zeppelin II, 1967

15) "Highway Star" (Ritchie Blackmore) - Deep Purple Machine Head, 1972

14) "Layla" (Eric Clapton, Duane Allman) - Derek and the Dominos Layla and Other Assorted Love Songs, 1970

13) "Texas Flood" (Stevie Ray Vaughan) - Stevie Ray Vaughan Texas Flood, 1983

12) "Johnny B. Goode" (Chuck Berry) - Chuck Berry His Best, Volume One, 1997

11) "Voodoo Child (Slight Return)" (Jimi Hendrix) - Jimi Hendrix Experience Electric Ladyland, 1968

10) "Crossroads" (Eric Clapton) - Cream Wheels of Fire, 1968

9) "Crazy Train" (Randy Rhoads) - Ozzy Osbourne Blizzard of Ozz, 1981

8) "Hotel California" (Don Felder, Joe Walsh) - The Eagles Hotel California, 1976

7) "One" (Kirk Hammett) - Metallica ...And Justice for All, 1988

6) "November Rain" (Slash) - Guns N' Roses Use Your Illusion I, 1991

5) "All Along the Watchtower" (Jimi Hendrix) - The Jimi Hendrix Experience Electric Ladyland, 1968

4) "Comfortably Numb" (David Gilmour) - Pink Floyd The Wall, 1979

3) "Free Bird" (Allen Collins, Gary Rossington) - Lynyrd Skynyrd, 1973

2) "Eruption" (Eddie Van Halen) - Van Halen Van Halen, 1978

1) "Stairway to Heaven" (Jimmy Page) - Led Zeppelin Led Zeppelin IV, 1971
paylaş:

8-bit radiohead

QuintonSung adlı YouTube kullanıcısının yaptığı çalışma oldukça ilgi çekici. Bizi çocukluğumuza, atari oynadığımız o döneme götürüyor.
Radiohead’in atari müziği yapsa nasıl bir şey ortaya çıkar ki sorusunu düşünmüş olsa ki ortaya bu çalışma çıkmış. OK Computer ve Kid A albümlerinin tamamını aşağıda dinleyebilirsiniz.




paylaş:

bedeninin koordinatları


Gördüklerimin, duyduklarımın, bildiklerimin hepsi bacak aramın kalbine açtığı bir holiganlık savaşı ve yaptığımız herkesin herkese karşılığı, bir tür terör. Kalbinin koordinatlarını bilse karanlıklarım, füzelerimi çoktan salmıştım üzerine, sonrasında gelen yanmış et kokusu.
Takvimlerin arkasına sığınmış bir çeşit yaşamdan kaçmaca bizim yaptığımız, ölüme gözümüzü kapama, sırtımızdakinin bıçağına ensemizi dayama. Bilinmezlikler içindeki kör çukurların içine tükürüldüğünde suyun bir nevi bizle dalga geçmesi gibi bir şey. Ciğerlerimizden kan gelene kadar yapılan brutal.
Filozofluk taslanacak biri bulunduğunda ağzının ortasına çifteliyi dayayıp savlarımızı kabul ettirme çabası belki de. Flu düş kırıklarımızı japonla yapıştırıp likörler koymak içine ya da sadece sıcacık suyun içinde bileklerimizi kesip not bırakmadan ağzımızda bir gülme havası veda etmek tüm olumsuzluklara ve bu altı bağlı, çişini kaçıran dünyaya.
Viyolonsel çalmasını bilseydim seni yapardım enstrümanım ve yayımı sürttükçe bel kıvrımlarına, çizikler açılırdı acısı sonradan gelen, bedenimde ve bir de bira rengi saçlarının vücudundan akması. Benim sinekkaydı tıraşım, senin çıplaklığın ve bir de inek yalamış saçlarım. Gözlerim kapalı elim elinde yayımı değdiriyorum sütun bedenine ve göğüslerinden akan birkaç damla süt, emzirecek gibisin beni adeta yeniden doğuracaksın.
Birkaç kişi bulalım, zorla şu ana kadar demediklerini dedirtelim. Yapsak bunu güzel olurdu tabii sen bedeninle cezp ederdin herkesi, benim smokinli bedenim ve sonrasında aynalara bakmalar, düşüncelerimizden her kaçışımızda üzerimize püsküren geçmiş günler, her ne olursa olsun bizdeki üzünç duygusu ve bastıran bunaltı, gök her zamankinden daha parçalı, bulutlar çoktan sarmış üstümüzü ve karşımızda oturan ağlamaklı insan sürüsü. Dedirtiyoruz her gırtlak nefesimizde demediklerini, yapmayıp da yapmak istediklerini tüm kirliliğiyle yaptırıyoruz, sarhoş ederken müziğimizle ve ardından gelen bir tür trajedi rüzgârı.
Yazılanların altını yeşile boyayan programlar dışında yok ki yazılanların yanlış olduğunu söyleyen ve bir de aşırı sert şarkılar bu dünyanın düzenine karşı. Ayıp edilen tüm cümlelerin kırık bütünlüğünden başka medet umacak düşünce kalmadı beynimizi besleyen sinirlerin kıvrımlarında ve düşündük bunların hepsini diyen kendini bilmez keşler.
Uzun uzadıya felsefik yaklaşımlar çıkartması bu bedenlere ve ırmaklardan süzülmece dersleri, yatak çeşidinin merak etmeden, kulakları tırmalayan hazlı bir çalgı.
Daha başka yerlerinin koordinatlarını bilsem, aynanın karşısında durduğunda aksine denk gelecek yerlerimin koordinatlarında yer alan nesneleri sokasım gelirdi düşünmeden. Bilirdim kayganlıkları ve avuca gelen küçük körpelikleri. Dilimlerdim dilini dilimle ve dudaklarımda rujunun izleri kalırdı en koyusundan, savaş bile açardım teröre karşı.
İntihar ile şehit olmak arasındaki en büyük farklardan birisi medyanın en baş sayfalarında yer almak, biz gebermek için tüm yolların soldakini seçmişken başaramamanın verdiği mutlulukla devam ederken yaşantımıza farkına bile varırız yaşamak için sadece bir yaşam vardır. Evet, giymek için bir smokin, yemek için bir ekmek, içmek için bir bira ve sevişmek için sadece senin bedenin var. Çalmak içinse sadece sen ve bir yay parçası. Sürtüldüğünde tenine bedenimden çalınan kandamlaları hepsinin cabası.
Cehenneme inen yürüyen merdivenlerin farkına varmadın mı ne kadar da sıcaklar ve gözü kör eden bir kırmızılık. Hiç bu kadar kırmızıyı bir arada görmemiştik doğrusu.
İmkân verilse hep seni çalardım, bira içerdim, elim ısınırdı kırmızılıktan, koordinatlarını bilsem kıvrımlarının oralara sürterdim yaylarımı ve bir de bedenimden süzülen kırmızılıklar. Yapışkan ruhumuzu özgürlük denen fasafisoya savurmacalar. Falan filanla geçen ömrün törpülenmesi belki de acılarımızla ya da sadece ellerimin bedeninde gezinmeleri.
paylaş:

eylem olarak müzik

Yaşam denilen serüvende bazen öyle anlar gelir ki hayattan, kurulu düzenden uzaklaşmak ister insan. Kendine saklanacak, onu koruyacak bir delik, bir sığınak bulmak ister. Arkasına saklanacağı bir duvar örer elleriyle kafasını boşaltıp, sonsuzlukta var olmak için.
İşte müzik de bu duvarlardan biridir. Cinsi ne olursa olsun ölmek isteyip yeniden yaşamın kopuk halatlarına bağlanmak, milyonlarca insanın bulunduğu meydanın ortasında herkesi yok edip sadece benliğini ortaya koymak istediğinde, içindekiyle tek başına kalmak için güzel bir dayanaktır.
Uçurumdan kendini bırakan kelebeğin nasıl kayalıklara çarpmayacağı belliyse müziğin de insanı hayattan sileceği o kadar bellidir.
Müzik öyle bir şeydir ki insan, onunla adeta bütünleşir, insanın dış dünyasını kaplayarak insan içine dolup insana huzur verir.
Günümüzde insanoğlu, müziği çeşitli oluşumla katmış, onunla sevgili olmuş hatta müziği bir hayat tarzı haline getirmiştir ki müzik için bu, bir onurdur. Giyilen baştan aşağı siyah kıyafetler, garip tüylü tokalarla ayaklara takılan tozluklar, mavi renkli bol, düşük bel jeanler, kemer yerine takılan uzun zincirler, kollara takılan tasmalar ve yahut zarif suitler, yıllanmış kumaş pantolonlar, uzun sivri burunlu ayakkabılar, klasik siyah kravatlar… Çeşit farklı olsa da insanı ne şekilde etkilediği bir türden diğerine değişiklik göstermez. İster arabesk olsun, punk olsun, ister metal olsun, rock olsun, klasik olsun, halk müziği ya da pop olsun, insan birazcık bu hayattan uzaklaşıp, kendini farklı bir boyutta var etmek için müziğin kulaklarından girip beynine işlemesini ister.
Hayattaki zor durumlar, idamlar, suikastlar, devrim, aşk, ölüm, sevgi, politika, devlet gibi birbirinden farklı ama insan hayatında yer etmiş konuları işler müzik ya da sadece huzru.
Dünü bugününden kısa, bugünü gelecekten daha parlak, sevgilisini yeni aldatmış, karısını yeni gömen, üzerinde sigara söndürülen, hapse girmiş, sadece yazmak isteyen veya devrim yapmak isteyen insanların yazılarıyla bütünlük kazanan müzik, insanların basitçe söylemek istediğini dışarı vurmasıdır aslında.
Büyük bir konserin içinde saçlarını ileri geri savuran kızla, orkestrayı daha iyi görebilmek için balkondan yer ayırtmış takım elbiseli adamın ya da oturmak için çok geç kalmış, ellerinde kitaplarla ayakta durmayı beceremeyen ama kulağıyla müziği keşfe dalmış öğrencinin hissettikleri pek de farklı sayılmaz. Tümü, biran olsun rahatlamak, kafasındakileri bir kenara itip anın tadını çıkarmak ya da gözlerini kapatıp uyumak istemek gibi eylemleri gerçekleştirme isteğidir.
Farklı şekillerde de oluşturulabilir gerçek müzik: koridorda sessizliği yıkıp geçen mini etekli kadının topuklarının çıkardığı ses, sigaradan bıyıkları sararmış simit satan amcanın bağırması, ormanda koşarken kuş cıvıltılarına karışan dalın çıtırdama sesi, yayın adeta eti kesen bir jilet gibi tellere sürtünmesi, uzun siyah boyalı tırnakların elektro gitara değdiğindeki ses, gece elbiseli şişman kadının ellerini açıp haykırması, bebek odasından gelen ninni, şairin şiiri, mazlumun ağıtı, kavga edenlerin feryadı, otobüslerin gürlemesi, neşterin kemiğe değmesi, suyun yere çarpması, alarmın ötmesi, bunların hepsi müziktir kanımca. Aslında müzik, seslerin ne sırada geldiğidir kulağa.
Senfoni orkestraları her zaman konserini verirler dünyaya seslerini yazdırmış isimlerin. Bu bir kandırmacadır. Onlar da bilirler ki bir sesin tekrardan yaratılamayacağını. Ses öyle bir şeydir ki kimisi için gürültü, kimisi için müzik.
İster gürültü olarak görülsün ister şaheser olarak, müzik insan yaşamında yer etmiş ruhu oradan oraya sürükleyen bir eylemdir.
paylaş: