gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

sor



Sor!
Nedir çare?

Gece uyanmadan, gün uyumadan derin derin; sor!

Sorun ey yüreğimdeki biçare, bencil duygular, nedir diye bu telaşın?

De!

Bekledin yıllarca nedir bu gün ile yarışan teleşın, de!

Deyin hastalıklı duygular telaşlanma diye!

Çelin çelimsiz aklımı, kışkırtın beni aklıma karşı..

Çare üretmeli bu dil,

Ellerim garip! 

Bağrım yanarken hırıltılarla, nasıl olur da soğuk duyarlar;
tenim de bi garip?

Ellerim bile dost değil size biçare duygularım,
Olsalardı da yapışırlardı boğazıma, korkarım,

Çare bu değil,
Çare üretmeli bu dil..

Ey bilinmezlik,
Garip bu menen sessizlik,
Durur, durur ve durur da çınlar kulaklarımda delilik,
Mukayyet ol, ellerim bir garip..

Vakit dar,

Daralıyor duvarlar sanki acele kazılmış bir mezar,
Yağmurlu mu dersin toprak? 
Yoksa tükürüklerimi çekti de mi böyle ıslak?

Anlatacak vakit yok,
Sor telaşımı senden de kaçayım.

Yetişmem gerek oyuna,
Sahne bitiyor, inecek perde, 
Saklama kendini oyunun sonuna.
paylaş:

Hiç Kimse Olamamışken

Şimdi sana bunları Norveç'te balıkçıların evine döndüğü bir sahilden yazıyorum çocuk. Beraber uzun zaman geçirdik, nelerden vazgeçtik neleri hak ettik, kimi sevdik kimi kaybettik sen hepsini biliyorsun çocuk. Giderken mutlu olanlar vardır çocuk, geri dönmek uğruna hayatlarını sererler çamurlu yollara. Fakat ne geri dönebilirler nede ileri gidebilirler. Hiçbir sikim de yapamazlar yani anlayacağın.

Burada içebilirsin çocuk istemediğin kadar çok içebilirsin. Yıldızlar sonsuz boşlukta parıldayan bir çakmak alevi gibi gözlerini alır ve vücudunu yırtarcasına bir ayaz alıverir benliğini. Sonsuz bir oyunun ortasında çıkmayı bekler gibi hissedersin bazen. Fakat sonunu getiremediğin oyunları hatırla çocuk. Bu oyunun sonu yoktur aslında. Yalnız yenilmeyi beklersin, kimse gelip öldürmez de seni. Unuttuklarını hatırlarsın, karanlıkta bıraktığın beyaz bir el hatırlarsın, midende alev alan yarısı içilmiş çamurla bezenmiş ufak bir votka şişesini hatırlarsın sonra. Sonsuz bir karamsarlık sarmış senin içini çocuk. Ben değilim bu karanlıkta boğulan, emsalsiz ıstıraplara kendi elleriyle ulaşmış adam ben değilim. Hiç bir zaman da olmadım çocuk. Sensiz kendi umarsızlığından verilmiş kararların sorumlusu. Ben yaşamak isterken kendini zehirle dolduran, kaderini asılsız yargılara hapseden, ay ışığında köpürmüş denizin dalgasında kaybettiklerini hatırlayan sensin. Ben değilim çocuk, değilim!

Loş bir odada karanlıkta dans eden bir masa hatırlıyorum. Henüz sadece okumayı sevdiğin yazarların kitaplarını kurcalarken buluyorum seni. Neden buradasın, kimi bekliyorsun, sönük bir gece yarısı telaşı içerisindesin sanki. Olmak istediğin insana yaklaşırken kendine uzaklaşan bir maymun gibi dolanıyorsun etrafta, ipinden tutan birileri olmaksızın koşuşturmaktasın. Benliğin sana uzaklaşırken yalnızlığın yaklaşmakta ve geri dönmenin ilerlemekten daha zor olduğunu asla tahmin edemeyeceğin bir yolun başlangıcında öylece oturmaktasın çocuk. Geri dön çocuk, lütfen..

Dönemezsin bilirim, ne sevenin kaldı ne gidecek bir yerin. Neden bu kadar çok içiyorsun diyordu çok uzaklardan bir hatıra.Karanlık sokakta bir torbacının hatırası canlanıyor beynimde, sanki ben değilde o uyuşuyormuş gibi çocuk. Sanki durup dururken bir anda beyinlerimiz yer değiştirmiş gibi.. Sanrım gerçekliği çoktan kaybettim ben.  Hayalimde ki ben acaba aslında gerçek ben olabilir miydi? Sanki gerçek ve hayal bir olmuş, durmaksızın beynime tecavüz ediyor. Hayaller gerçeklerden daha çok acı verebilir miydi çocuk? Hani acı olan gerçekti.. Ha siktirin oradan. Esas acı verici olan kendi ellerimizle kaybettiklerimizdir. Bir insana kendinden daha fazla kim acı çektirebilir, söyle bana? Kim seni kendinden daha çok tutsak edebilir, kim zihnine ve düşüncelerine senden daha çok gem vurabilir? Ve kim seni hayat denen bilinmezin içinde bu denli yalnızlığa mahkum edebilir? Kendinden başka..kim?

O değil de, çok uykum geldi çocuk saat kaç? Sanki aylardır güneş görmemiş gibiyim, sanki aylardır akşamdan kalmayım da güneş doğsa uyusam rahatlayacağım. Acaba herkes gibi Güneş'te bizden bıkmış olabilir mi? Zaten yine sırf tohum vermiş, meret patır patır patlıyor ağzımızda yüzümüzde.. Bir daha görürsem kendi torbasında boğacağım o iti.. Neyse dolapta birer bira daha kalmış olmalı. Onunda beraber içeriz diye ayırmıştım çocuk anlarsın ya..Anlaşıldı bu saatten gayri kimse gelmeyecek. Sonuncuları gerçek olan hayallerimiz yerine hayallerimizde kaybolan gerçekliğimize içelim, gelmişine geçmişine de bir güzel sövelim. Yıldızların bu denli telaşsız oluşlarına bakacak olursak, sabahın olmasını biz daha çok bekleriz. Bütün unuttuklarımızı tek tek hatırlamaya başlarsak bizi kim hatırlayacak? Terk edenler de terk edilenler kadar hatırlanmayı hak etmiyor mu çocuk? İşte hep bu tohumlar, hep bunlar öttürüyor beni yuvasından düşmüş bir kuş gibi.

Ömrümüz sona yaklaşırken anlıyorum ki aslında bütün acılar daha yeni başlıyormuş. Esas acı veren ise anılarında bile yalnız olmakmış. Her gün soruyorum kendime neden bu ızdırabı artık bitirmiyorsun  diye.. Bıkmadın mı kendine ve tanıdığın herkese yalan söylemekten, bıkmadın mı her gün yalandan hayatını yalan hayallerle süslemekten. Çek tetiği bitsin gitsin ne var ne yoksa diye kaç kere gaza getirdim kendimi. Kaç kere votka şişesinde kendimi boğmak istedim, ama hiç bir şey o kadar kolay ve acısız bitmiyor çocuk. Herkesin kendi payına düşeni yaşadığı bu düzen de, biz yabancı olduğumuz bir gerçeklikte tanıdık çaresizliklere hapsolmuşuz. Yaşayamıyorken, ölüme yasaklanmışız.. Gözlerimde 25 yaşım ve onun  upuzun siyah saçları dans ederken bir bir buz dağı büyük bir gürültüyle batıyor.. Küresel ısınma diye geçiriyorum içimden..














paylaş:

Bir Melek Uyurken

Güldürümedik çocuk olmadı, minik bir hayatı canlandıramadık ellerimizde. Çok kırdık çok yıprandık uğraştık damarlarını yardık kalbinden astık kafasını kemirdik bu aşkın.  Hayata küsük yaşarken rastladığımız bir cinayete, göz göre göre önce şahit, sonra kurban ettik sevgilimizi.

Neden çocuk neden olamadık biz gibi, birlikteliğin teni gibi tende duran bir ter tanesi, damarda sızlayan bir yara gibi, neden birleşemedik kabuk tutrar gibi. Sevmek dersen hayatımın sonuna kadar uğruna ölürüm çocuk. Sanır mısın ki bu başka bir amaçsız bedenin sıcaklığında kaybolacak bir yangındır. 5 bin dereceyim, kalbim kaynıyor beynim patlıyor çocuk. Olmasını istedim olmasını istiyorum ve yıllar geçtikten sonra dahi olmasını isteyeceğim.

Kirpiklerinden süzülen damlalar öksüz bir çocuk gibi vururken toprağa, paramparça olan her damla için bir kez daha asmak istedim kendimi onun o beyaz boynuna. Her asmak isteyişimde de daha çok sevdim her sevdiğimde daha çok incittim çocuk!!!

Var mdıır bu hastalığın bir kurtuluşu? Hayata suç atmak çok kolay çocuk, sevdiğin insanı incityorsan önce kendinden iğreneceksin. Ellerimizle boğmuyor muyuz aslında hayallerimizdeki deniz kızını? Deniz kızından da dem vurduk ya çocuk, napacağız biz böyle bilmiyorum. Acaba yavaş yavaş kaybolsak unutturur muyuz çektirdiğimiz acıları? Yavaş yavaş silinsek karanlığın çehresinde, bizi affeder misin yine bir kadeh şarapla, ellerimizi tutar mısın? Yalnız sen kalsan bu sessiz çığlığımda, inanır mısın seni gerçekten sevdiğime, inanır mısın?

Biz bir kaç karakter bir arada aynı vücutta tek bir ruhla sevdik seni.Hepimiz çok sevdik. Aramızda kalsın ama en çokta ben sevdim seni. Parıldayan bir elmasın o en nadide ışımalarında çok ufak ama eşsiz bir parlaklıkta yakaladım seni ve önce ışığım oldun yol gösterdin, sonra pahabiçilmezim oldun, seni astım boynuma, uyuttum.

Sen uyurken izledim seni en çokta uyurken izledim zaten ve izlerken uyudum ki, uyandığımda da izledim. İzlerken aşık oldum gözlerinin kapalı güzelliğine, her açıldığında beni benden alışına hayret ettim. Var mıydı böyle bir güzellik dünya üzerinde umarsızca merak ettim. O anda fark ettim , gözlerinde kaybolan gecenin benim için koca bir hayat olduğunu.



paylaş:

Bir Adam Bir Beden Üç Hayalet

I
Mesih patlamış, yeryüzü bulanık. Nihilizm kendi suratına tükürecek kadar kendisiyle bütünleşik… Ey bu nörodöllerden doğan yeni piçler! Silahlanın Alabildiğine silahlanın, silahtan oluşan bir hayat kurun. Cephanelikleriniz mabediniz olsun, şiddet tanrınız… Durun ve fışkırtın döllerinizi, akıtın oluk oluk. Doğurtun katillerinizi.

II
Ruhun bataklık zamanlarından gelen adamlar sarmış etrafımızı,  gelişi güzel sıraya dizilmiş beton bloklardan süzülmüyor ışıklar. Sürekli “ben” diyen platin saçlı kaltakların altına girmiyor bu zamanda şık fiyakalı arabalar. Ellerindeki silahları göremiyorum; ama eminim orada bir Baretta kendini saklıyor. Hangi karanlığın soytarısı çaldı yeşili elimizden. Göremiyorum, körlüğe bulaşmış retinadan fırlıyor Jean Genat’ın hayaleti. Kaç zaman bekledik sakıncalı yalnızlıkların tarihi geçmiş acılarını? Bir zamanlar ben vardım, kendimi bulup yırtıp atan; tekrar bulup var etmenin peşinde koşan. Etrafımı saran Kalabalığın sanrılarından çıkıp zamana meydan okuyacak anıları resmetmeye değer mi kırmızı elmayı dalından koparıp yemek? Kimsiniz, hangi prospektüs kurtaracak zavallı aklınızı? Sanrı zamanlarınızı arkanızda mı bıraktınız, modern tıbbın size hazırladığı kurtuluşun keyfini sürdüğünüze inanıyorsanız, siktirin gidin, bırakın bu metni elinizden. Boş vereceksiniz sanrılarınızın kurduğu karınca kolonilerini, biz sokaktan çevirdik Shakspear’i “Olmakta var olmamak da, tabi ki götün yiyorsa.”

III
Hastanın kendisine telkini, biraz boktan, bir miktar değişken sesten oluşan, biraz acı biber, azıcık da tarihi geçmiş öğreti...Parke zeminle bütünleşmiş anksiyete devam ediyor. Tüm vücudum kasıldı. Tavana bakabiliyorum sadece. Aniden midemden başlayan ve tüm vücuduma yayılan istila sesleri ya da bir kasılma midemden yukarı doğru koşuyor, kafatasıma varıp, kafatasımın arkasına basınç uyguluyor. Tanrım çakayım sana, gene uzun bir kriz yolladın. Anıları hatırlamak zorlaşacak, her şey flulaşacak. Kriz vücudumu kilitledi, basınç kafamın arkasından dilime gidiyor ardından büyük boşluğun çığlıkları. Sanki beynimi deşiyorlar, damarlarıma hava veriyorlar. Büyük çığlıklar duyuyorum ve maalesef ses bana ait.   Bu sefer kaçmak yok, onun tüm dayatmalarına karşın, burada çığlıklarımla ve kasılan vücudumla ona savaş açıyorum; aslında hep savaş açıyorum ama hala zaferim yok, hep tarumar olan ben. Bir anti-gerçek beni gerçeğin en keskin hali ile sürekli savaşır hale getirdi. Yirmi belki de daha fazla yıl… Beni kontrol ediyor. Varlığın tüm bileşenleri, gözlerimden aşağı atlıyor. Daha aşağı, en dibe… Hep bu karman çorman yolculuk, her halim kendimden geçiş, her geçişin ardından cehennemin istila ordusunun ortasında yenilgi… Tüm olan biten biraz saldırganlıkla harmanlanıyor beynimde. Saldırı kaldığı yerden yeni bir sanrı oluşturuyor, sesler duyuyorum ama bana ait değiller.
paylaş: