cuma kafası #5


Yeni bir Cuma günü, yeni umutlar, belki de geç kalmışlıklar. Kararını sizler verin. Önünüzde yeni başlayan bir roman mı mevcut, yoksa rafa bıraktığınız yarım kalan bir kitap mı?
Yine bir hafta daha eksildi pekâlâ. Hafta sonunu iyi değerlendirmekte tabii ki fayda var.
Yağmurlu bir hafta geçirdik diyebiliriz. Daha önce kademeli kademeli yağması gereken yağmur sanki bir anda yeryüzüne düştü. Evlerin arasında kalmış birkaç metre karelik topraktan gelen yağmur sonrası toprak kokusu ciğerlerimize doldukça canlandık. Kimi yerde sular yükseldi, kimi yerde olmayan gölcükler oluştu. Doğa, her zamanki gibi ne kadar güçlü olduğunu bizlere gösterdi.
Bu hafta sonu da birkaç önerimiz olacak sizlere;

Ne izlesem?
Sinemaya bu hafta sonu gidin, çünkü önerdiğimiz bir film var, Weekend. 2011 yapımı film ülkemizde henüz vizyona girdi.
Arkadaşlarının evindeki partide içtikten sonra gey bara gidip Glen adındaki adamla tanıştıktan sonra yaşanan tek gecelik ilişkinin ardından geçen hafta sonunu anlatan bu inanılmaz film, 2011 yılının en iyifilmleri arasında ve en iyi eşcinsel temalı 50 film listesinde de 4’ncü sırada yer alıyor.



Ne dinlesem?

Spoon dinleyebilirsiniz. Yeni albümü They Want My Soul oldukça iyi.



Ne okusam?
Grimm Masalları. Özellikle yatmadan önce açıp birkaç masal okuyabilirsiniz. Üstelik an itibari ile okuduğunuz bir kitap mevcutsa yarıda bırakmak zorunda da değilsiniz.
Bizim elimizde olan Saffet Günersel çevirisiyle Pinhan Yayınlarından çıkan iki ciltli olanı ve arka kapağı şu şekilde sonlanıyor: “Grimm Masalları’nın Türkçede ilk kez yayımlanan bu eksiksiz ve sansürsüz baskısı ‘Bir varmış, bir yokmuş’ var olmayan bir dünyaya değil, tam tersine var olan dünyaya açılan bir kapıdır ve bu kapıdan ancak bu dili okumayı öğrenerek geçilebilir.”

Nereye gitsem?
Beyoğlu’nda güzel bir yemek yedikten, bir şeyler içtikten sonra kendinizi muhteşem çikolatalı pastayla ödüllendirmek için J’adore Chocolatier adındaki minnacık çikolata dükkanına uğrayın. Daha girer girmez çikolatanın kokusuyla sarhoş olacak, pastanızı yerken en az orgazm kadar haz veren şeylerin de olduğunu düşüneceksiniz. Tabii yoğun çikolatadan hoşlanmıyorsanız meyvelerle bezenmiş daha hafif bir tatlı olan Oh la la Beatrice de tercih edilebilir.

Bu hafta sonu hayatınızda geçireceğiniz en iyi dakikalara sahiplik eder diye umuyoruz, içimizden geçenler bunlar. 
Yazan: tunalızade gürkan efendi
Etiket :

cuma kafası #4


Merhaba sevgili okuyucu,
Memleketin çeşitli yerlerinde o kadar çok yağış var ki insanlar evlerinden çıkmak zorunda kalıyor, hayvancılıkla geçimini sağlayanların hayvanları telef olmuş durumda, bununla birlikte İstanbul susuzluğun çilesini yavaş yavaş çekmeye başlıyor. Sıcaklar hiç olmadığı kadar bunaltıcı. Tüm hafta boyunca çalıştın, başındaki vatandaşların saçma sapan argümanlarını dinledin, dışarıda görsen suratına bakmayacağın iş arkadaşlarının laflarını hafta boyunca dinledin, şakacıktan onların fikirlerine katıldın. Ama bu hafta da bitti, şükür. Şayet yarın çalışacaksan sabret, tatil için son saatler, şimdiden tatile başladıysan, sendroma kadar en güzel anlar seninle olsun.

Ne izlesem?
Haliyle yapış yapış bir hava olduğunda insan ne yapacağını çok da bilemiyor, haftanın yorgunluğunu atlatmak için denizin serin sularından medet umabilirsiniz ya da havuz suyuna balıklama atlayabilirsiniz. Şayet bunları yapma imkanınız yoksa gidip arkadaşlarınızla vakit geçirmek en iyisi, zaten sinemalarda da öyle aman aman bir film mevcut değil gibi. Zaten bu havada sinema salonuna tıkılmak mantıklı gelmeyebiliyor.
Ama illaki bir film seyretmek istiyorsanız evde mısırınızı ve soğuk içeceğinizi alıp Only Lovers Left Alive’ı izleyebilirsiniz, şayet henüz izlemediyseniz.
Gecenin karanlığında güneş gözlüğü takmanın klaslığını yaşayan birkaç vampirin öyle dizilerden alışık olduğumuz hayat hikayesinden biraz farklı yaşantısını seyre dalmak güzel olabilir. Hatta bu tür filmlerden hoşlanmayanların dahi bu filmi seveceğini düşünüyoruz.


Ne dinlesem?
En başta karşındakini dinlemekte fayda var. Günler, tam da birbirini anlama günleri. Sevdiklerin var, hatta seni cidden seviyorlar, sen de bunun karşılığını vermelisin. Müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna dememişler, birlikte vakit geçirirken senin için hazırladığımız çekme kaseti dinleyebilirsiniz örneğin.


Ne okusam?
Kürk Mantolu Madonna. Bu kitabı okumadan ölenlerin cennete gidemeyeceğini söylüyorlar. Okumayana sert bakışlarını yönlendiriyorlar. Sen de herkes gibi kendine vakit ayır ve eline bu kitabı alıp başla. Ortama girdiğinde konusu açıldığında Fransız kalma.

Nereye gitsem?
Alışveriş mağazasına gitme de nereye gidersen git. Bu havalarda denize/havuza gitmekten başka çare mi var bilmiyoruz ama serinlemek için orman yürüyüşüne çıkabilirsin örneğin, kuş cıvıltılarıyla hafif nemli toprak kokusu eşliğinde kendinle olmak ruhuna iyi gelebilir.

Türkiye şartları neden bu kadar insanı çileden çıkarıcı sevgili okuyucu? Çalışma şartları, hak ettiğin değer ve sana verilenler, neden sürekli ülkeden kaçası geliyor insanın? Daha iyisi için ne yapmak lazım, fikrin varsa yaz bize.
Yazan: tunalızade gürkan efendi
Etiket :

cuma kafası #3

Merhaba sevgili okuyucu,
Muhtemelen karışık duygular içinde bir hafta geçirdin ve büyük ihtimalle cumartesi günü de çalışacaksın, hayatta bundan daha kaka olaylar da mevcut tabii ama bu da çok kaka, pis.
Pazar gününü çok güzel değerlendir, kendine vakit ayır. Düşünsene, zaten hayatının neredeyse tamamını yaşayabilmek için işte, otobüste ya da uyuyarak geçiriyorsun, eline sadece Pazar, iyi ihtimalle hafta sonun kalıyor. Sürekli olarak arkadaşlarınla yahut ailenle de vakit geçiriyorsun, güzel bir şey vesselam lakin ara ara bir soluklan, şöyle sadece kendinle olabileceğin bir vakit ayır, senin hayatın için kendini bir gün olsun merkeze benliğini koy. Zor değil, yapabilirsin.
Erken yat, erken kalk, duş al, kahve iç, güzel bir kahvaltı yap, dilediğini yap.
Bir film izleyeyim diyorsan şayet sinemaya gitme, bu hafta öyle sinemaya gidilecek bir film de yok zaten, ama gitmek istiyorsan kimse durdurmuyor seni, hayat senin hayatın.
Yol göstermelik bir şeyler hazırladık, sevmezsen kapat gitsin.
Ne izlesem?
Dedim ya sinemayı boş ver, evinde tek başına bir film izle diye. Bazı filmler vardır hani, hem saçma gelir hem onlara karşı garip duygular beslersiniz, okuyup çizdikçe, biraz da zaman geçtikçe aslında onların iyi oldukları kanaatine varırsınız. İşte ta bu kalıba uyan bir film Spring Breakers, kalıplara da sığmayan özelliği ile.


Ne dinlesem?
İlk önce kendini dinle. Senin sana söylemek istediği çok şey var aslında, aynanın karşısına geçmene de gerek yok, neticede gözlerini kaçırmak istediğinde başını döndürmek yetiyorsa anlatmak istediklerini söylerken yüzünü görmek zorunda değilsin.
Arda kalan zaman varsa bunu dinleyebilirsin.


Ne okusam?
Yeni yeni kitaplar basılıyor her geçen gün, liste halinde burada var. Ama hiç zorlanmadan rafından uzandığın bir kitap olursa ve dilediğin sayfayı açıp okursan belki de yapmak istediğinin bu olduğunu anlayabilirsin. Çok seversen en başından başlar devamını getirirsin.
Nereye gitsem?
Daha önce de söylediğim gibi, alın başınızı gidin, bu ülke pek yaşanılacak yer değil. Her geçen gün daha da zorlaşıyor yaşamak burada. Ama mecbursanız, bir eviniz, bir bağlılığınız, bir işiniz varsa, alışmışsanız belki de bir yere gitmenize gerek yok. Soğuk havalar, küçük bir kafeye gidip kış çayı içebilirsiniz pekâlâ.

İş-güç derken o kadar uzak kaldım ki ben de her şeyden, taşınma derdi, ailevi sıkıntılar, halımın ve perdemin eksikliği, kutusundan çıkmayı bekleyen beyaz eşyalar, su bardağında içilen kahve… benim de bir kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım vardı, sonunda oldu. Fincan alayım, kahve içmeye beklerim.
Yazan: tunalızade gürkan efendi
Etiket :

coşanlar

Sitedeki içeriklerin 18 yaş altı için uygun olmadığını düşünüyoruz. Film tanıtımları spoiler içerebilir. Alıntılarda link ile kaynak gösterilirse seviniriz. Tanrı da çok yakışıklı.