Manzara


Adam manzaranın köşesinde, çerçeveye oturdu,
Sarkıttı bileklerini hayatına, 
Bir ah ile üfledi canım dumanını cigarasının,
Çamlıca tepesinden odanın içine,

Sırtına tepenin soğukluğu üşüştü,
Soğuğun düşüncesi bir şişe birayla örtüştü,
Susuzluğu manzaradan sel oldu, doldu odanın içine,
Hatıralar vurdu sarkık bileklere..

Bir hızla geçti çerçevenin önünden rüzgar,
Manzara doldu odanın içine,
Bir şişe bira düşüncesi doldu zihninin içine,

Basit olsun istedi. Bir şişe bira, adapsız, düzensiz, başına buyruk..

Cigara kondu odanın orta yerine,
Adam manzarayı soludu içine,
Gökyüzü doldu yüreğine..

Ciğerlerinden kurtulan duman sis gibi çöktü gözlerinin önüne,
Cigara da cigara ya, adam manzarayla bir oldu,
Yazdı ahengini konuşmak yerine,

Yazdı adapsız, düzensiz, başına buyruk..

Haaarrrrrr öhö öhö öhö


duman hafiçe kafamın üstünde dağılıyor,
ışık duvara çarpıp yüzümü karanlığa sallıyor,
haaaaarrrrrrrrrrr, öhö öhö öhö...
sesi aç,
dumanı boşalt çiğerinden,
tavanda garip bir şekil bulursan ne ala

ayağa kalk,
avucunda torbadan damlamış acıları tut.
geliyor musun?

bir düş daha parmak arandaki damarları kesmişken,
yerde kalıp çamurdan tanrılarla mı kıyaslaycaksın gücünü?
harrrrrrr, öhö öhö öhö...

saçlarını elinde tutabiliyorsun diye seviniyor musun?
ayağa kalk,
bak tavan sana bakıyor,
elindeki üçlü seni işaret ediyor,
bakıyor musun?

duman hala kafanın üstünde,
çıkar yüzünü artık çamurdan
kalk ayağa
bak, her şey güzel
rüzgar sırtımızı tokatlıyor,
serseriler gibi soğu sırtımızda hissediyoruz,
bunu istemiyor musun?

Haaarrrrrr öhö öhö öhö...
sesimi kaybediyorum,
üç turdur yüzünü çamura gömdün,
kalk bak tren geçiyor...
öhö öhö öhö...

bir nefes sonra içindeki her şeyi bulacaksın,
bir damla kan ya da
ruhundan yüksek bir yalan!
ne fark eder!

haarrrr öhö öhö öhö...

MEŞGUL


Dudaklarım meşgul yalancı kelimeler basmayın bana, ezip atmayın beni köşeye. 
Tekrar size sığınacağım günlerim olacak. 
Kavrulmuş bak küçük ruhlar; daralmış, daraltılmış yaşantımda yine siz varsınız yalancı kelimeler. 
Dudaklarım meşgul ama bırakmayın beni zifiri tezahürüme.
Kibirli ellerine değmeyen gün ışığı beni kör ediyor. Hey! Diye bağırıyor hücrem; ama o beni duymuyor. Dudaklarım meşgul ama terk etmiyor o beni.
Hüznüm duvara çarpmış, gözlerim beton, şakaklarımda boncuk boncuk ter.
Anamın rahminden fırladığımda tanıştığım soğuk koridorlar artık terk edin beni!
Karelerle sınırlanmış hayatlar, beş çayında pudralanmış ahmak dudaklar artık terk edin beni!
Öpmeyin beni soğuk koridorlar.
Tekrar dönün bana yalancı kelimeler.
Sırtınızı çevirin bana, sırtınızı çevirin ki boyun damarlarınızdan tanıyabileyim sizi.
Terk edin beni pudralı hayatlar, terk edin beni ağdalı vücutlar, terk edin beni kırmızı ojeler; terk etmeyin beni yalancı kelimeler.
Pohpohlanmaya muhtaç sarhoş ruhumda gezinen eller, dudaklarıma konan tükenmez kelimeler, tanrıyı tanımayan yeni çocuklar ve ben...
Buluşalım dudaklarımda, gezinelim kırılmış ruhlarımızda sonra kusana kadar sevişelim.
Tanımayalım dünyayı, akşam yemeğimiz olmasın, kahvaltı neymiş ki diyelim.
Hep beraber içelim güneşe kafa tutan şarapları. Doğrulalım sonra suya gömelim beynimizi; ama ayılamayalım. Tekrar dönün bana yalancı kelimeler, kendi demagojilerimde boğun beni arkadaşlar.
Tükenmez kelimeler, pudralı dudaklar, kırmızı ojeler...
Hep beraber yalan olalım. Yalanlaşsın sarhoş ruhlarımız.
Doğrulmadan sürünerek demagojiler yaratalım.
Kendi esaretimizi kuralım salçaya bulaşmış beyin parçalarında.
Yazan: cunayet

Sobe

insanlara dokunmak, insanları camdan izlemekten daha kolaydır.

bulutlara bakmak, bulutları konuşmaktan daha zordur
yağmurda ıslanmak, yağmurun anlamından daha korkunçtur.
bağırmak konuşmanın yanında nedir ki?
istemek, istemsizliğin kederidir.
halsizlik, bütünün yarısı olmazsa koşmak ne işe yarar ki?
keder zulmün ayracıdır.
zulüm telaffuzun tıkanması,
tıkanma, lavabonun safra lekesidir
leke; aklın hayali, hayalin pürüzlü hafifliğidir.
insan; korkunun türeviyken, ölüm nedir ki?
hayat hafif meşrep bir sürtükken,
yaşamın namus olama ihtimali olamalı mıdır?
tanrı, hayatın korku püskülü
dokunmak, ellerin tırpan yarsı
ayakta kalmak uyuşmanın bedeli,
akıl bir doz daha yukarı gitmenin sırrıyken,
insan, hangi pezevengin kurşun yarısıdır?
hızlıca kayan şeritler
ayaklarının altından beynine kodlanıyorken,
günlerin yalancı halleri sana sesleniyorken,
kurnaz ruhların orospuları ağız dolusu viskiyi
tanrının suretine kusuyorken,
sen, geleceğin muallak
geleceğin kısa, beyin açıcı durumlarının arkasına saklanıp
sana seslendiğini mi duyacaksın?
gelecek sana sesleniyor,
bağırıyor sana
SOBE,
bitti.
hangi iki yüzlü halin arkasında kalacaksan kal,
hangi pencerenin eşiği çağıracak seni,
hangi akvaryumun sınırlarında dolaşıp boğulacaksın?
daha kaç kere görmezden geleceksin bulutun ıslanabilme ihtimalini?
kaç kere dokunmaktan kaçacaksın,
boğulacaksın yağmurun yağma ihtimalinde?


Bana Bir Do Ver Kalın Olsun


Saçları var mıydı?
Klavyenin tuşundan bir ses fırlattı ortalığa
Sonra basıp gitti, hiçbir şey olmamış gibi.
Dün tekrar toparlanmak için kapısını çaldım, düşünmeden siktiri çekti bana.
"Kaltaklığın lüzumu yok,
Biraz daha şarap ister misin? Hepsi bu kadar." dedim
Döndü ağzında yığınla küfrü geveleyip ejderha ateşine bıraktı kelimeleri,
"Puuşşşştttt" diye kükredi.
Midesini görebiliyordum. Hiçbir şey yokmuş gibi yaptım. Üzerine yürüdüm, suratıma aynı anda hem tükürüğü fırlatıp hem de tokat attı.
Aldırmadım
Yüzüne bakıp yürümeye devam ettim.
Yatağa uzandım
"Kalk lan
Git elini sik." dedi.
Kalktım yerimden, yüzüne baka baka çektim otuz biri
Ağlayarak izledi beni
Tam boşalırken "bana do sesi ver" dedim.
Boş boş baktı yüzüme
Koşmaya başladı, arkasından fırladım sokağa.
Bağlayamamıştım kemerimi daha ve yalın ayaktım.
Bir anda sahneye fırladı ardından üzerime üç el ateş etti.
Bir bok olmadı, mermiler içimden geçip uzağa gitti.
"Bana do ver" dedim kalın olsun.
Yeniden çekti "siktiri" suratıma.
Duvardan bir kurşun sekti,
Ağzımla yakaladım, tükürdüm kurşunu suratının ortasına,
Haykırmaya başladım "bana do sesi lazım" diye,
Koşarak üstüme geldi.
Öyle bir tokat attı ki,
İsa kıskansın diye öbür yanağımı uzattım.
"Bana do sesi ver yoksa ölürüm" dedim
"Öl, geber Suratsız ibne." dedi.
Oysa ki bana sadece do sesi lazımdı
Tekrar koşmaya başladı arkasından koştum ben de,
Eve vardık yeniden.
Sapık ruhum bana do verdi,
Yanına uzandım titriyordu yatakta,
Belini kavradım sapladı bıçağı elime
"Bana do ver" dedim.
Uyandım kanımı kahvesine katmış içiyordu.
Saçlarını kazımıştı.

Bekleyiş...


İçimde bir bekleyiş.
Kendinden emin,
Kararlı,
İnatçı bir bekleyiş.
Ama yorulmuş.
Yıpranmış,
Daha ziyade örselenmiş…
Zamandan,
İnsanlardan,
En çok da tuz buz olan hayal bulutlarından.
Oysa eskiden olsa ne çok severdi bulutların serinliğinde parmaklarını dolaştırıp, uzun parlak saçlarını savurmayı
Kendi ışıltısından gözleri kamaşacak kadar mutlu,
Toz pembe gözlükler değil içi gülen gözlerdi sahip olduğu
Serin bir nisan akşamı nefesiydi içine çektiği…
Değerini bildiğin şeyler de yitermiş elinden,
Pişmanlık değil de damağında kalmışlık acıtırmış o zaman ufacık yürekleri.
Her şeye rağmen hala bekliyor.
Bekleyecek.
Şimdiye dek nasıl beklediyse, içindeki umudu nasıl beslediyse
Aynı öyle devam edecek…
Belki gelene olan değil de kendine olan güveninden,
Bekleyişin ona karşı sunduğu soğuk şefkatinden,
Belki de sadece beklemeyi sevdiğinden…
Yazan: Bir Baykuşun Eskizi

Uzak



Uzağa, çok uzağa.
Neyden, kimden, neden uzaklaştığı bilmeyecek kadar uzağa.
Kim olduğunu nereden geldiğini nereye gittiğini bilmeyecek kadar uzağa..
Sorgulanmadan yargılanmadan,
Tüm iplerinden kurtulmuşçasına,
Tüm sıfatlarından arınmış,
Tüm zorunluklarından kopmuş,
Tabir-i caizse aklının iplerini salmış.
Belki fiziki değil, belki sadece gözlerini kapatma mesafesi kadar.
Sadece adı önemli,
Uzak...
Sadece uzak olması önemli.
Sanki yeni doğmuş bir umut olması önemli,
Serin ve bembeyaz kucaklaması önemli,
Seni olduğun gibi kabul etmesi,
Sorgusuz, sualsiz içine alması önemli,
Bir bütün olarak benimsemesi önemli.
Bir kadının bir erkekle bütünleşmesi kadar tam,
Bir annenin bebeğini öpmesi kadar saf,
Denize düşen bir yağmur tanesi kadar olağan...
Yazan: Bir Baykuşun Eskizi

coşanlar

Sitedeki içeriklerin 18 yaş altı için uygun olmadığını düşünüyoruz. Film tanıtımları spoiler içerebilir. Alıntılarda link ile kaynak gösterilirse seviniriz. Tanrı da çok yakışıklı.