delirmenin ilk üç şartı • iki



bileklerinin ipi kaçmış kazağının ucundaki eli ile sigarayı tutuyor, diğeri havada. yatakta ölü gibi uzanmış.  ele alınmış bir güvercininki gibi atıyor kalbi . o her zamanki şarkıyı söylüyor.benim sözlerini bilmediğim ve söyleyemediğim şarkı. tek ses'lik şarkı. duvarlar çimen yeşili olmuş. yandan su alıyor. rüya işte. her zamanki görülenlerden. bir delinin saf heyecanını giymişim üzerime. rengarenk ve ipince.  bir rüyada buluşma ihtimali eskitmiş kendini. hüznün öyle bir ele alınıp, sıkıcı olduğu bir fransız filminde çalan bir şarkı gibi birşeyler söylüyor. açık kalan kapıdan içeriye giren bir rüzgar gibi. kış renklerinin arasında biçare dinlemeye mahkum edildiğim bir şarkı bu. tek sesli bir şarkı...

akdeniz, her zamanki gibi güzel. her zamanki gibi masum.


denizi olan kasabada delirmeyi bekliyorum. küçük beyaz bir köpek koruyor beni. sabah olunca üzerime atlayan köpek... yine de duyguları olan bir canlıdan bunları görmem mutlu ediyor beni. salınıyorum o yokuşlardan aşağıya. sert bir rüzgar. alışık olmadığımız sert bir rüzgar. beyaz köpek beni takip ediyor. çevreye bakınıyorum. herşey yerli yerinde. başım dönüyor otuveriyorum bir banka. hafif tütün sarılmak için sırasını bekliyor. ben bekliyorum. ne beklediğimi bilmiyorum. ama bekliyorum...

düşün ki artık uzaklardayım. sessiz bir kasabada. denizi olan, denizi vuran bir kasaba. az insan olan ve az tahribat olan bir kasabada. sessizlik korkutmuyor. ürkütücü ama korkutmuyor. büyük dalgalarda korktmuyor. çünkü öğrendi bu çocuk korkuyu yenemeyeceğini. korku yok artık çünkü uzaklardayım. yürüdüğüm caddelerin ve kaldırımların beni, ona götüreceğini bildiğim için. ölüm aklımdan bile geçmiyor. ölüm fikri çok saçma geliyor. "deliydi zaten, öldürmüştür kendini." demesinler diye. öldürmüyorum kendimi. ölmüyorum. küçük köpekle konuşuyorum.

tam tersi olsaydı dökülür müydü sence içimiz denizlere  küçük köpek?  kendimizi yaşayabilir miydik ? çıkabilir miydik aslında kendimizi anlattığımız hikayelerimizden ? atlayabilir miydik kendimizi kumsallara ? gömer miydik kumlara kalbimizi? çıkarır mı dersin plastik küreğiyle günün birinde çocuğun biri? senin içine benim odama sinen sigara kokusu ne zaman dağınık bir yaşamın habercisi oldu küçük köpek ? ne zamandan beri bu kadar hissiz olduk ? neden bu kadar sahiplenmememiz gereken şeyleri sahiplendik küçük köpek ?  adına aşk dediğimiz şey aslında hiç bizim olmayan şeyi sahiplenmemiz ve sonra tek kareyle birlikte kaybettiğimiz şey olabilir mi sence küçük köpek ? ve ne zamandan beri depresyon oldu kıyımızdan düşüşlerimiz kayalıklara ?  her devrik cümlenin devrilen bir hayalin artığı olduğunu kim anlatırdı sana biri... sonuna nokta koymaya kıyamadığım bir mektubun baş kahramanı olur muydum sence günün birinde ?


akşamüstü oluyor. balıkçı teknelerini bekleyip eve dönüyoruz. küçük köpek yorulmuş. çekiliyor evine. akşam geceye dönüyor. gece de sabaha. "daha bu ne ki?" diyorum kendi kendime. eski mektupları alıyorum elime. sahiplerine gitmemiş mektuplar. geçmişe dönüyorum. o kadar zaman geçmiş. o kadar eskitmiş. sanki herşey yolundaymış da  ben bilmiyor muşum gibi. sanki herkes haberdarmışda bana söylememişler hissi. bir gece. saat 5. güneş yok daha. güneydeyim. biraz da batı. kıyısındayım belki bir şeylerin. herkesin içinde olduğu ve sürekli koşarken düşüp kaybettiği birşeyin.

her gün aksatmadan yaptığım sahil oturuşlarının daha doğrusu bekleyişlerinin birindeyim. belki birini bekliyorum. belki bir balıkçı teknesini. belki bir şiddetli rüzgar anonsunu. belki sahilde oturduğum noktaya kadar gelecek olan büyük bir dalgayı. bir şeyleri sonlandırmak için bekliyorum. işin en kötü tarafıda beklediğim şeyin hiç bir zaman gelmemesi. belkide hiç bir zaman gelmeyecek olması. böyle bir inançla ve kabullenmişlikle beklemek delirtiyor insanı. yavaş yavaş. sakin ve sessiz.


birden kayalıklardan atılmış bir misinanın iğnesine takılıyor aklım. düşüyorum sert kayalıklara. her zaman düştüğüm kayalıklardan biri bu. paranoya kayalıkları. düşüp kanattığım ellerim oluyorsun  bir anda. çok kayıplı bir savaştan çıktığım bir akşamüstü bu.  az tuzlu deniz suyu iyi gelir o yaralara. tecrübe ediniyor insan bir süre sonra. gözü yakan ama yarayı yakmayan... sonra hava kararmadan geliyor o tekneler. kuşlar tam deniz fenerinin üzerinden çığlıklar atarken.

***
filmi beklemek güzel oluyor. adam tam herşeyi yoluna koymak için hamle yapacakken, kadının yollarına düşecekken kadın herşeyi terkediyor. başka biriyle başka bir yaşama başlıyor. hem de adam içtiği sigarayı bile ona ithaf ederken oluyor bunlar. iki büklüm koltukta can çekişip dinlediği şarkıda onu ararken oluyor bunlar.  namlu önünde verilmemiş pozlara bakıyor adam. namlu kendisine doğruluyor. adam gözünü kapatıyor. şarkı başlıyor. film bitiyor. birilerine göre mutlu sonla, birilerine göre de her zaman bittiği şekilde. beklediğimiz film bitiyor. beklediğimiz gibi bitiyor. bizi pek fazla şaşırtmıyor.

akdeniz her zamanki gibi güzel ama her zaman ki gibi öldürücü.


sakin- kor bir ay



paylaş:

1 yorum: