minimalist türk sineması afişleri

Zaman ilerledikçe minimallik tüm işlerde ortaya çıkıyor, logolar, tasarımlar, dekorasyonlar vs. Selahattin Birgül de Türk Sineması’nda önemli yeri olan filmlerin afişlerini yeniden tasarlamış, diğer işlerine de buradan ulaşabilirsiniz.




















paylaş:

!f istanbul 2014 tanıtım filmi


Bülent Arınç’ın, izlerse şayet “bunun bu şekilde bu zamanda yapılmış olması çok manidar” tepkisini vereceğinden şüphe duymadığımız, 2013 yılı Türkiye’sini bir dakikadan az süreye sığdıran !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin bu yılki tanıtım filmi, evet, oldukça manidar.
Yönetmen: Walky Talky
Yapımcı: Erinç Koyun, Vehbi Berksoy

Yaratıcı Yönetmen: Ufuk Uslu, Ayşe Bali / Metin Yazarı: Tuğkan Cabbar / Sanat Yönetmeni: Pelin Ün, Faruk Terzi / Marka Yöneticisi: Aslı Aksu / Ajans Prodüktörü: Kerem İlbeyli, Selin Ceylan / Yapım Şirketi: Anima


paylaş:

BULANTILAR


Haydi bulantılar terk edin beni! Kendi yapbozlarımda kendimle oynamak istiyorum. Hadi bulantılar terk edin beni. Uyuşmaya mahkûm bedenimde kaldırımlar inşa ediliyor. 

Gözler bakmayın titreyen ellerime. Histeriye muhtaç salyangoz misali kusmak istiyorum toprağa. Uzunca uzamayan adımlarda midem bulanıyor. Göz bebeklerim karanlığın sevgilisi… Titrek yaşantımda banklara teslim olan hasta ruhum ve başucumda insanlar… Karanlık algılarımdaki böğürtüler. “Cüneyt iyi misin?” iyi değilim, iyi olmaya da niyeti yok bu aciz zürafanın. Boynumu uzatıp toprağa, savaşlardan kalan kanı kokluyorum. Birbirinden habersiz insancıkların hayaleti gibi geziniyorum yirmi metrelik göçebe hayatımda. İyi değilim, darbelinmiş cılız ruhlarda kendimi arıyorum ve bazen “tanrı” diyorum. Anlamak zor, anlamsızlık daha zor; ama ben, histeriye muhtaç salyangoz misali boynumu uzatıyorum zürafaya ve onun boynundaki lekelerde tekrar yapboz oluyorum. 

Kimsenin algılayamadığı, bazen benim bile algılayamadığım yaşantımda artık sonu oynuyorum vee ölüm gümüş tepsinin üstünden burnuma değiyor. 

Bulantılar terk edin beni! Gerçek olmayan gerçeklerim rengârenk market vitrinlerine bırakın beni. Elimden düşürdüğüm yoğurda küfretsem ne olacak ki? Terk ediyor parmaklarım beni. Tutamıyorum gördüklerimi ve küfürle var ediyorum her şeyi.

Bulantılar terk edin beni! Bayıldığım banktan ölüme küçük bir yol sanki yaşam. Yirmi metre öteye adım atamayan dengem ne olur terk et beni. Ağrılar var parmaklarımda, şakaklarımda damarlar patlak. Uyuşmaya muhtaç kudretim ve kandil gecelerinde alkol satmayan bakkal, titreyen ellerim ve tekrar uyuşmaya muhtaç kudretim...

Bulanık buselerde zaman peşinde koşan aklım. Artık benim olmayan bu hayat, ne desem ki…. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey var; yürüyemiyorum ve ellerim titriyor.
paylaş:

ağır çekim beatbox


Flula Borg adındaki bu kişi, beatbox yaparken kendini videoya çekmiş ve ağır çekimde nasıl bir görüntü oluştuğunu merak etmiş. Ortaya da bu iş çıkmış. Dudaklar bir acayip öyle değil mi?

Kendi için dinozor vajinasına benzediğini ifade ediyor. Biz henüz dinozor vajinası görmediğimiz için bu yorum hakkında bir şey diyemiyoruz.


paylaş:

kalemsuare 5 yaşında | hediye çekilişi


Ocak 2009’da serüvene çıkan kalemsuare, şimdilerde 5 yaşını dolduruyor. Mevzu yaş günü olunca, siz takipçilerimizden birine 3 kitap 2 DVD’den oluşan paketi hediye etmek istiyoruz.
Pakettekiler:
Les Amours Imaginaries (Hayali Aşklar) / Xavier Dolan
J’ai tué ma mère (Annemi Öldürdüm) / Xavier Dolan
Big Sur / Jack Kerouac / Siren
Madde 22 / Joseph Heller / İthaki
İntihar Dükkânı / Jean Teulé / Sel
Yapmanız gerekenler:
Çekilişe katılmak için yapmanız gereken sadece bir tek şey var, bu paylaşımın altına Facebook hesabınız ile yorum yapmak.
Kurallar:
Son katılım tarihi 7 Şubat 2014 23:59’dur. Çekiliş random.org ile yapılacaktır, kargo ücreti tarafımıza aittir ve gönderimler sadece Türkiye içini kapsar. 8 Şubat 2014 tarihinde kazanan kişi Facebook üzerinden duyurulacaktır.

5 yıl bizi desteklediğiniz için teşekkürler!


paylaş:

Rüyalarımdan Nefret Ederim

Dostum Umut,

Zaman akıyor, zaman büyüyor, zaman geri dönüyor ya da zaman duruyor... Beni terk eden karanlık tüm gücüyle zamanı geri çevirip üstüme yürüyor. 

Üç ya da dört gün önce yıllardır uykularıma uğramayan karabasan, muhteşem bir dönüş hazırladı. O yarım açık bilinçle, köpeklerin tuzağına düşürdü beni. Berkay'ı bile kullandı. Üç kere uyanıp Berkay'ın odasına girdiğimi düşündüm. Hatta uykudan uyanıp salondaki küçük yastıkları alıp geri döndüğümü bile düşündüm. O lanet kütle, o insanı acımasızca yatağa seren babil canavarı... Uykumdan mı uyandım, yoksa yeni bir kör düşe mi sızdım? Bilmiyorum, aynı rutin, aynı bitmişlik, mekanik saat gibi ara ara üstüme yapışıyor. Bok varmış gibi büyüdük ya, korkularımız da kocam oldu artık. 

Dün ne kadar sıradandı benim için, sabah erken uyanıp, temizlik yaptım. Dandadadann dinleyerek kahvaltı hazırladım. Güzel bir gün başlangıcıydı yaşanan. Gün kendini geceye bağlayana kadar, herkes düşlerimin içinden çıkıp buharlaşınca zaman, o mukaddes güçlü maske, en küçük hücreleriyle yüzüme yapışır, ben de gecenin boşluğuna düşerim. Zaman ilerliyor, dış dünyanın sikik paralel bağlantıları benden sürekli bir şey bekliyorken ben yine de kendime gelmeye ve o maskeye var gücümle tutunmaya çalıştım. Güçlü maskeler insanı her şeyden korur ama kendi ruhundan, kendi acımasız hücrelerinden asla korumaz. 

Gece üç olmuştu, ben dört saatlik uykunun düşüyle kendimi yatağa saldım. Tavanı rotluyor, pencerenin aralık kalmış pervazından ışığa bakıp belki küçük bir hüzmeyle ruhumu aydınlatırım diyordum. Gece üçe bir çeyrek daha eklemişken uyuya kaldım. Uyku nedir? Benim için hep rahatsız bir ortanca kardeş, ya da kavrulan bedenime damlayan bir iki damla soğuk su... Ötesine geçmiyor beklentim. Uykuya dalmadan önce, camın önündeki leke miyim yoksa camın arkasındaki görünmez göz müyüm diye düşünürüm. Dün yine uykuya daldım. Çok fazla rüya göremiyorum diye şikayet ederken, rüyalarımdan nefret edecek hale geldim. Evet uzun zamandır hatırladığım bir rüyam yok, şöyle ruhumu okşayan aydınlık bir rüya... Lanetlendik ya bir kere her şeyi terk ettik, doğanın düzenine, ahlakın tüm yalancılığına baş kaldırdık ya, her şey ters gitmeli, ters gittikçe nefretim büyümeli. Her neyse dün gece rüyalarım çok tuhaflaştı başka bir boyut kazandı, insan rüyasında Arfata kalır mı arkadaş? İnsan rüyasından inanmadığı bir dine geçişin ilk cümlelerini söyler mi? İnsan rüyasında kurtarıcıyı bir molla olarak görür mü? Mevzu bahis benim 5 milimlik iki beton çivisine sıkışmış ruhumsa, cevaplarda hayır asla olmaz. 

İstanbul'un gökdelenlerinin içine alacak kadar büyük bir ateşin üstündeyim, cayır cayır yanıyorum ama acı hissetmiyorum. Kokuyorum arkamdan transparan yaratıkları geliyor, içimden geçip canımı yakıyorlar. Binaların üstünden koşuyorum, ne oluyor, neden uyanamıyorum? Garip yaratıklar ateşten daha çok korkutuyorlar beni.Uzun bir süre bu transparan yaratıklarla mücadele ettikten sonra gözümü açıyorum, pervazın aralığındaki ışığa bakıp neden ölmüyorum ki diyorum. Derin bir nefes... Neyse rüyaymış... Sabah uyanıp işe gideceğim diye kendime ve her şeye küfredip tekrar uykuya dalıyorum. Beş dakikalık uyanık kalma hali, film arası gibi sanki. Uykuya daldığım gibi yeniden cehennemin dibini boyluyorum. Cehennem de değil aslında Araf diye düşünüyorum. Cehennemden daha kötü bir yer varsa orası da Araftır. Transparan yaratıklar koca ejderhalara, zombilere, zebanilere dönüşüyor. Koşmaya başlıyorum ateşlerin içinde bir Yeni Zellenda hayal edin, Orgların sevimli, küskün lanetli ormanların süs bitkisi olarak kaldığı anlatamadığım ama gözümün önünden gitmeyen korkunç bir diyarda, bu koca oğlanlardan kaçmaya çalışıyorum. Ölmek istemiyorum diyorum, Tanrım ne olur ölmek istemiyorum. Burada olmaz burası ölmek için iyi bir yer değil. Koşmaya devam ederken bir zebaniyle yüz yüze geliyorum kocaman ağzıyla üstüme çöküyor, salyaları kafama damlarken kelime-i şehadet getiriyorum, inançsız biriyim, ya ben bunu neden yapıyorum derken, o kocaman ağzın içinde kalıyorum, ayaklarım hala yere basıyor. Korkuyorum ve peş peşe iki kere daha kelime-i şehadet getiriyorum, Müslüman ölmek için değil, gerçekten kurtulmak, bu yaratıkların üstünde mistik bir kontrol kurmak için yapıyorum bunu. Üçüncü kelime-i şehadeti getirdikten sonra, yeşil parka giymiş, kafası sarıkla sarılmış, yüzünü göremediğim bir molla şalvarıyla gökten zebaninin başına inerken, zebani beni terk  edip ona doğru koca korkunç kafasını çeviriyor. Molla sırtından bir kılıç çıkarıp onun kafasını bir hamlede kesiyor. ikinci, üçüncü yaratık derken hıhhhhhhhhhhhhhhhhhhh diye uyanıyorum.

Yataktan çıkıp direkt ışığı açıyorum tuvalete gidiyorum, kapıyı kapamadan işiyorum, çıkıp evin tüm ışıklarını açıyorum, Berkay'ın odasını kontrol ediyorum. Bir sigara içmeliyim, ellerim korkudan beton yarma makinesi gibi titriyor, paketten bir sigarayı zar zor  çıkarıp yakıyorum. Beş, altı nefeste bitiriyorum sigarayı. 

Uyuyabilir miyim ki yeniden? Bilgisayarı açıp solandaki kanepeye kıvrılıyorum, bari haber kanalı falan açıp kafayı dağıtayım diyorum. Sabahın beş buçuğunda CNN'de Ardanın mutfağı, NTV'de Vedat Milör... Tanrım şaka bu diyorum, ikisi de kızarmış et yemekleri ile ilgili konuşuyor. Kanepeye uzanıyorum bir anda camda iki tık tık sesi, ne oluyor diye sıçrıyorum sabahın altısında eve gelen bir arkadaş.

Tanrım eğer varsan bence artık anlaşmalıyız, bu gönderdiğin yaratıklar ve molla senin işaretlerinden biriyse seni daha medeni olmaya çağırıyorum diye kendi kendime söylenirken kapıyı açıp arkadaşı içeri alıyorum, neyin var diyor. Rüya kötü bir rüya hepsi bu....

İşte böyle Umut, karanlıktan kurtulmak için ne yapmak lazım bilmiyorum ama şu rüyalarımdan nefret ettiğim kesin.

Cüneyt
paylaş:

2014 edebiyat-sinema uyarlamaları

2014 senesinde de bizleri fazlaca edebiyat-sinema uyarlaması bekliyor. Flavorwire’ın hazırladığı liste ise şu şekilde:

Gone Girl
Yönetmen: David Fincher
Yazar: Gillian Flynn

A Most Wanted Man
Yönetmen: Anton Corbijn
Yazar: John le Carré

The Monuments Men
Yönetmen: George Clooney
Yazar: Robert M. Edsel

The Giver
Yönetmen: Phillip Noyce
Yazar: Lois Lowry

Sin City: A Dame to Kill For
Yönetmen: Robert Rodriguez ve Frank Miller
Yazar: Frank Miller

I, Frankenstein
Yönetmen: Stuart Beattie
Yazar: Kevin Grevioux

Noah
Yönetmen: Darren Aronofsky
İncil’den

Divergent
Yönetmen: Neil Burger
Yazar: Veronica Roth

The Maze Runner
Yönetmen: Wes Ball
Yazar: James Dashner

Vampire Academy
Yönetmen: Mark Waters
Yazar: Richelle Mead

The Hundred-Foot Journey
Yönetmen: Lasse Hallström
Yazar: Richard C. Morais

The Fault in Our Stars
Yönetmen: Josh Boone
Yazar: John Green

Winter’s Tale
Yönetmen: Akiva Goldsman
Yazar: Mark Helprin

This Is Where I Leave You
Yönetmen: Shawn Levy
Yazar: Jonathan Tropper

Alexander and the Terrible, Horrible, No Good, Very Bad Day
Yönetmen: Miguel Arteta
Yazar: Judith Viorst

The Hunger Games: Mockingjay – Bölüm 1
Yönetmen: Francis Lawrence
Yazar: Suzanne Collins

In Secret
Yönetmen: Charlie Stratton
Yazar: Émile Zola

Labor Day
Yönetmen: Jason Reitman
Yazar: Joyce Maynard

Lone Survivor
Yönetmen: Peter Berg
Yazar: Marcus Luttrell ve Patrick Robinson

The Hobbit: There and Back Again
Yönetmen: Peter Jackson
Yazar: J.R.R. Tolkien

Endless Love
Yönetmen: Shana Feste
Yazar: Scott Spencer

How to Train Your Dragon 2
Yönetmen: Dean DeBlois
Yazar: Cressida Cowell

Edge of Tomorrow
Yönetmen: Doug Liman
Yazar: Hiroshi Sakurazaka

Unbroken
Yönetmen: Angelina Jolie
Yazar: Laura Hillenbrand

Dracula Untold
Yönetmen: Gary Shore
Yazar: Bram Stoker

Dark Places
Yönetmen: Gilles Paquet-Brenner

Yazar: Gillian Flynn
paylaş:

tecavüz önleyici iç çamaşırı


 “Tecavüz kaçınılmazsa zevk almasını bileceksin” mottosunu saçma görenler yememiş, içmemiş ve tecavüze dur diyecek iç çamaşırı tasarlamışlar. Videoyu izlerken “vay be adamlar gerçekten yapmış” tepkisini verebiliyorsunuz fakat bir andan sonra gerçekleri görüp gereksiz bir çalışma olduğunu anlıyorsunuz. Neyse, herkesin fikri kendine.



paylaş:

marge simpson helmut newton için soyundu

Alexsandro Palombo’nun hayata geçirdiği enteresan bir çalışma, Helmut Newton’un fotoğraflarından esinlenilerek Marge Simpson bu fotoğrafları canlandırsa nasıl olur diye düşünülmüş ve ortaya bunlar çıkmış. Marge Simpson, üzerindeki gündelik kıyafetini çıkarıp femme fatal nasıl olunur, bizlere gösteriyor.









paylaş: