The Test

Film başlamalıydı; ama müziksiz olmazdı filmler…

Sıralandı küçük kelimeler, adım atmaya çalışırken hüzün aktı yerden, sonra yağmur yağdı ve ufak ufak kayboldu aradıklarım. Bir de fırtına çıktı sahneye, tamamlandı görsel efekt ve arkadan hiç ayrılmayan vuu vuu sesi…
Film başlamalıydı; ama müziksiz olmazdı filmler her ne kadar müziksiz bir film hatırlamasam da… Saçma sapan kıç kadar büroda ayrıntılarda boğulurken aklıma takılanları sıralamadan, etrafımdaki insanlara dağıtılacak bir şeyler vermem gerekiyormuş bu gün. İzdiham yaşanmalıydı ben yüreğimin kirli pıhtımsı kanlarını dağıtırken.  Bir de müzik olmalıydı, bu metnin temeliydi müzik. Azıcık massive, azıcık yorke, ve anlaşılmaz melodik ruh tınıları…
Nereden aklıma takıldı bilmiyorum;ama şimdi senin için şarkılar dinleyip onları yazacağım tekrar. Bu çatafatlı işe başlıyorum.

Massive Attack... A Prayer For England 
Shuffle raydan çıktı. Durumu tamamen kontrolüne aldı. Kıç kadar büroda beynimin beyin açıcı algısal modu etkisini iyice artırmaya başladı, nedense bir bira içesim geldi ama şartlar uygun değil neyse…
Zor zamanların hüzün baz-oyunbaz-zamanı bozan çocuklarının ıslak çimlerde kendini kaybettiği oyunların şarkısıydı çalan. İsimler akıldan dışarı çıktı. Kimsenin adının önemi yoktu. Bazen en belirgin olan şeyler kaybolmalıydı. Hep ölüm vardı birbirini bulan bir avuç serserinin aklında. Ortak acılarımız olmalıydı; ama bu acının tarifi hiç bir zaman yapılmadı, yapılamazdı da zaten. Çünkü her şeyimizi bu acının tarifi yok edebilirdi. Ortak hareketler mevcuttu. Küçük boyun hareketleriyle sallanmalıydı kafalar. Bu durum bir bitimin başlangıcı olurdu bazen. Ardından baş dizin üstüne kilitlenirdi, ellerle diz kapakları gizlenirdi, gözler ve yüzler artık aşağıda kalan karınlıkla yüzleşmeye hazırdık ki çoğu zaman karanlık her şeyimizi kazanırdı. Atılan barbutta ben hep altı- altı, karanlık hep iki-bir... Şimdi her şey onun. Belki barbutun sayıları tam tersti ama şimdilik bu detay çok da önemli değil. Önce karanlık beni satın aldı, sonra pazarlamaya başladı paralel durumların pezevenklerine. Karanlık kayboldu bense karanlığın en bereketli fahişesi oldum artık. Etiketim asla barkottan geçirilmedi, geçirilemezdi de zaten...
şarkı bitti.

Chemical Brothers... The Test
Hüznü akmış coğrafyadan elektronik bir buhran sarmaya başladı beynimi. Dramatik bir sesten çıkan renklerin aklımda yarattığı görüntülerden fırlayan karelerle birleşen renkler… Tek kelime etmedi renkleri gören Transilvanya’nın ilk ve tek seri katili.
Ritmik bir cinayete eş değer bu şarkıda olan biteni anlamak için ingilizce bilmeliydim; ama olsun bilmeden yapılan yığınla eylem varken ben de bu eylemlere bir yenisini ekliyorum.
Transilvanya’nın bataklıklarından fırladı sarı saçlı ve mavi gözlü bir çingene çocuğu, kurumuş sümüğünü biriktirmişti küçük burnunda. Koşuyor ve bağırıyor. Hayatında yaşayacağı ilk tramvanın çığlıklarını sallıyordu zamanın kaybolduğu bir coğrafyaya.  Evet, görmüştü. O, o gün katili görmüştü ve katil beş sene sonra onu öldürecekti; çünkü şu anda yaşananlar aslında beş sene sonrasına ait bir tramva testiydi. O durdu ve sahneyi tanımaya çalıştı. Girdiği koridordan sola döndüp doktorun odasına girdi. Aslında Transilvanya bir bakıma Yeşil Yurt Devlet Hastanesinin piskiyatri bölümünün sınırlarıydı. Oradaki çocuk; kara kuru, kalın kaşlı, ela gözlü bir Kürt çocuğuydu ve hayatın ona verdiği son test “Kendi Cinayetinin Sınırlarını Çizmek” başlığına sahipti, o sürekli a şıkkını işaretledi; çünkü b,c,d,e şıklarını okuyacak zamanı yoktu. Testte en çok işaretlene şık a ise kendi cinayetini aydınlatmak için kendisinden başka birine ihtiyaç duyacaktı.
Şarkı bitti.

Massive Attack... Heat Miser
Öncelikle sesisi artırmalıyım. Bir dönemin bütün karanlığını da karartan enstürmantal dedikleri şey… Tek bir kelimeye bile ihtiyaç yok. Yaratılan intihar senaryolarının as aktörü... Piyano beynimi ele geçirdi, sol bileğim kırıldı, sağ bileğim  ağlayarak öldü. Arabanınn dikiz aynasına bakarken yanımdan vızıt diye geçen yaşamları izlemek, beşinci ve üstüne gelen ardaşık bilmem kaçıncı biranın etkisiyle boş otobanda sonsuza doğru basılacak hız limitleri hesabını yaptığım şarkı… 195 km, 200 km yi gördüğüm hızlarda co-pilot misali arabada takılırken yarttığım en baba intihar olgusunun tınılarıdır bu şarkı. Nereden denk geldi bilmiyorum. Bir suhffle hediyesi. Araba otobandan çıktı, piyanonun sesi kısıldı, kent yıkıldı ve
Şarkı bitti.

Aylin Aslım... Dalgalar
Boştu sokak, elimde bir şey kalmamıştı. Massive Attack çakması bu ruh bir şeyler mırıldanıyordu.
Ve dalgalar çıkmalıydı sahneye...
Ne senin için
Ne benim için
Ne başkları için..
Dalgalar sadece bir intihar haberi olarak tv ekranlarını parçalamalıydı. “Bu şehirde sevdiğim her şey kaybolmuş gibi” Bu şehir senin miydi? Senin olan bir ruhun bir beton yığınına ihtiyacı var mıydı? Dalgalar çıkmalıydı tekrar; bu şehri almak için. Betonları yıkmak için...
Küçük bir tepeden izlemeliydin sen suyun intikamını, su kimden ne için intikam alacaksa, sen de o intikamın üstünde durup dinleyeksin sadece korkutulmuş damarların birleştirdiği o mekanik, melonkolik vahşet senfonisini…
şarkı bitti.

Massive Attack... Unfinished Semphony
Siyah bir kadın çığlığı aklımı ele geçirdi; ama bu sefer siyah karanlık bir etki yaratamazdı; çünkü kadın imgesi güzelliklerin başlangıcı olabilirdi.
Massive Attack her ne kadar bu iki kelime 100 bilmem kaç metre karelik ortak hayatımızda çift taşşağı olan biriyle en çok taşşak geçilen konu olsa da düşük bir atak yaratma etkisinden çok, yüksek bir çığlığın melodik yapısıydı bu şarkı için. Senin hüzün anlayışındaki huzura takviye edilecek bir kaç kolonya damlası olmalıydı. Beyinin damarlarına açtığın küçük yaraları kolonya damlalalarıyla yıkamalıydın çünkü; kolonya her nekadar üstüne atladığı yarayı yaksa da beş dakika sonra acı bir rahtalama komutu gönderir akla. Artık haytımda kolnonya bir bağ oluşacak. Hissedebiliyorum bunu.
Şarkı bitti.

Tom yorke... Eraser 
Boşlukta sallanan iki çizgi birbirne çarparsa ne olur?
İkisi de kaybolur.
Biri kaybolur, diğeri ağlar.
Biri ağlar, diğeri kahraman olmaya karar verir.
Birleşip intikam için boşluğa saldırırlar.
İkisi de yeniden birleşmek için ayrılırlar.
Ritmik bir uyarıcı bulup durumu renklendiriler.
İkisi de bu durumdan bıkar.
Biri elips olur, diğeri nokta.
Biri uzay matematiğine konu olur, diğeri uzay fiziğine.
Kağıdın üstüne düşerler.
Eğer kağıdın üstüne düşerlerse ne olur?
Kağıda yapışırlar.
Çocuklar kağıdı yırtar.
Çakmak kağıdı yakar.
Parmaklar onları yalnız bırakmamak için bir kaç çizgi daha çizer.
Silgi ikisini de siler.
Tom Yorke olurlar mı ki?
Şarkı biter.
şarkı bitti.

Replikas… Hiç ölü zanci yok
Ölüm duraksayarak damlarsa yüzüne, 
Yağmur kurursa kanamış gözlerinde,
Kayalardan bir ses duyarsan ve o ses kendi sesinse...
Eyvvallah hayat eyvvallah, bana şimdilik bunlar yeter, bir de bir şişe…
Bir de küçük bir sevgi dokunmaktan korkmayan
Bir de bir dirhem ışık ve kuruyan dudaklar için iki kelime
"Bu gün ölelim”
Güneşi yanımıza alıp cinyetler işleyelim sonra yakalım cesetleri
Dumanlarda yükselen umutsuzluk dalgaları 
Sahibine ulaşsın cinsiyetsiz rüzgarlarla
Bedenler sallansın gökkşağı dalgalarından 
Renk süzlüerken karışsın toprağa, 
Çürümesin umut dolsun tohumlara
Yaksın güneş sonra tohumları
Kurumuş kan yapışsın yağmurun yumuşattığı suratlara
Sonra cinsiyetsiz rüzgarlar değsin dalgalara
Güneş tekrar cinayetler planlasın
ölüm nedir diyenlerle ….
şarkı bitti...

paylaş:

0 YORUM:

Yorum Gönder