Dijital Tanrı ve Mesih

Neresi olduğunu bilmediğim bir yerdeyim. Koşuyorum. Nereden, nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. Tek bildiğim koşuyor olduğum. Soluklanmak için duruyorum. Çevreme bakıyorum, herhangi bir canlıdan eser yok. Binalar yıllardır terk edilmiş gibi. Şehrin tam ortasında kocaman, göklere uzanan bir bina var ve tek terk edilmemiş bina bu gibi. Binaya doğru yürüyorum. Kapısına geldiğimde dokunmatik bir ekran karşıma çıkıyor ve beni taramaya başlıyor.     Tarama bittikten sonra "giriş reddedildi" yazısı çıkıyor. Kırılabilecek bir kapı ya da benzeri bir şey yok. Sağ alt tarafta eski moda bir kapı açılıyor. Kapıdan içeri girip önüme çıkan merdivenlerden yukarı çıkıyorum. Yorulana kadar çıkıyorum.Karşıma tekrar dokunmatik ekran çıkıyor. "İzinsiz giriş" yazısı çıkıyor ve alarm çalmaya başlıyor. Tam o anda birisi geliyor ve dokunmatik ekranı devre dışı bırakıp alarmı kapatıyor. " Hoşgeldin, biz de seni bekliyorduk " diyor. Beni takip et manasında el işareti yapıp yürümeye başlıyor. Adamı takip ediyorum, bir odaya giriyoruz.Monitörlerde binlerce, uyuyan insan görünüyor.Adam;
     "Aklındaki tüm soruları cevaplayacağım, merak etme " diyor ve anlatmaya başlıyor.
     "Dünya, gördüğün üzere yaşamının sonuna geldi. Nüfus 3200 yılında 250 milyara ulaştı ve Dünyadaki tüm kaynaklar tükenme seviyesine geldi. Savaşlar çıkardık, etkili olmadı. Kimyasal silahlar denedik, işe yaramadı.Bilinçli olarak nükleer santral patlattık, nükleer bombalar attık nüfus yine de istediğimiz seviyeye inmedi. Dünya tükenmeye devam etti.
    Bu tüketimi durdurmak için tüm dünya liderleri bir karar aldık. Yeni geliştirdiğimiz teknoloji ile insanları uyutacak ve zihinlerinin canlı kalmasını sağlamak için hayat boyu sürecek, kendi yarattığımız ve kontrol edebildiğimiz rüyalar görmelerini sağlayacaktık. Uyuyan insan minimum ihtiyaçla yaşayacak ve Dünya'nın kendi kendini yenilemesini umacaktık.

   İnsanlar, şehir içme suyu şebekesine katılan uyku ilacıyla uyutulup  merkezlere getirildi. Merkezlerde bilim adamları onları bu makinelere bağlayıp yarattığımız rüya evreninde yaşamalarını sağladı. Rüyalarda rüyayı gören dışında her şeyi kontrol edebiliyoruz.
Bak mesela; bu, rüyasında Afrika'da bir çocuk. Sefillik çekiyor ve muhtemelen yakında ölecek"
   "Rüyada ölen insana ne oluyor?" diye soruyorum hızlıca. Anlattıklarını aklım almıyor gerçekten. Bunun bir rüya olduğuna inanmaya başlıyorum
   " Rüyada ölürse başka bir rüyaya sokuyoruz "
    " Neden rüyada sefillik çekiyor? Bu bir rüyaysa neden uçan insanlar veya ütopik bir dünya yaratmadınız? 
    " Eğer, gerçeklerden çok uzak bir rüyada uzun süre kalırsan rüya olduğunun farkına varırsın ve bu, bizim istemediğimiz bir şey. Bu yüzden gerçek dünyaya benzer bir dünya yaratmaya çalıştık."
    " Anlıyorum " diye cevap veriyorum. Bir kelimesini bile anlamıyorum.
    " Bak bu da Tanrı Afrika'daki çocuklara neden yardım etmiyor " diye soran 16 yaşında bir genç " diyor ve gülüyor. " Edeyim mi? " diye devam ediyor gülerek.
    " Tanrı olduğunu mu sanıyorsun? " 
    " Hayır, onlar tanrı olduğumu sanıyorlar. Bana dua ediyorlar. Bazılarının bana olan inancını tazelemek için dualarının gerçekleşmesini sağlıyorum "
    " Peki onların neler yapacağını kontrol edebiliyor musun Tanrı ?! " diye alaycı bir şekilde soruyorum.
    " Dediğim gibi, sadece değişkenleri kontrol edebiliyorum. Onların ne yapacağı sadece onların elinde. Ben onlara milyarlarca kombinasyondan oluşturduğumuz yolları sunuyorum, hangi yolu seçeceklerine onlar karar veriyorlar.  Kader diyorlar buna da.
    " Hiçbir şey anlamıyorum, bilmek de istemiyorum. Bilmek istediğim tek şey neden burda olduğum. "
    " Bizden nesiller önceki bilim adamları zaman makinesini icat ettiler. Biz de onu senin zamanının geçmişine gönderip geçmişten geleceğe yolculuk edecek ilk insanı beklemeye başladık. Sen de o makineden geçip buraya gönderilen seçilmiş kişisin. Ama görünen o ki hafızanı kaybetmişsin yolculuk sırasında. "
    " İyi de neden? "
    " Geleceği görüp geçmiştekilere mesaj vermen için. Dünyayı daha dikkatli kullanıp bu geleceği önlemek için. Bir çeşit Mesih gibi. Ben Tanrıyım, sen de de benin Mesihimsin. "
    " Bu geleceği yok ettiğimde zaman makinası da icad olmuş olmayacak "
    " Öyle bir paradoks var evet. Ama olan olmuştur, geri alınamaz.Zaman makinesinin icad olmamasının yarattığı hiçlik, herhangi bir değişkene etki edemez. Anlayacağın şekilde söylersem, gelecekte olmayacak olan, geçmişte olmuş olan şeye etki edemez.
    " Bana inanmazlar insanlar. Hem artık Din diye bir şey kalmadı. Nasıl ikna edeceğim, bana deli diyecekler. "
    " Seni bugünün teknolojisiyle donatacağız. Şu an zamana bile etki  edebilen buluşlar var ve bunlarla onları etkileyeceksin. Bir nevi Mucize. "
    Hiçbir şey anlamıyorum, düşünemiyorum. Kendimi tanrının kollarına bırakıyorum.
    " Şimdi seni bu makineye bağlayıp 2013 yılı geçmişine göndereceğiz. "
     Gerçekten 2013 yılındayım. Demek ki söyledikleri doğruydu. Ben artık Mesihim.
                                                                     ...........
    " Son zamanlarda bu tip kaçaklar artmaya başladı. Güvenlik önlemlerimizi arttırmamız lazım. Kendi ayaklarıyla bize gelmiş olmasa büyük sorun olacaktı."
    " Yıllardır rüyada olmak beynini pelteye çevirmiş, düşünemiyordu bile. Baksana geçmişe gittiğini sanıyordu. "
    " Yazık, gerçekten inandı Mesih olduğuna "
paylaş:

çekirdek aileden film sahneleri

Cardboard Box Office muhakkak herkesin takip etmeye bayılacağı bir site. Hafta sonlarını eğlenceli hale getirmek için evdeki oyuncak, gündelik kıyafet ve eşyalar ile bebeklerini de kullanarak bilindik filmleri yeniden canlandırıyor çekirdek ailemiz. Ortaya muhteşem işler çıkıyor.

Alien

Apollo 13

Die Hard

The Good, The Bad, The Ugly

Home Alone

Jaws

The Life Aquatic With Steve Zissou

Star Wars

paylaş:

kötü noel babalar


İstanbul Şirinevler’deki bir mahallenin muhtarı bizim gelenek ve göreneklerimize karşı diyerek Noel babalara yasak getirmiş. Neresinden baksak, haklı mı haksız mı? Tüm Noel babaların çok da iyi oldukları söylenemez. İşte filmlerden kötü Noel babalar.



Bad Santa (Terry Zwigoff, 2003)
Christmas Evil (aka You Better Watch Out) (Lewis Jackson, 1980)
Friday After Next (Marcus Raboy, 2002)
Jacob’s Ladder (Adrian Lyne, 1990)
Jingle All the Way (Brian Levant, 1996)
Miracle on 34th Street (George Seaton, 1947)
Rare Exports: A Christmas Tale (Jalmari Helander, 2010)
The Ref (Ted Demme, 1994)
Santa’s Slay (David Steiman, 2004)
Silent Night, Deadly Night (Charles E. Sellier, Jr., 1984)
Silent Night, Deadly Night Part 2 (Lee Harry, 1987)
Sint (Dick Maas, 2010)
Trading Places (John Landis, 1983)
A Very Harold & Kumar 3D Christmas (Todd Strauss-Schulson, 2011)
paylaş:

MEŞGUL


Dudaklarım meşgul yalancı kelimeler basmayın bana, ezip atmayın beni köşeye. 
Tekrar size sığınacağım günlerim olacak. 
Kavrulmuş bak küçük ruhlar; daralmış, daraltılmış yaşantımda yine siz varsınız yalancı kelimeler. 
Dudaklarım meşgul ama bırakmayın beni zifiri tezahürüme.
Kibirli ellerine değmeyen gün ışığı beni kör ediyor. Hey! Diye bağırıyor hücrem; ama o beni duymuyor. Dudaklarım meşgul ama terk etmiyor o beni.
Hüznüm duvara çarpmış, gözlerim beton, şakaklarımda boncuk boncuk ter.
Anamın rahminden fırladığımda tanıştığım soğuk koridorlar artık terk edin beni!
Karelerle sınırlanmış hayatlar, beş çayında pudralanmış ahmak dudaklar artık terk edin beni!
Öpmeyin beni soğuk koridorlar.
Tekrar dönün bana yalancı kelimeler.
Sırtınızı çevirin bana, sırtınızı çevirin ki boyun damarlarınızdan tanıyabileyim sizi.
Terk edin beni pudralı hayatlar, terk edin beni ağdalı vücutlar, terk edin beni kırmızı ojeler; terk etmeyin beni yalancı kelimeler.
Pohpohlanmaya muhtaç sarhoş ruhumda gezinen eller, dudaklarıma konan tükenmez kelimeler, tanrıyı tanımayan yeni çocuklar ve ben...
Buluşalım dudaklarımda, gezinelim kırılmış ruhlarımızda sonra kusana kadar sevişelim.
Tanımayalım dünyayı, akşam yemeğimiz olmasın, kahvaltı neymiş ki diyelim.
Hep beraber içelim güneşe kafa tutan şarapları. Doğrulalım sonra suya gömelim beynimizi; ama ayılamayalım. Tekrar dönün bana yalancı kelimeler, kendi demagojilerimde boğun beni arkadaşlar.
Tükenmez kelimeler, pudralı dudaklar, kırmızı ojeler...
Hep beraber yalan olalım. Yalanlaşsın sarhoş ruhlarımız.
Doğrulmadan sürünerek demagojiler yaratalım.
Kendi esaretimizi kuralım salçaya bulaşmış beyin parçalarında.
paylaş:

tim burton'ın elinden doctor who çizimleri


  50. yıl kutlamalarında hakkında birçok şey üretilen Doctor Who’nun gün geçtikçe daha da çok ürünü ortaya çıkıyor… Kabul ediyoruz, biz sizi gandırdık. Çizimleri yapan Micheal Kenny isimli bir sanatçı aslında. Fakat Tim Burton misali yaptığı bu çizimleri biz söylemeseydik bizce kimse bu durumu anlamazdı. Bu arada kalemsuare’nin o seviyeli konuşması nerede diye merak eden değerli okurlarımız, tunalizade’nin ev işlerine girdiği şu günlerde birkaç atraksiyona girelim dedik, merak etmeyin her şeyi ben üstleniyorum. Micheal Kenny'nin Tim Burton misali doctor who çizimleri, 















paylaş:

christopher nolan yeni filmi interstellar'dan ilk fragman


 7 Kasım 2014’te vizyona girecek olan Christopher Nolan’ın yeni filminden ilk fragman yayınlandı. Oyuncu kadrosuyla da oldukça dikkat çeken interstellar, konusu bakımıyla ve tabii ki Nolan ile birlikte seyircisini çoktan heyecanlandırmış vaziyette. Zamanda yolculuk, boyutlar arası geçiş, karadelikler bizi doyurucu bir filmin beklediğinin göstergesi. Bunun yanı sıra kardeşi Jonathan Nolan ve fizikçi Kip Thorne'nin ve aynı zamanda Christopher Nolan'ın senarist olduğu interstellar, hakkında uzun uzadıya konuşulacak bir film gibi duruyor. 

paylaş:

Bilinçaltımda Büyüyen Filize; Beynim Küçük Gelmeye Başladı

Anlamlar karmaşası yaşıyorum. İnandığım tüm gerçeklikler, bütünlüğünü yitirmeye başladı. Parçalanmaya başladı. Un ufak olmak üzere her biri. Doğrular veya yanlışlar birbirine girmiş durumda. Anlam vermek zorlaşır oldu. Bilinçaltım; talan edilmiş bir kütüphane gibi adeta. Kitapların her biri etrafa saçılmış. Bazlarının sayfaları kopmuş, bazıları yırtılmış bazıları ise yakılmış. Yok olmaya yüz tutmuş gibi görünüyor. Yitip gitmeye hazır bir teferruat sanki her bir bilgi. Tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmuş, en can alıcı ayrıntı anlatmak istediklerim. Ama anlatamıyorum. Kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Sözcükler yeteri kadar anlam kazandırmıyor hissettiklerime. Belki de hissettiklerimi anlatabilecek sözcükler yer almıyor herhangi bir dilde. Kaybolup gidecek her biri savunmasız bedenimle. Peki, bedenimin içerisindeki “Ben’in” sahip oldukları… Onun anladığı noktalar… Onda var olan hazine. Onlara ne olacak? Bu “Ben”. Etten kemikten öte… Dünyanın varoluşundan önce bir zaman dilimine ait. Herhangi bir kitapta yazılanın, bilimin anlatmaya çalıştıklarının, gözlerin görüp, zihinlerin algıladığının çok ilerisinde. Çok büyük adamların dahi algılayamadığı o yapı. Onda ki gerçeklikler ne olacak? Nereye kaybolacak? Doğa; -kendisinin var ettiği bu bedeni- her ne kadar ona birçok zarar vermiş olsa da, her ne kadar anlatmaya çalıştıklarını reddetmiş olsa da, her ne kadar kendisini onun efendisi olarak görmüş olsa da tekrar içine alacak. Tekrar başka bedenleri dünyaya getirebilmenin zeminini hazırlayacak. Peki, içimdeki beni ne yapacak? Bir ağaç kesildiğinde, o ağacın içerisinde var olan “Ben’i” ne yapıyorsa onu yapacak sanırım. Küçük bir kuş öldüğünde o kuşun “Ben’i” nereye uçuyorsa, oraya uçacak sanırım. Ölen babaannenin “Ben’i” nerelerde hikâye anlatıyorsa oralara doğru koşacak anladığım kadarıyla.
paylaş:

C.

bu yazıyı iki gündür ekşi sözlükten sosyal paylaşım sitelerine düşmüş olan iş hayatı entery'sine cevaben yazdım.

merhaba ben c. bu yazıyı b. ye hitaben yazıyorum. intihar isteğine de olumlu cevap verdiğimi tüm sözlük yazarlarına bildiririm.

ben 29 yaşımdan gün alıyorum. beş yaşında sıkıntıdan değil de saçma sapan bir beynim olduğu için okuma yazmayı öğrendim. tuhaf bir çocuktum bizim oralarda ana okuluna gönderecek bilince sahip ana babalar o dönemde yoktu, hala da yoklar. ilk okul, orta okul, lise de hep yattım çok çalışmadım, manyaklar gibi test çözmedim, bol bol bi'şeyler karaladım longman england kitaplarının üstüne. arkadaşlarım o kitapları bir alt sınıfa 50 liraya satarken ben bedavaya verdim, üstündeki karanlığı görsünler diye. o mükemmel geleceğe ben de inandım. oscar ödülleri aldım uyanık düşlerimde. 

sonra liseye geldim manyak bir norveçli yazarın kitabını buldum aldım okudum. adı beyaz zencilerdi aha olum işte bu, bu benim dedim. sonra nefretim büyümeye başladı. kot ceketimin düğmesini avucumun içine alıp geçtim tüm yolların üstündeki arabaları çizdim boydan boya. çalıştığım kafede sevmediğim müşterilerinin çayının içine tükürdüm. büyük lobileri olan mekanların duvarlarını sümüğümü yapıştırdım. bankları kırdım, marketleri yağmaladım. yana yana dizilmiş üç beş apartmanın aynı anda tüm su vanalarını kapatıp insanları acımasız akıl testlerine tabi tuttum. böyle bir canavara dönüşürken önce ekonomiyi kazandım gerçeği yeniden söyleyeyim deliler gibi test çözmedim. gittiğim okulda mükemmel bir gelecek vaad etmiyordu. sonra sikerler deyip üniversiteyi bıraktım, ardından başka bir bölüme başladım ki burada bir ortak noktamız var petrokimya okudum iki dersim bir naylon stajım kalmıştı bitirmek için içimdeki canavar gene coştu sonra onu da bıraktım. senin hayata atıldığın yaşlarda yeniden bir üniversite daha kazandım ve geçtiğimiz yaz bitirdim. okul hayatım boyunca kantinde çalıştım, tuvalet temizledim, kadınların kanlı bağlarından ve kadınlardan tiksindim. beş parasız kaldığım zamanlarda her şey bitti sikerim gidip karanlık işler yapacağım, etrafımda bu adamlardan dolu var en kötü gider torba tutarım içtiğim bedavaya gelir dedim. bu saçma fikirlerle üniversiteyi bitirmiş oldum. ve orada çok güzel adamlar tanıdım. camus'u sartre'yi tam senin hayata atıldığın yıllarda öğrendim ve biliyor musun dostum onlar intiharı bir kaçış değil de hak olarak görüyorlar. ama arkamda üzülecek insanlar var edemem korkaklığını hiç yenemedim.

velhasıl iyi bir çocuktum hayvan gibi okudum, yazdım, çizdim oha beni almayacaklar da kimi alacaklar işe dedim hep. beni hep işe aldılar da şu siktiğim dört duvarın arasına hapsettiler. şimdi bende her sabah uyanıyorum aldığım maaşla evi biriyle paylaşırsam hayatta kalabiliyor, plazaların manyak alış veriş diyaloglarını, kokmuş adam ve kadınlarını görüyorum her sabah. işe gitmek için robot gibi onlarca turnikeden geçiyorum ve sabahları köprünün üstünden geçerken hep aklıma yavuz çetin geliyor. ben de atlarım aga diyor, sonra ben o kadar şansız biriyim ki atlarım ölmem ve medya maymununa dönerim siye vazgeçiyorum intihardan.

işin özü 29 yaşındayım köşede zor günler için kullanabileceğim bir yüz kağıtlığım bile yok. her gün nefretle geliyorum işe, ve kariyer dedikleri canavardan artık medet ummuyorum. kokmuş adam ve kadınlardan ve türdeşlerimden gittikçe nefret ediyorum.

sana karşılık veriyorum ve diğer mutsuzları da çağırıyorum gelin lan ölelim.

kafamızı soktuğumuz ekrandan çıkaralım sosyologları kıskandıracak toplumsal bir bitiş hazırlayalım. çalışma yaşamı denen ahlaksız dürtüden kurtulalım. 

ben varım gel intihar edelim. çok fiyakalı sonlar hazırlayabilirim. acıyı da yarı yarıya paylaşırım.

not: bu yazıyı iş yerinde yazım.
paylaş:

71. altın küre adayları


  Bu sene 71. si düzenlenecek olan Altın Küre’nin adayları açıklandı. Golden Globe’nin adaylarının en dikkat çekenleri ise Steve McQueen imzalı 12 Years A Slave ve oyuncu kadrosuyla oldukça dikkat çeken American Hustle oldu. İki filmin toplamda 7 dalda adaylığı bulunmakta. 12 Ocak’ta düzenlenecek olan ödül töreninde ayrıca Woody Allen’ın özel Cecil B. DeMille ödülüyle onurlandıracak. Adaylar ise şu şekilde:

En İyi Film (Drama)

12 Years a Slave
Captain Phillips
Gravity
Philomena
Rush

En İyi Film (Komedi / Müzikal)

American Hustle
Her
Inside Llewyn Davis
Nebraska
The Wolf of Wall Street

En İyi Yönetmen

Alfonso Cuaron / Gravity
Paul Greengrass / Captain Phillips
Steve McQueen / 12 Years a Slave
Alexander Payne / Nebraska
David O. Russell / American Hustle

En İyi Erkek Oyuncu (Drama)

Chiwetel Ejiofor / 12 Years a Slave
Idris Elba / Mandela: Long Walk to Freedom
Tom Hanks / Captain Phillips
Matthew McConaughey / Dallas Buyers Club
Robert Redford / All Is Lost

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)

Cate Blanchett / Blue Jasmine
Sandra Bullock / Gravity
Judi Dench / Philomena
Emma Thompson / Saving Mr. Banks
Kate Winslet / Labor Day

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi / Müzikal)

Christian Bale / American Hustle
Bruce Dern / Nebraska
Leonardo DiCaprio / The Wolf of Wall Street
Oscar Isaac / Inside Llewyn Davis
Joaquin Phoenix / Her

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi / Müzikal)

Amy Adams / American Hustle
Julie Delpy / Before Midnight
Greta Gerwig / Frances Ha
Julia Louis-Dreyfus / Enough Said
Meryl Streep / August: Osage County

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Barkhad Abdi / Captain Phillips
Daniel Brühl / Rush
Bradley Cooper / American Hustle
Michael Fassbender / 12 Years a Slave
Jared Leto / Dallas Buyers Club

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Sally Hawkins / Blue Jasmine
Jennifer Lawrence / American Hustle
Lupita Nyong’o / 12 Years a Slave
Julia Roberts / August: Osage County
June Squibb / Nebraska

En İyi Senaryo

12 Years a Slave / John Ridley
American Hustle / David O. Russell ve Eric Singer
Her / Spike Jonze
Philomena  / Steve Coogan ve John Pope
Nebraska / Bob Nelson

En İyi Müzik

12 Years a Slave / Hans Zimmer
All Is Lost / Alexander Ebert
The Book Thief / John Williams
Gravity / Steven Price
Mandela: Long Walk to Freedom / Alex Heffes

En İyi Özgün Şarkı

Atlas / The Hunger Games: Catching Fire
Let It Go / Frozen
Ordinary Love / Mandela: Long Walk to Freedom
Please, Mr. Kennedy / Inside Llewyn Davis
Sweeter Than Fiction / One Chance

Yabancı Dilde En İyi Film

Blue Is the Warmest Color (Fransa)
The Great Beauty (İtalya)
The Hunt (Danimarka)
The Past (İran)
The Wind Rises (Japonya)

En İyi Animasyon

The Croods
Despicable Me 2
Frozen

TV Ödülleri

En İyi Dizi (Drama)
Breaking Bad
Downton Abbey
The Good Wife
House of Cards
Masters of Sex

En İyi Dizi (Komedi)


The Big Bang Theory
Brooklyn Nine-Nine
Girls
Modern Family
Parks and Recreation

En İyi Mini Dizi / TV Filmi


American Horror Story: Coven
Behind the Candelabra
Dancing on the Edge
Top of the Lake
The White Queen

En İyi Erkek Oyuncu (Drama)

Bryan Cranston / Breaking Bad
Liev Schreiber / Ray Donovan
Michael Sheen / Masters of Sex
Kevin Spacey / House of Cards
James Spader / The Blacklist

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)

Julianna Margulies / The Good Wife
Tatiana Maslany / Orphan Black
Taylor Schilling / Orange Is the New Black
Kerry Washington / Scandal
Robin Wright / House of Cards

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi)

Jason Bateman / Arrested Development
Don Cheadle / House of Lies
Michael J. Fox / The Michael J. Fox Show
Jim Parsons / The Big Bang Theory
Andy Samberg / Brooklyn Nine-Nine

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi)

Zooey Deschanel / New Girl
Lena Dunham / Girls
Edie Falco / Nurse Jackie
Julia Louis-Dreyfus / Veep
Amy Poehler / Parks and Recreation

En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi / TV Filmi)

Matt Damon / Behind the Candelabra
Michael Douglas / Behind the Candelabra
Chiwetel Ejiofor / Dancing on the Edge
Idris Elba / Luther
Al Pacino / Phil Spector

En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi / TV Filmi)

Helena Bonham Carter / Burton and Taylor
Rebecca Ferguson / The White Queen
Jessica Lange / American Horror Story: Coven
Helen Mirren / Phil Spector
Elisabeth Moss / Top of the Lake

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Josh Charles / The Good Wife
Rob Lowe / Behind the Candelabra
Aaron Paul / Breaking Bad
Corey Stoll / House of Cards
Jon Voight / Ray Donovan

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Jacqueline Bisset / Dancing on the Edge
Janet McTeer / The White Queen
Hayden Panettiere / Nashville
Monica Potter / Parenthood
Sofia Vergara / Modern Family


paylaş:

2013 yılının en abartılmış 10 albümü

Yılın sonu yaklaştıkça dergilerde, bloglarda yılın enleri yavaş yavaş paylaşılmaya başlandı. Flaworwire’da yayınlanan liste de tam paylaşmalık olmuş. yılın en çok abartılmış albümleri karşınızda, -itiraf edin abarttık-











paylaş:

Uğur Böceği Ve Onlar

Sabah sabah güneşe bakıyorum…Ağrıyor nameli, dandik göz bebeklerim. On iki basamaklı çıkarcı merdivenin kahverengi demirlerine on iki kişi yaslanmış, bok varmış gibi caka atıyorlar nameli dandik göz bebeklerime…

Karşımdaki atık borusunun üstünde uğur böceği, rakının son damlasını hazmedememiş, uyuz böcek boktan medet umuyor, sanki gökdelenlerin uydu alıcısında yaşamış… Bu güne kadar yaşadığı yer bizim aptal merdiven direkleri ve onun etrafındaki üç beş solmuş çiçek bozuntusu…

Sabahın ilk ışığı berbat, iğrenç fotoğraf makinelerinin flaşı gibi… Erkekliğini ispatlayamayan zengin züppelere inat sabah sabah altlarına aldıkları kırmızı ojeli fahişe bardağımın içinde. Sabahın ışıkları irisime saldırıyor… Az kaldı bir cinnet iris bu işi kökten çözer.
Dibi soğumuş kahvemde, kırmızı tırnaklar, cigaramın zıvanasında Marlyn Moore’nin dudakları, dudaklarımın sikinde değil şu an Marlyn…

Gözümün önünde güler var tiksiniyorum, kusmak istiyor sarhoş ruhum, avuçlarımda parçalıyorum gülleri balkona saçıyorum, bu gün assolistim balkonum… Rakımın dibini artık onun için çekiyorum mideme. Temizlemedim gülün dikenini. Avucumdan pıt pıt kan, yeşil kan damlıyor… ne de olsa bu gün renk seçimlerinde özgürüm! Kahveme transfer olan kırmızı tırnaklar yeşil kan damlalarını dansa kaldırıyor ve balkonum onlar için söylüyor “Love Street” bilinç altımın bilinci şuan da Massive Attack olsa da Love Street iyi geliyor güneşin ilk ışıklarına. Uğur böceğini avuçlarımda boyuyorum tekrar. Şu an tam anlamıyla hiçbir şey sikimde değil! Hatta ne dediğim ve ne yazdığım da… bu sabahın etiketi 1000 "dalır" beş yıldızlı otel masrafını balkonum ödedi ne de olsa assolist gecede bunun bilmem kaç katını kazanıyor. Atık borumda ise sıvılaştırılmış neo statik kan var… Adres belli değil ama yolculuğun sonu berbat olacak…

Üşüyorum, rüzgâr iliklerimi harekete geçirdi. Uykum var ama yeşil kan damlaları uyma diyor… Uyumuyorum öyleyse… Zıvanamı çıkarıyorum küllükten ve öpüyorum onu ne olsa Marlyn’nin dudakları değdi ona… Kimdik lan biz… Kaç kişi oturmuştuk on iki de bu masaya. Neredeler… Atık borumun kanalında sıvılaşan kanlar onlara mı ait. Ya da merdiven demirlerinde bana caka atan on iki kişi aslında şu an masada olmayan üç beş kişi mi? Ne yaptın bana iris… Gözlerim görmüyor. İntikamı adresi yanlış benden değil güneşin ışıklarından alacaktın intikamı… Heyyyyy! Görmüyorum hiçbir şeyi kurtar beni Marlyn uçuşan beyaz eteğine sar beni… Dikkat et çarşafım ince olsun dağılmadan iç beni ya da daha fazla dağılmadan ben içeyim seni…

Tam elli sekiz saattir uyumuyorum… Neler içtim ben yine ulan Bukowski bunun tek sorumlusu sensin insan kalkmadan önce masaya bir tek  de olsa Pal Mall bırakmaz mı? Ya sana ne demeli Camus hani karanlığın derin izlerinin diyaloglarını kuracaktık seninle bu akşam… Bukowski için ettiğin küfürler hala aklımda… Peki ya sen uma hani busabah seninin Hattori Hanzo kılıcınla güneşin ışıklarını yaracaktık… Sattınız lan hepiniz beni benim sadık yârim zıvanamdaki Marlyn’nin kırmızı dudakları…

Hoş geldin Kafka…. Dur hemen gidemezsi
n bir duble kırmızı tırnaklı rakı içelim. İşin mi var, burjuvaziyi mi sikeceksin bu akşam… Aaa o zaman gidebilir sin peki giderken Groger’ı bıraksan bana… Bari onunla konuşsam…. Ya da salla be Kafka al Groger’ı şu anda tavanda gezen bir yaratığa tahammül edemem… Sen en iyisi mi Dönüşümü imzala bana. Kalem mi istiyorsun yuh be sana! Ne kalemi gül dikenlerini yeşil kanı var yerde al onlarla imzala dönüşümü… Ha şöyle be abi… Uç şimdi… Lan Kafka Groger’ı unutma giderken… Bukowski sana çok kıl oldum…. Adam giderken bir tek sigara bırakmaz mı masaya… Boş ver be abi ben iiiyim… Dönelim biz balkona… Eyvallah uğur böceği gidebilirsin ama giderken atık borusundaki kandan bir numune bırak bana bakalım bu gece kim ölmüş… Uma bu işi halleder… olmadı yollarız Tarantino’ya ne de olsa bu saçmalığı çözme yetisine sahip… Elli dokuz saat oldu be…

Uyu uyu uyu
Tıpış tıpış
Sonra kalk elinde bıçak 
Git git git
Neşterli Naciye yan dairede seni bekliyor
Öldür öldür öldür onu
Sonra suçu Tarntino’ya at
Ne de olsa o bu işi çözer!!!!!
Yalancı şahidin Bukowski
Ola ki
Yakalanırsan suç ortakların uma ve Groger
Eğer ki hapse düşersen
Sevgilin zıvanandaki Marlyn’nin kırmızı dudakları
Bekler o seni
Şimdi uyu uyu uyu

Kalktım güneş kaybolmuş, Camus ortalığı toplayıp gitmiş, Tarantino bu işten yırtamamış yan oda çığlıklar var göt Bukowski çatır çatır Uma’yı sikiyor, Groger tavandan onları rotluyor…. Kapı çalıyor eyvah! Kapı deliğindeki göz Kafka’nın… Şimdi ayvayı yedik… Elli dokuzuncu saat, eee artık bu kadar…

Uyu uyu uyu zavallı akıl atık borusundaki kan senin beynin kanı…. Onlar mı masadakiler ve Marlyn dahil yoklar… Sadece uğur böceği hala aynı solmuş çiçeğin üstünde duruyor… Uç uç uç böcek bana onları getir!
paylaş: