srpski film (2010)
Yazan: Adsız


A Serbian Film.
Yönetmen: Srdjan Spasojevic
Senaryo: Aleksandar Radivojevic, Srdjan Spasojevic
Oyuncular: Srdjan Todorovic, Sergej Trifunovic, Jelena Gavrilovic
Tür: Yetişkin | Dram | Korku | Gerilim
Yıl: 2010
Süre: 104 dk.
Ülke: Sırbistan
Dil: Sırpça
IMDb puanı: 5.8/10
Biz 7/10 verdik.

Genel olarak olaydan bahsetmek gerekirse, film bir çocuğun porno izlemesiyle başlıyor. İşin trajikomik yanı ise babasının odaya girmesiyle ortaya çıkıyor. Çünkü çocuk babasının bir zamanlar içinde bulunduğu bir pornoyu izlemektedir. Baba, porno sektöründen emekli fakat parası her geçen gün daha da azalan ama bunun yanında eski pişmanlıklarını unutmuş, ailesine bağlı biridir. Anne, eşini tüm ayıplarına ya da günahlarına göz yumarak kabullenmiş, aklı başında güzel bir bayandır. Baba karakterinin kardeşi ise polisliği meslek edinmiş bir kişidir. Anne karakterinin değişiyle kendisi kötü polis yerine pislik bir porno yıldızını seçmiştir.
Ailenin çocuğu ise ergenlik kavramının daha çok başlarında, kendi vücudunu keşfe çıkmış bir küçüktür.
Olay eski işinden garip bir teklif gelmesiyle başlar. Ucunda kaçırılmayacak, tepilmeyecek miktarda para vardır ve baba karakterinin yapması gereken kameraların önünde soyunmak ve düzmektir. Aynı yıllar önce yaptığı gibi. Tabii sadece bu onun düşünceleridir. Çünkü sırf “doğal” görünmesi için asıl konunun ne olduğu söylenmemiştir.
Garip yer seçimlerinden, çelik yelek giymiş korumalardan ve sahneler çekilirken çocukların gözü önünde eylemlerini gerçekleştirdikten sonra işini yapamayacağını kavrar ve istifasını vermek için kendini yönetmen olarak tanıtmış, pornoyu bir sanat dalı olarak gören ve zamanında çocuk programları yaparak ünlenmiş eski çocuk psikologunun yanına gider. İşte tam bu esnada belki de yeni bir porno kategorisi ortaya çıkmış olabilir. Yeni doğan pornosu olarak adlandırılan bir çeşit sapkınlıklar bütünü içeren video izlendiğinde, aslında filmin bu kısmına kadar hiçbir vahşet görüntüsü, hiçbir iğrençlik ya da rahatsız edici unsur görülmediği fark edilir. Bu karelerden sonra filmin dozu hızlanarak ağırlaşır.
Peki, filmde asıl anlatılmak istenilen nedir? Bu sorunun cevabı basit bir şekilde, porno, vahşet, kötülük, kan, nefret, çirkinlik kelimelerinden birkaçı mıdır, yoksa hepsi birden midir?
Filmin senaristlerinden Aleksandar Radivojevic, anlatılmak istenilenin aslında bunların hiçbiri olduğunu söylüyor. Yapılan söyleşiler sonucunda ise asıl anlatılmak istenilenin Sırbistan’ın tam da kendisi olduğu ortaya çıkıyor.
Baba karakteri bir Sırp, yönetmen olarak tanıtılan ve bir anda tüm umutların kendisine bağlanmasını sağlayan ve insanı doğarken, yaşarken ve hatta ölürken bile düzen kişi ise devlet. Filmde bu düzme şekilleri ve zamanları bir bir anlatılıyor. Üstelik bu sadece bir abartma olarak gösteriliyor. Sırbistan’ın son on beş-yirmi senesinin ne halde ilerlediğini ağza alan senarist ve yönetmen “Sırbistan’da doğduğunuz an düzülürsünüz, yaşarken her an düzülürsünüz. Ölürsünüz, o zaman bile rahat bırakmazlar, bir müddet daha düzülürsünüz.” diyerek gerçeği ne derecede beyaz perdeye yansıttıklarını da açıklamış oluyorlar. Sansüre karşı atılan sol kroşe de diyebilirz.
Yani “seks satar” bakışından biraz olsun uzaklaşmamıza sebep olan bu açıklamalarla filmin amacı anlaşılır gibi oluyor. Fakat şunu da belirtmekte fayda var. Filmin şiddeti Oldboy’la kıyaslanmış, Irriversible, Requim for a Dream gibi insanın altyapısını mahveden filmlerdeki tüm sinir bozucu sahneleri alın yine de Srpski Film kadar etmez denmiş, bu yorumların hiçbirine katılmıyorum. Bunu filmi yermek için demiyorum. Çünkü filmin yönetmen, konu ya da oyunculuk açısından fazla bir yeteneğe de gereksinim duyduğunu düşünmüyorum. Olması gerektiği ölçüde film kendi başına bir sanat eseri. Fakat diğer filmlerle kıyaslama mevzusuna el atarsak, bahsi geçen filmler gerek konuyu anlatma biçimleri olsun, gerekse anlattıkları konular olsun başlı başına aşmış filmler. Filmden eğer, kanlı sahneleri ya da en basiti bilmeden yapılan ensest ilişki sahnesini çıkarın kesinlikle Gaspar Noe’nin filmi Irriversible’ın eline su dökemez. Bana kalırsa bu haliyle de dökemiyor ya hadi neyse. Çünkü Noe, kan kullanmadan, istismar belirtisi göstermeden de insanı iğrendirebiliyor, sinir edebiliyor, rahatsız edebiliyor. Filmi izlerkenki en iğrenilen yer kesinlikle kesik baş görmek falan değil, en belirgin sahne babanın oğluna tecavüz etmesidir. Duygu istismarı olduğu içinde insanda acıma, kızma, sinirlenme, iğrenme duyguları hareketlenir. Yani tam da yönetmenin çekmek istediği “doğallık”ta bir film meydana gelir. İnsanlar bunlara para yatırırlar, izlerken korkarlar, suç işlemiş gibi hissederler. Hele hele son sahnedeki akıllara kazınan “küçük olandan başla” repliği ise belki kudurmanıza bile sebebiyet verebilir.
Yani kendi kulvarında mükemmel bir film diyebiliriz. En azından anlatmak istediğini korkusuzca işleve dökebilmiş, yaptığı eylemden de utanç duymamış, eleştirebilmiş. Onun haricinde fazla da bir şey yok.
SXSW 2010’da gösterilen film hakkında bir izleyicinin yorumu şu olmuş: “İzlerken bir anda polisin içeri girip hepimizi tutuklayacağını düşündüm.” Açıkçası o kadar değil. Filmde bolca tecavüz sahnesi olduğu için ekranın orasından burasından çıkan erekte olmuş penis başı görebilirsiniz. Hatta ve hatta bir sahnede (baba karakteri olanları görmüş ve tüm sinirini beyninde toplamıştır. Sağ eli ise beyniyle penisi arasındaki köprüdür zaten) parçalanmış göz yuvasına sokulan penis gördüğünüzde gülebilirsiniz de.
Sözün özü yetişkin filmidir, küçüklerle izlenmemelidir. Çok korkunç değildir, fışkıran kana dayanabiliyorsanız mısırınızı alın elinize seyredin. Muhtemelen içerdiği sahnelerden dolayı “underground” olarak kalacaktır. Bu yüzden izlediğinizde kendinizi bir hoş hissedebilirsiniz.
Bunların haricinde epik-sapkın duyguların istismarını keşfetmek, sansüre atılan yumruğu izlemek, gerilmek, sinir olmak, nefret etmek için güzel bir tercih. Son olarak da akıllara şu soru geliyor: Çocuk karakterlere ne oldu? Sağlık problemleri başladı mı?
Rahatsız kanlı seyirler efendim.

Not: Daha önce yayınlamış olduğumuz en vahşi 10 film ve en rahatsız edici ve sinir bozucu filmler arasında kendisini çekim yılı dolayısıyla göremiyoruz. Şunu da söylemeden geçmeyelim iki listeye de girer.
Son olarak bu filmi twitter üzerinden bize hatırlatan @_LUW_ a teşekkürler.
Gerilmenizi sağlayan filmin müziğini şuradan dinleyebilirsiniz.


{ 25 YORUM yapılmış sen de yap }

  1. Valla bu filmi beğenmezken karşılaştırdığınız diğer filmleri izlemiş değilim, ama şüphesiz bu filmde anlayanlar için nice ibretler vardır.

    miloş = miloşeviç
    karısı = sırbistan
    çocuğu = gelecek nesil
    kardeşi = sırbistanın topraklarında gözü olan yabancılar
    vulkmir = miloşeviçe gücü yeten kişiler
    miloşla vulkmiri tanıştıran kız = medya
    (benim aklımın aldığı kadarı bu, sırbistandaki mevzulara hakim olsaydım her karakterin temsil ettiği şeyi söyleyebilirdim gibime geliyor. miloşu ilaçlayıp gazlayıp kafasını kestirdikleri kadın da boşnakları temsil ediyor sanırım. kızı da boşnakların gelecek nesili olabilir)

    mevzular zaten açık, ama benim alkışlarken gözlerimden yaşlar gelen bir sahne var; medya, görevini tamamlıyor, işlerin sarpa saracağını anlayınca miloşu uyarmak istiyor ama buna yeltenince dişleri sökülüp ağzından sikilerek öldürülüyor.

    yandaş gazeteciler geldi aklıma, acıdım.

    hasılı bu filmle ilgili çok düşünüp az konuşmakta fayda var gibime geliyor.

    saygılar.

    YanıtlaSil
  2. filmi beğenmeme gibi bir ibare hiç kullanmadım. aksine filmi beğendim ve bunu burada da belirttim. film hakkında kendi kulvarında bir sanat eseri dememden de bu çıkartılabilir. filmin anlattıklarına gelince de "anlatmak istediğini korkusuzca işleve dökebilmiş, yaptığı eylemden de utanç duymamış, eleştirebilmiş" diyerek başarısını belirttim. kıyaslanan filmleri ben değil sosyal ortamlardaki yazarlar seçmişler. filmleri diğer filmlerle karşılaştırmak pek de sevdiğim bir şey değildir. kavun mu karpuz mu sorusunu akla getirir. ama eğer ortada bir karşılaştırma varsa bunda fikrimi söylemek sanırım en doğal hakkım. hele hele karşılaştırılan filmler yukarıda belirttiklerim olunca insan ister istemez bir yorum getiriyor, aynı diğer kişilerin nasıl da bu filmi diğerleriyle karşılaştırıp bu filmi daha iyi bulmaları gibi.
    filmi kimseye önermem "iğrenç" çünkü diyenler bile var. buna katılmıyorum. eğer öyle olsaydı burada hiç bahsetmezdim bile. ki eğer diğer incelemelere bakarsanız hiçbir filme kötü bir yorum yaptığım söylenemez, çünkü izlerken farklı duygular uyandırmıştır bende.
    fakat şunu da belirtmekte fayda var. siz şunu diyebilir misiniz? eğer senaristlerden birisi çıkıp da işte biz bu filmde bunu anlatmak istemiştik demeseydi kim bu filmi bu şekilde yorumlardı. bence hiç kimse çıkıp da yaptığı şeyi açıklama gereği duymamalı, belki yanlış anlaşılabilir evet ama bu onun değil, filmi o şekilde anlayanların sorunudur. ve buna örnek verecek olursak, david lynch filmlerini izleyin ve lynch'in o filmleri hakkındaki yorumlarına bakın. sanırım lynch'e sorulacak en saçma sorulardan birisi olurdu "bu filmde ne anlatmak istediniz?" ki kendisine gelen "eleştirmenler bu filmden hiçbir şey anlamadıklarını söylediler, ne düşünüyorsunuz?" sorusuna "ne güzel, filmi izlemek için güzel birkaç sebep" demiştir. sözün kısası keşke öyle bir açıklama gelmemiş olsaydı da biz anlamasak bile anlayanların yorumlarını okuduğumuzda "işte adamlar yapmışlar, vay be" deseydik. böyle olmasa bile güzel hoş bir film, izlenir.
    yeniden söylemekte de fayda var ben filmi beğendim.

    YanıtlaSil
  3. şimdik şöyle; filmi david linç çekse, kimseye "bakın şu şunu temsil ediyor, sembolizm akıyor akıyorrr" demek zorunda kalmazdı. çünkü illa ki birileri ıcığını cıcığını irdeler, bulurdu sembolleri sonra da yayardı millete. ama bu adam ilk filmini çekmiş, filmi izlerken insanın kanı donuyor, midesi kalkıyor. dünyada saw serisi hostel serisi vs gibi filmler amaçsızca çekilip çekilip yayınlanıyorken gişe rekorları kırıyorken kimse tutup da adamın ilk çevirdiği filmde sembol metafor aramaz abi. biz bi arkadaşla oturduk izledik, bitirince birbirimizin yüzüne bakamadık iki saat, taa neden sonra iki satır küfredeyim çekenlere diye açtım başlığı, elemanın biri uzun güzel bi entry yazmış, onu okuyunca aydım mevzuya. ki sembolizmin ne olduğunu okulda öğrenmiş bi adamım ben. vay anasını yav nasıl ayamamışım ben dedim. gerçi belki de zamanında orda dönen olaylara yabancı olduğumdandır. yoksa pornocunun adının miloş olması, miloş evde yokken karısının kaynına "elma" teklif etmesi falan sembollerin akacağının işaretleriymiş gibi geliyor.

    böyleyken böyle.

    beğenmeme mevzusu da şu "Fakat diğer filmlerle kıyaslama mevzusuna el atarsak, bahsi geçen filmler gerek konuyu anlatma biçimleri olsun, gerekse anlattıkları konular olsun başlı başına aşmış filmler. Filmden eğer, kanlı sahneleri ya da en basiti bilmeden yapılan ensest ilişki sahnesini çıkarın kesinlikle Gaspar Noe’nin filmi Irriversible’ın eline su dökemez. Bana kalırsa bu haliyle de dökemiyor ya hadi neyse."

    bunu okuduktan sonra kayış koptu bende, çünkü bu filmden bahsedecek adamın "şimdi sizlere sırpski filmin ne kadar da şahane olduğunu bir nebze aktarmaya çalışacağım" seviyesinden aşağıda bi üslup kullanmasına dayanamıyorum :)

    nabiym, bu da benim hatam

    YanıtlaSil
  4. yalnız belirtmek isterim süper bir atışma oluyor. zevkle okuyorum yorumlarını. teşekkürler ayrıca, ilk kez bu kadar iyi yorum geldi(film içeriklerine)
    şimdi daha önce de belirttim ben filmi beğendim. benim beğenmediğim bu filmin diğerleriyle kıyaslanmış olması. mesela ben sana sorayım bu filmi izlediğin hangi filmle kıyaslayabilirsin? diyorum ya karpuz mu daha güzel kavun mu daha tatlı demek gibi bir şey bu. tamam ikisinin de şekli şemali benzer ikisi de toprakta yetişiyor da farklılar. ama yapılmış böyle bir şey ben de bu budur dedim. burada da belirttim sen sadece yorumun bir kısmını almışsın. filme sanat eseri dahi dedim. ki kulvarında mükemmel. e ilk film "underground" yapıdan da dünyaya pek açılamayacak, sadece 3-5 insan inceleyip tartışacak. ona bakılırsa irriversible da noe'nin 2. uzun metrajlı filmi canım. çok da bir fark söz konusu olmasa gerek. gerçi düşününce şu "neden açıkladılar" mevzusunu, hak veriyorum. michael haneke, haneke yani bildiğin usta adam, funny games'i sırf hollywooda ulaştırmak için, sırf amerikanlar da filmi görsün izlesin, anlat istenileni onlar da anlasın diye tutup yeniden çekmişti ve de dilini dahi değiştirerek. film mevzusu sanırım düşündüğümden çok daha karışık.
    şu yönden de aynı noktada kesişiyoruz, sen bu filmi mükemmeliyetin altında anlatan kişiler görünce dayanamıyorsun, ben bahsi geçen filmleri bu filmle karşılaştırıp(ki karşılaştırsınlar sorun burda değil) bu filmi ondan daha iyi olduğunu söyleyen kişileri görünce dayanamıyorum. bunun orta yolu nedir? sen onu de bana ilk önce :)
    yorumların için gerçekten çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. eheh eyvallah savolasın :) ben teşekkür ederim, o senin yorumlarının şükelalığı :)

    şu sayfada adı geçen filmlerden oldboy ve requiem for a dream'i izledim. diğerlerini bilmiyorum, hanakeyi şimdi duydum :) lynch'i de duydum da hiç filmini izlemiş değilim :)

    requiem for a dream'le bu filmi karşılaştırmak zaten abes zira R.f.a.D realizm'in ekmeğini yiyor. ama ille karşılaştıralım diyen olursa, buyursun karşılaştıralım zira güzel döşenmiş sembolizm her halûkarda koyar realizme çünkü senarist uğur dündara yakınsadıkça sanattan uzaklaşır, bunun lamı cimi yok :)

    oldboy'da görece fantastik olmasına rağmen yine realizm üzerinden mesaj verme peşinde. filmin demek istediği bir şey de yok sikko "herkes ağzından çıkana dikkat etmeli bak bak neler oluyor hayatta" dan öte.

    ama sırpski filme gelince orada duracaksın aga; çünkü adam orada dönen savaşı filmdeki realizmin her yerine itina ile gömmüş, bunu da o kadar güzel yapmış ki izleyenlerin %99'u açıklamayı duymadan mevzuya ayamıyor. izliyor, insanlığından nefret ediyor ve şunu diyor "yuh amına koyim, böyle film çekilir mi, bunlar nasıl orospu çocuğu". ama mevzunun ne olduğuna bi şekilde aydığı zaman filmin başından sonuna kadar gördüğü bütün şiddetin, pisliğin insanlar tarafından normal görüldüğünü düşünmeye başlıyor (savaşlar, herhangi biri). hatta miloşun o kadının kafasını koparmasını gerçek hayatta kendisi bizzat davullarla zurnalarla kutladığını idrak ediyor (son darbeyi vuran kahraman general, şahane birlik).

    bu, bambaşka bişeydir abi. kolay değil yani. ressmen herşeyi "cuk" oturtmuş adamlar.

    orta yolu şöyle buluruz ancak, o filmleri bundan üstün gören ağabeylerim önce gidip sembolizm nedir onu öğrensinler, sonra bir iki güzel sembolist hikaye okusunlar beğensinler, sonra karşılaştırsınlar, zaten problem çözülür :)

    YanıtlaSil
  6. bu arada yeni fark ediyorum, sakın uzatma olarak algılama ama ilk yorumunda karşılaştırdığın filmleri izlemedim demişsin. toplamda 3 film var zaten, requiem for a dream, oldboy, irriversible. son yorumunda sadece oldboy ile requiem for a dream i izledim diğerlerini izlemedim demişsin. ne iş yahu?
    bir de sembolizm realizmi döver demişsin, kişisel yorumdur saygı duyarım da değil bu karpuzla kavun, armutla şeftali gibi oldu sanki.
    üstelik hanekeyi hiç duymamış lynch filmi hiç izlememişsin. bravo doğrusu, sembolizmden bu kadar iyi bahsetmen takdire şayan. saygıyla eğiliyorum önünde.
    allahım ne srpski film miş. ilk yorumda da dedeğin gibi sanırım üzerinde fazla düşünmemek gerek.

    YanıtlaSil
  7. yav işte 4-5 film ismi var, bi iki de yönetmen katınca (e adamların da büssürü filmi var falan) o kadar film içinde sadece 2 tane izlediğim zaman hiç birini izlememişten sayılırım diye öyle dedim :)

    linç heneke filan bilmiyorum pek çünkü yaşı aldıkça iyice denyolaştım filmi indirmeye izlemeye filan üşenir oldum. bi de yarrak gibi sosyal çevrem var, izlesem kimle muhabbetini çeviricem. al işte sırpski filmi gelmişim seninle konuşuyorum, halbuki tanımam etmem :) üniversitede filan çevremizdeki adamlar da az buçuk enteldi, bişeyler konuşuluyodu. şimdi insan gerek duymuyor; sonra da işte böyle böyle soğuyo insan filmden kitaptan carttan curttan.

    şu son dövüş çıkana kadar itüyle ekşide beraber yazıyodum, şimdi ekşide pek yazmam sanırım, itüde de pek yazmıyom zati. okuyom ama alışkanlık işte, cıvara gibi :)

    sembolizm-realizm mevzusuna gelince; realizm insanları ahlaki yönden geliştirme amacı güden, gerçeğe en yakın anlatım tarzı oluyor ki edebiyatta kastırsa da iş kamerayla bişeyler çekmeye gelince stv realityleri türün en kalitelileri gibi abuk bi durum çıkıyor o yüzden karpuz şeftaliden ziyade şeftali ve argon gazını karşılaştırmak gibi oluyor eassında, şeftali de argon gazına koyar normal şartlar altında :)

    yok, üstünde düşünmemek gerek demedim bu arada, üstünde çok düşünüp az konuşmak gerek dedim :)

    bu arada sembolizmi filan da zorla öğrettiler hikaye/roman incelemesi dersinde mk imanımız gevredi. çok da bilmem yani böyle zart zart salladığıma bakma :) lan zaten adam gavurca yazmış, zar zor anlıyoruz gidiyoruz derse, kadın derste bambaşka şeylerden bahsediyor, gidiyoruz o bahsettiklerini internetten okuyoruz "haaaa" diyoruz filan. gerçi o zaman da çoğunu okuyunca anlamıyodum sınavlardan önce arkadaşlar türkçesini anlatıyolardı ahah

    böyleyken böyle.

    [bi de uzat abi zararı yok, filmi izleyek mi falan diyenlere en azından "izleyin de, izledikten sonra bana küfretmeden şurayı okuyun" derim :)]

    YanıtlaSil
  8. hahaha yarıldım yalnız burada. akşam akşam amma güldüm yahu. zaten ne zaman dedin "şükela" dedim tamam kesin sözlük yazarı, bir de üslup da ön plana çıkınca bir yerlerde yazdığın iyice kesinleşiyor. neyse işte yahu. öyle dedim. maşallahın var pek anlamam diyorsun da yorumlar cidden çok iyi. çok okumak insanı böyle yapıyor olsa gerek. çevre de çok önemli desene. entel arkadaş her zaman bir şey katar insana.
    izleyin dediğimde zaten ilk burasını okuyun diyeceğim. tam da dediğin gibi söveceklerse eğer içlerinden gerçekten geçerse sövsün bu vakitten sonra :P
    yanlış okumuşum yahu, öyle dedim ne ayak "adsız" falan da dedim. kafa mı buluyor benle. çok düşünmek az konuşmak lazım doğru. yalnız cidden düşününce ne muhabbetler çevriliyor yarabbi. gittim facebook sayfasında yorumlar incelemeden daha iyi diye bahsettim. madem öyle herkes izlesin, gün yüzüne çıksın, kafa patlatan çok olsun. belki bakarsın senaristin açıklamadığı yönü keşfedilir, belki de bilmeden bir parça daha anlatmışlardır. güzel olur yani. bence öyle.

    YanıtlaSil
  9. uuu beybe facebook sayfası he mi :) demek albümlerimden sonra (unknown artist) yazılarımla da meşhur olacağım ahahah

    allah insanı entel arkadaştan mahrum etmesin birader. valla insan kıymetini yokluğunda anlıyor. benim esasında çok entel bi arkadaşım vardı, sonradan beni avam bulmaya başladı o yüzden gurur yaptım küstüm elemana. ama eleman da çok entel yani öyle böyle değil, 7/24 mesai yapsam yine yetişemem entelliğine. kapasite meselesi bi yerde. aştı gitti pezevenk. neyse ya boşver, giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir, benim yediğim pekmez, gittiğim anteptir, bir de adama bakarım adam mı diye... (aforizma overload. waiting for reboot...)

    film güzel tabii yayılsın izlensin kesinlikle katılıyorum. şu filmi hakkıyla izleyip anlasa bütün insanlar savaş ilanı (istila) denince herkes oturup ağlamaya başlar. işgale uğrarsa anadolu ağlaya ağlaya gider savaşırım da, türkiye başka bi ülkeye ne sebeple olursa olsun savaş açsa beni hayatta götüremezler. bu film sayesinde erdim bu mertebeye. savaş > sırpski film = insanın yapmak yerine intihar etmesinin daha iyi olacağı olaylar silsilesi.

    internette de biraz bakındım şöyle sahne sahne her şeyi açıklayan bi review falan var mı diye ama sanıyorum bu film hakkında internette ekşideki elemandan sonra en fazla detay veren kişi benim ahah :) dur ekşideki elemanın yazdığı entrynin linkini de verelim http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=20868796 eleman çok güzel yazmış. hatta ben istiyorum ki senarist ve yönetmen yapsın bu filmin açıklamalarını. bilmiyorum ya belki de aşırı anlam yüklüyorumdur :)

    ama gel gelelim insanların çoğu okuma izleme konularında aşırı naif, aşırı korkak. çalıştığım yerden birilerine tavsiye etsem şu filmi adım sapığa çıkar, iş çıkışı döverler. bu şartlar altında da film underground kalmaya mahkum :)

    YanıtlaSil
  10. işte abi, şimdi entryi yeniden okudum, budur. bizim burda bahsettiklerimiz pseudo junkie'yi tamamlıyor biyerde.

    bu işe bulaşacak adam şöyle yapmalı;

    1- filmi izle
    2- entryi oku
    3- filmi tekrar izle
    4- burdaki yorumları oku
    5-?????
    6-profit

    :)

    YanıtlaSil
  11. woşş desem yeridir, adamlar cidden asosyaller mi yoksa cidden enteller mi karar vermek çok zor. yazdıkça yazmış fakat bazı sahnelerini anlamadım. mesela son sahnenin asıl patronun amacının çok daha çirkin olduğundan bahsediyor. kesilen bölüm derken son sahnede intihardan sonra "küçükten başla" dedikten sonra filmin bitmesinden mi bahsediyor yoksa benim izlediğim ama onun izlemediği bir bölüm mü var? yoksa ben bazı şeyleri yanlış mı anladım?
    adam da "salo"yla kıyaslamaya girişmiş de ipin ucunu kime bağlamış onu pek çözemedim. iyi de yapmış, bak adamlar karşılaştırıyorlar ama kıyaslama yapmıyorlar, seviyorum böyle insanları.
    bir şeyin eksikliğinden bahsediyor "pseudo junkie" yeni mezun öğrenci yada çok şy görmüş orta sınıftan bahsediyor. bunu sanırım ilk film olma özelliğine bağlayabiliriz.
    değil mi?
    "underground"luk meselesi içler acısı, bazen kendimi bir şey hissediyorum, böyle çok az kişinin izlediği benim arayıp bulduğum filmleri izleyince, nedendir bilinmez, belki de ben farklıyım havasına bürünmek istediğimden kaynaklanıyor. aslında hiç öyle düşünmem bazen kendimle dalga geçerim ama düşünmeden de edemiyorum. bu film underground kalsa mı daha iyi olur-ki zaten öyle kalır gibi-yoksa gün yüzüne çıksa mı daha iyi olur? bu filmi porno niyetine izleyenler bile çıkabilir diye düşünüyorum. beyinde bitiyor mesele sonuçta. "sağ eli" köprü olarak kullanan insanlar olduğu sürece, üzerine bir de omurgasızlık ekilirse bence bu amaçla izleyenler çıkabilir.
    ki vahşetin sonlara doğru başladığını düşünürsek o kısımlara kadar erekte olanlar olur bence. neyse ne işte?
    şu "filmin son sahnesinin kesilmesi" ile "underground"luk meselesi hakkında senin görüşün nedir? gün ışığı mı zifiri geceler mi? :)

    YanıtlaSil
  12. adam entel, o belli :) ama filmi çok detaylı incelemeye değer bulmamış sanırım zira pek derinlemesine inmemiş.

    sosyal hayatını bilemiycem abi, es kaza entel bi ablayla gönülleri birleştiyse sosyalin de allahıdır. bi de bildiğim kadarıyla eleman pek aktif bi yazar değil, mesaj atmıştım cevap filan vermemişti dolayısıyla sözlüğü bırakmış gibi görünüyor, entel canlısı günü gelip de sözlüğü bıraktıysa hayatı şahanedir bizim arkadaşlardan biliyorum :)

    filmin sonu senin izlediğin gibi, devamı falan yok. ama adam diyo ki; bu film burda bitti ve sonuna da "küçükten başla" konulduysa, ve bu film büyük resim değil de büyük resimden bir kesit ise, vay o büyük resimdekilerin haline.

    eksik kalma mevzusuna gelince, abi genelde bu sözlük yazarı tayfası bi siki beğenmez biliyosun. onun da üstüne adam gerçekten bişeyleri çok biliyor, bu işlerden anlıyorsa yine farklı bi gözle bakabiliyor filmlere. adamı da yakinen tanımıyorum dolayısıyla bişey diyemiyorum yorumuna :) valla ille bi yere bağlamak istiyosak şöyle yapalım :D http://www.youtube.com/watch?v=hzAEGUx_CnQ hehe

    underground mevzusunda da, south park için öyle hissederdim gençken. bi benim 2-3 arkadaşım vardı bilen izleyen, bi de uzaktan sevdiğim bi kız vardı o. ooof of. :( ama onun haricinde aştım o "bunlar bilmiyor, ben biliyorum kekekekek" olayını. keşke herkes izlese, keşke herkes savaşın ne kadar sikko bişey olduğunu idrak etse.

    o değil de, bu anonimlik çok şahane bişeymiş yav. valla acayip raadım şu an :)

    YanıtlaSil
  13. yekpare, "like" butonu nerde?
    tamam savaş senin deyiminle çok "sikko" da senin amacın ne, hümanizmi, barışı yaymak falan mı? öyle bir bahsediyorsun ki gören diyecek savaşa gitmiş, ekmek yerine pabucunu yemiş. tamam kabul ediyorum çok bencilce ve "aman bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın" gibi bir yorum oldu. evet, savaş kötü bir olgu, ki savaştan kastım sadece mermiler, parçalanan bedenler değil. hepsi, düşüncelerde dahi olsa, sanal ortamı geçtim. izlesinler evet, ama çok izleyici olacaksa filmin sonuna da senaristin röportajını falan koysunlar bence, neme lazım yanlış anlaşılmalar, anlamsızlıklar, porno zihniyeti, bak haneke bile anlasınlar diye tutuyor almanca dilindeki filmi gidiyor amerikada ingilizce olarak amerikan oyuncularla falan çekir, amaç ne mesajı aktarmak, ne kadar çok kişiye ulaşırsa o kadar iyi. maksat para kazanmak olsa ki kazanamamış zaten zararda, yenisini çekerdi tonla indirirdi cebine. zaten hanekenin de paraya ihtiyacı varsa vay halimize. bu arada bu film için bu kadar araştırmışsın, okumuşsun falan sen neden haneke izlemiyorsun yahu, adam izleyicinin ağzına sıçıyor. aslında bu yönetmenle haneke arasında benzerlik bile kurdum desem şaka yapmış olmam. srpski'nin yönetmeni de izleyiciyle dalga geçmiyor mu? demiyor, seni pislik, beyninde sadece pış arası düşüncesi bulunan insan, aslında anlatılmak istenilen bunlar değil. ha işte haneke de öyle yapıyor. seni gidi seyirci, adam entel diye, parası pulu var, kıyafeti düzgün diye, bilip bilmeden haklı tarafa direkt onu koydun ama hiç de öyle değil, yanıldın diyor adam. şaka gibi. seversin yani demek istediğim.
    son sahnenin kesikliğini ben de öyle anladım canım, sorun yokmuş yani :)
    evet yahu bazı sözlükçülerde de o durum söz konusu, aman bir tarafları hep kalkık, bi kulp, pulp, pıhtı buluveriyorlar hemen :) ekşi sözlük, işte ben de yaklaşık iki buçuk sene sonra yazar olurum diye düşünüyorum. sıradayım da. sözlüklere de girme amacım tamamiyle reklam. ilk işim "kalemsuare"nin başlığını açmak oluyor. sonra bir yapışıyor insanın üstüne, kurtulamıyorum. okumak da güzel, yazmak da.
    ki düşünüyorum da film eleştirilerini, eleştiri demeyeyim de tanıtımlarını sırf zamanında daha çok ilgi çeksin de "yazılar" kısmındaki yazılarım daha çok okunsun, bakalım ben ne kadar anlaşılacağım diye yazmaya başlamıştım. saat kaçtan beri ne zaman yorum gelecek de ağzım kulaklarıma değecek diye bekler oldum, film yazısı altında. değişim iyidir, bunu bana demişlerdi, tek başına zor da olur demişlerdi, tey tey sene 2009 ocak ayı, hiç unutam nisanda .com olmuştuk. vay be günler nasıl geçiyor. hatırlayınca acaba bugün kaç kişi okudu blogu diyordum, 20 rakamını görünce seviniyordum falan. bu gece iyi oldu be, oyh. ben bi su içeyim, soğuk soğuk.
    yukarıda da kimliğimi deşifre ettim ucundan hadi neyse ;)

    YanıtlaSil
  14. seni mi kırıcam ya, izlerim hanekeleri :) güzellerinden söyle bi kaç tane indirip bakayım :)

    bu arada itü sözlükte o nicki almasan iyiymiş ya. zira senin nickin k ile yazılanı var, orjinal adamdır, wondrous ve tayfasıyla filan içli dışlıdır, elittir, celebritydir, önce bi o sandım afalladım, sonradan aydım mevzuya. çakması gibi olmuşsun :/ ki sanıyorum istemezsin öyle bi durumu :)

    bi de buraya itü sözlükteki sırpski film başlığına yazdığın entrydeki linkten gelmiştim, iyi ki farketmemişim c ile olduğunu :) iyi oldu blogunu gördüğüm, samimi adamsın. i liek samimi adam :)

    bana da gelince, hatta bana değil bütün insanlığa. bak pseudo junkie ne diyor, "iş işten geçmişti" savaş başlamış, pabucunu yemişsen, zaten pabucunu yemişsin. intihar da etsen cesedini sikerek yine kazanıyor orospu çocukları. mühim olan bu fimi izleyip mevzuya ayıkıp pabucunu yemek zorunda kalmadan o hissiyatı yaşayabilmek, ki bu film de yaşattı bana o hissi. maalesef bi gazi kadar, tecavüze uğramış bi boşnak kadın kadar nefret edemesem de savaştan, onun hemen bi alt kademesi kadar nefret ediyorum şu an. bu film savaş nefretini oraya çıkarıyor.

    ben de güzel hissettim ya la sen böyle böyle yazınca. gelip anon olarak bi iki çirkeflik yapayım dedim, sonra ben de takip etmeye başladım bakam ne yazmış diye eheh

    YanıtlaSil
  15. vallaha "k"lı olanından haberim yok kaç aydır sözlükteyim de pek kullanmıyorum, öyle reklam amaçlı falan takılıyorum :P beni çok alakadar etmez yahu kim neyse ne bana ne :) ben hiçbir samimi ortamı çok güleceksin ama "hacettepe sözlük" gibi bir yerde bulamadım. orada çok yazdım zamanında ama şu an duruldu, bende çektim elimi eteğimi, tek başına olmuyor çünkü. nedir yahu bu sözlük sahipleri ve kankalarının durumu, sanırım her sözlükte var bu vesvese. ne sanıyorlar kendilerini, şaka bi yana çok alakadar etmiyor anlayacağın beni, çakma gibi görünsem kime ne, hepimiz birbirimizin çakması olsak kime ne? aman yarabbi rakı masasında mevzuat gibi oldu azdan aza.
    bak bak demek çirkeflik yapmak için yazdın, "adsız" olmanın dayanılmaz hafifliği. fark ettiysen yorum kontrolü denen bir şey yok burada, bir de ne diyor yorumun üzerinde "ahlaksızlık serbest" bunu demesem kendimle çelişirim. eşşek gibi "ağzı bozuk yazılar" etiketi var çünkü.
    vay be samimi adam :)
    iyi oldu bu ya, srpski film'i daha da beğendim bak şimdi. ne muhabbet sidik olmuş biraya döndü ne de köpürdü. iyi iyi. sen hala "adsız" olarak kalmayı mı tercih ediyorsun. i like "adsız"s diye genelleme yapsam pek hoş olmaz be hacı. :)
    o değil de aklıma takıldı, o video kasetler neden çekildi, yani milosun bulduğu kasetler, bir de kasette ona da tecavüz edildiğini görüyor, ona tecavüz eden kişiler devletten kim acaba ve de sen karabükten misin? salladım, hadi bakalım.

    YanıtlaSil
  16. bi de siktiret abi, underground kalsın ak filmi, kimse izlemesin, kafam girsin bu insanlara. ekşideki entrylere şöyle bi göz gezdirdim, 184 entry yazılmış, köfteyi çakan 10 kişi ya vaaar, ya yok. ki burası ekşi sözlük, bizim "entel" olmayı öğrendiğimiz yer.

    dışarsını düşünemiyorum bile.

    bırak elleme :(

    "oyunculukları vasat olan, ilgi çekme amaçlı, başarısız iğrenç film"

    he canım, he gülüm.

    YanıtlaSil
  17. o zaman diyoruz ki bazı şeyler gün yüzüne çıkmamalı. bir de şu hani sonlara doğru her şey anlaşılmıştır, anne karakteri de devreye girmiştir, herkes yavaş ölmeye başlar, milos penisini adamın gözüne sokar ve adam ölür. o sahnede dediğim tek şey, sonra güldüm de tam o esnada arkadaşımla izliyoruz, "keşke bu sahne olmasaydı daha gerçekçi olurdu" diye bir yorum yaptım. sanırım biz şu "gerçekçilik" mevzusuna fazla takmışız. fantastik film izlerken hiç sorgulama yok, çünkü o fantastik, bu filmde ise keşke o sahne olmasaymış diyorum. vay be, anında düşünme, eleştirme sistemi. sistematik çalışıyor beynim sanırım. o sahne hakkında senin görüşün nedir? olmasaymış daha mı "gerçekçi" olurmuş? göz yuvasına penis sonuna kadar girer mi? belki de oradaki karakterler de bizlerizdir, boş boş izleyenlerdir yada, al içte gözüne gözüne soktuk ama hala bir bok anlamadın diyordur o sahne belki.

    YanıtlaSil
  18. kasetler niye çekildi; lider bi şekilde kandırıldı ve inceden savaşa sokuldu. baştan bilmiyordu böyle eline yüzüne bulaşacağını. savaşını yapıp, işi bitirip çıkacaktı. onlar da savaş fotoğrafları, savaşın kayıtları bi yerde. halkını savaşa sokmuş bir lider, 3 gün sonra dönüp bakınca göreceği ve "aaah ah ben ne boklar yemişim" diyeceği şeyler nelerse kasetler onlar diye düşünüyorum. ayrıyeten: twitter.com/farkliulkuculuk

    miloşa tecavüz eden adam da göya dış güçlerin başka bi maşası. kendi partisinden olup arkasından iş çeviren, farkettirmeden ağzına eden herhangi biri olabilir mesela. tam mevzuları bilmediğim için daha fazla ahkam kesemeyeceğim ama mesaj şu "istediğin kadar şahane lider ol, sikinle adam öldürecek kadar dirayetli ol, ama yine de seni uykunda siktireceğimiz adamlar var" (benim anladığım bu tabi) :)

    şimdilik anon kalayım ya. en azından şu hanekeleri izliyim de ondan sonra açık ederim kimliğimi sanırım :) anonken avam olayım, keriz olayım dert değil :)

    YanıtlaSil
  19. kasetler... :)
    ilk cache'yi izle o vakit. onun hakkında yorum yapmıştım burada, iyi gibi olmuştu. o zamana kadar anonim ol, tercih senin. her zaman beklerim, özellikle hanekelarde, david lynch de olsun yahu. şöyle lost highway mesela. hem onlarda uzun uzadıya da yazmamıştım. yorumlarla zenginleşir gibi. neyse sustum ben.

    YanıtlaSil
  20. şimdi şöyle bi daha baktım filme; o kör adam mevzuuna kafam takıldı, kör eleman derin devlet. bi gözü kör çünkü görmesi gerektiği kadarını görüyor, bilmesi gerektiği kadarını biliyor, nihai güçlere sonuna kadar sadık, aynı zamanda güçlü ve etkili (miloşu dövenlerin boyunu kırdığı sahne) ve her türlü pis işe o koşturuyor. miloş'un da oradan kendini, karısını ve çocuğunu kurtarabilmesi için üstesinden gelmesi gereken ilk kişi.

    gözüne de sikini saf öfkeden sokuyor ya. bilmiyom ama adamın tek gözlü olması bişeyi ifade ediyor yani.

    miloşu siken elemanın da ortalıkta gezen vasıfsız bi adam olması da miloşun esasında ne kadar kıymetsiz, ne kadar sembolik, ne kadar kukla olduğunu vurgular nitelikte.

    YanıtlaSil
  21. tek gözlü adamın çocukların boyunlarını kırdığı sahneden sonra ölen çocuklara bir şey yapmak için yelteniyor adam fakat o esnada yönetmenimiz engel oluyor. bu nedendir acaba ve de kameramanların neden çelik yelekle dolaştığından hiç bahsetmedik.

    YanıtlaSil
  22. muhtemelen siklerini kesicekti, ya da tecavüz edecekti. miloşun yoldan çıkıp çocuklara bulaşması beklenmedik bi olay, miloşun orda yediği dayak alakasız, beklenmedik bi dayak. derin devlete lideri koruturlar, başına gelebilecek beklenmedik bir belayı defederler ama sonrasında çok da uğraşmazlar.

    cübbelinin pornosu çıktı, sesi kesildi, konu kapandı. ismailağa komple dağıtılmadı, hala duruyor. onun gibi düşün.

    kameramanlar perde arkasındaki kişilerin adamları. dikkat edersen başlarda giyiyolar çelik yeleği. son sahnelerde işler çığrından çıktıktan sonra yelek filan yok, kot tişört takılıyolar. yani başlarda ajanlarını iyi koruyor herif. ayrıca onları o kadar temkinli görmek miloşa da bi korku veriyor. ama savaş başladıktan sonra herkes harcanabilir hale geliyor.

    hep şahsi yorumlarımı nasıl da fizik kanunu gibi emin emin anlatıyorum yalnız :)

    YanıtlaSil
  23. vallahi ben büyük bir heyecanla okuyorum, mantık çerçevesinde de zaten şıp diye oturuyor yerli yerine, o zaman sorun yok. yalnız düşününce amma çok incelenecek detay oluyormuş yahu filmlerde, şaka gibi. şu an senaristler bunların hepsini düşündü mü diye düşünmeden de edemiyorum doğrusu.
    yaşamayı neden seçmiyorlar sonunda, savaşa sürüklenenler üstelik de bilmeden, güçsüz taraf mı? intihar neden bu kadar basit bir kaçış yolu olarak aksedilmiş? tamam her zaman iyiler kazanmıyor da bir mücadele içerisine neden girmiyorlar? ve pornonun bir sanat dalı olarak bahsedilmesi, üstelik de bunu yapan kişi baştaki, porno bir tür savaşsa eğer sanat dalından kasıt ne olabilir ki? ya da direkt "sanat"?

    YanıtlaSil
  24. yav işte her filmde olmuyor :) sembolizm kasmışsa adam, oluyor, kasmamışsa olmuyor. senaristler hepsini düşündü mü? bilmiyoruz tabii ama neoklasik edebiyat eleştirisi diye bişe vardı, yazar yazdığını yazar işte her okuyan ne anlıyorsa onu anlar gibiye varan bişeylerdi. ya da adamın yazdığı okurun irdeleyebildiği kadardır gibi bişey de olabilir sanırım. eheh, dediğim gibi yüzeysel gördük, çok bilmiyom. ama bilemeyiz işte adamlar düşündü mü düşünmedi mi. muhtemelen düşünmüşlerdir.

    niye intihar, hani bi hikaye var ya senden evlat acısı, benden kuyruk acısı çıkmaz diye biten. o hesap, işler o raddeye vardıktan sonra sırbistandaki o savaş yaşandıktan sonra, afedersin adam kendi halkını çoluğunu çocuğunu siktikten sonra hayatları hayat mı olacak? oldu mu ya da?

    pornonun sanat olarak bahsedilmesi de cuk oturmuş. göya savaş da bi sanat. hastaları çok. savaşanı el üstünde tutmuyor muyuz, viyana kapılarına dayanan atalarımızla övünmüyor muyuz?

    YanıtlaSil
  25. övünmez miyiz, her türk asker doğar diye bir kalıbımız yok mu bizim, sadece biz de yok tüm ülkelerde var sanırım bu kavram.
    irdelenmeyen bir ayrıntı kaldı mı bilmiyorum da genel hatlarıyla sanırım bunlar.
    bir çemkirme sonucu başlayan güzel atışma bu konuma ulaştı, ben tanıştığıma memnun oldum, diğer filmlerde görüşmek dileğiyle, yada yazılarda da olabilir neden olmasın.
    saygılar

    YanıtlaSil

coşanlar

Sitedeki içeriklerin 18 yaş altı için uygun olmadığını düşünüyoruz. Film tanıtımları spoiler içerebilir. Alıntılarda link ile kaynak gösterilirse seviniriz. Tanrı da çok yakışıklı.