metabolik ihtiyar

Yeni yıkanmış ellerimden gelen kokuyu hissediyorum.
Duvarlar ve döşemelerden sızmaya çalışan müziği duyabiliyorum, orada bir yerde salınıyor, arkalarda, şuracıkta, yanımızda ya da avucumuzda, farkında bile değiliz. Elimde bir bardak içki, buzlar tüm içtenliği ve pişmanlıklarıyla eriyor, içkime karışıyor, rengi hiç olmadığı kadar saflaşıyor, koyulaşıyor buzlar ve durup dinliyorum.
Karşımda duran birileri var, adları, yaşları, ayakkabı numarası ya da sosyal sağlık sigortası numarası gibi kişisel bilgilerini bilmiyorum, cinsel hayatlarına dair bir fikir bile üretemiyorum. İçkilerini yavaş yavaş yudumlayıp etrafı izliyorlar.
Bardayım, kıçımdan küçük taburenin üzerinde rahatlamaya çalıştıkça daha çok terliyorum, sıkıntım bir o kadar artıyor.
Gençlik ne güzel şeydir öyle, gelirsin, biranı içersin, birini bulursun ve eve gidersin, sonra uyanırsın sabah, okulu asarsın, televizyon seyredersin, sigara içersin, gece olunca bara gidersin, birini seçersin ve tuvalete geçersin, sonra başka birini seçersin ve eve gidersin. Garip bir kaos yada geri dönüşüm.
Yaşlıyım, hiç olmadığım kadar ve olacağım kadar yaşlıyım, geçen her tik tak, dökülen her saç, çekilen her nefes, her salise, ölüme daha ne kadar yaklaşabilirim ki sorusunu getiriyor aklıma. Ecelimle öleceksem eğer, daha kaç içki içerim, daha kaç sigara tüttürürüm ya da kaç kişiyle yatarım.
-Saat kaç?
Saatin kaç olduğunu soran bir fıstık, yaşından biraz daha genç gösteriyor, muhtemelen 23 yaşında ya da 24 ama en fazla 22 yaşında gösteriyor, buna adım gibi eminim, ayakkabı numarası 37 fakat botlarda 38 de tercihi, saç rengi karamel fakat gerçek saç rengi koyu kahve, bu renge ulaşmak için çok da fazla para dökmemiş olsa gerek.
-Bir.
Ne olabilir, biri beş geçiyor olabilir, on iki elli sekiz olabilir ya da her neyse.
-Tam olarak kaç?
Ağız kokusundan midesinin bulandığını anlayabiliyorum, ara ara geğirmeleriyle de midesinin şu an gereğinden fazla çalıştığını da, ton balığı ve mısır yemiş olabilir.
-01:02:46.
Çoktan gece yarısı olmuş, prenses puf olmuş, balkabağı falan.
Yerimden kalkıyorum, kalbim hızlanıyor, daha çok oksijen, hücrelerin yenilenmesi, gençlik hissi, adrenalin ve beynin ulaşması, gözbebeklerinin büyümesi, karanlığa karşı savaşan çubuk-çomak hücreleri, kırılmalar, impulslar…
-----
Masmavi bir deniz, gece olsa yakamozlar sürtünürdü bedene, kumun kokusunu duyardık. Müzik yok, ateş yok. Güneş tepelerde bir yerde, saatten haberimiz yok, tanımadığım yüzler etrafta.
Kumsalda hazırlanmış bir masa, beyaz örtüler ve şarap kadehleri. Kırmızılara bürünmüş bir kadın, elinde bir bardak şarap, dudakları kırmızı, arada bir diliyle dudaklarını ıslatıyor. Gözlerinin içine bakıyorum. Bu o olmalı. Yaklaşıyor. Titremeye başlıyorum. Arka plandaki maviliğin içine gömülen kırmızılığa benziyor. Yanıma geliyor.
-Saat kaç?
----
Her camdan kent, gece lambaları yanmış şehir uyumayı bekliyor, sokaklarda çöp bidonları, kaldırım taşları ve gökte boşalmayı bekleyen bulutlar, ay yüzünü saklıyor sanki. Fonda klasik bir müzik, saksafon mu bu? Stilettoların çıkardığı sesi duyar gibiyiyim. Neredeyse ensemde hissediyorum. Nefesinin berraklığını dudaklarımda yaşatmak istiyorum, sevişmek, bacak arasını yoklamak, pürüzsüz teninde duraklamak. Omzuma dokunuyor, dönüyorum.
-Saat kaç?
----
Elimle ağzını tutmuş, çığlıklarını bastırmaya çalışıyorum, bardan gelen sesi hala duyabiliyorum, çöp kutuları ve kediler. Kaldırım taşlarına sürtünen ayakkabıları dikkatimi çeken, kırmızı elbisesine pek de uymuş, hava bulutlu, eminim yarın güneşli olacak, bir yerlerden dalgaların taşıdığı o kokular geliyor, kulağımda deniz kabuğu varmışçasına yakın hissediyorum kendimi, martılara dokunacak gibiyim.
Bacaklarını yokluyorum, elimi ısırana kadar ne kadar da cici bir kız olduğunu düşünüyorum, ama yanılmışım, bu konuda haksız çıkıyorum, yüzünün şeklini değiştirmek istemezdim, burnu kusursuzdu, dudaklarına söylenecek laf yoktu, elim acıyor, kırmızlık bulaşıyor, bilinci gidiyor.
Tadına bakıyorum. Gençlik ateşi ne de güzel bir şey, dümdüz bir beden, hiç kırışıklık yok, kalp ritmi hızlı, enerji, gülüşlerdeki ihtiraslar…
Kendine geliyor sanki, ayakkabısını elime alıyorum, incecik bir topuk, sivri ve uzun. Vuruyorum, o kalın kafasına tüm gücümle vuruyorum, her vurduğumda sertliğin ince bir şeyle ezilişini, engelden kurtulan inceliğin yumuşaklığın içine batarken çıkardığı gıcık sesini, yumuşaklıktan yayılan sıcaklığı, elimi her çekişte yapışkanlığın bulaşmasını, fışkırmaları, taze et kokusunu, sakatatları, irkilmeleri ve istemsiz kasılmaları hissediyorum. Enerjik bir gençlik, bende olmayan bir ruh. Hep isterim yeniden genç olmayı, arzularım, kıskanırım. Yüzüme sıçrayan sıcaklıkla anlıyorum bunu. Saatin kaç olduğunu bilmiyorum.
----
Tuvalet. Sistematik insanların uğrak noktası. Bir bira, çiş, tuvalet, rahatlık hissi, uyuşan bir beyin ve bir bira, çiş, tuvalet…
Ellerimi yıkıyorum, yüzüme sıçrayan kanları temizliyorum, kıyafetlerimdeki lekeler pek de belirgin değil, karanlıkta parlamadıkları sürece sorun yok gibi. Yaşlıyım, kıskancım, gençlerden nefret ediyorum. Bu belki de bundan sonra hiç onlar gibi olamayacağım içindir. Bunu dillendirdiğimde insanlar bana, vücut yaşın önemli değil, insan hangi yaşta hissediyorsa o yaştadır, diye zırvalıyorlar. Hepsi göt verenin teki. Çüklerinin kalkmayacağı yaşa geldiklerinde karşılarına geçip on sekizinde gibi hisset belki iyi gelir diyeceğim. Belki o zamana kadar ölürüm belli olmaz, eğer ecelimle ölürsem, daha çok içki içer, daha çok sigara tüttürürüm.
Kıçımdan küçük taburenin üzerinde hiçbir şeyi belli etmemeye çalışıyorum, içki içiyorum, buz eriyor, müziği duymaya çalışıyorum, yeni yıkanmış ellerimden gelen kokuyu hissediyorum.
37 numara ayakkabının sesini duyuyorum, bana yaklaşıyor.
Korkuyorum.
----
Klozetin kapağını kapamış üzeride oturuyor. Yaklaşıyorum. Ellerini belime koyuyor, okşamaya başlıyor. Gözlerini gözlerimden hiç ayırmıyor, nefes alış-verişlerindeki yırtıcılığı, öfkeyi ve şehveti duyabiliyorum. Tırnaklarını vücuduma geçirme isteği gözlerine kazınmış. Fermuarımı açıyor, elini sokuyor.
-Saat kaç?
----
Korkuyorum. Terliyorum. Aynı koku, kırmızı bir elbise, 23 yada 24 yaşında olan ama 22 gösteren bir beden. Aynısı. Karamel saç rengi, aynı ses.
-Saat kaç?

paylaş:

0 YORUM:

Yorum Gönderme