çöp kutusuna attığımız oyuncaktır hayat

2 YORUM
Sobanın üzerindeki kestaneleri ev bireylerine emekleyerek taşımaktan diz yapmış eşofman. Aslında sıcak olan ne soba ne de kestane. Aile denen kavram içimizi ısıtan.
Dışarıda kar tanelerinin savaşı sürüyor sokak lambası meydanında. Koşturdukça hızlanıyorlar. Eve tıkılıp kalan çocuklar, bir an önce kartopu oynama isteğine bürünmüşler.
Sarı lamba gözümü kamaştırıyor. Biraz daha baksam gözümden yaşlar süzülecek. Yazları komşu hanımın bahçesi. Çocukluk heyecanlarla hırsızlık yaptığımız meyve bahçesi. Dirseklere kadar süzülmüş karpuz suyu, yağmurun altında oynanan oyunlar, yerden yüksek, ortada sıçan, siyah beyaz ekranda kara şimşek.
Gökkuşağını yakalama merakı, koştukça senden kaçmacalar. Bilmeden kirlettiğimiz paçalarımız ve eve elince işitilen bir ton azar. Sırt çantamız elimizde, elim sende oyunu, ebe kişinin isyanı, kahkahalarda boğulmalar.
İnsan ne garip bir varlık. Küçükken büyümek istiyor, büyükken küçük olmak.
Ne de güzel yaşardık oysa. Tek derdimiz pazar banyolarıydı. Ütülü mavi önlüklerimiz ve bir de beyaz yakalıklarımız vardı. Gri pantolonun içinde memleketi kurtarırdık. Yalan denen şey henüz girmemişti hayatımıza, biz daha henüz kimseyi üzmemiştik. Kırık kalp olayını bilmezdik, ödev yapmaktan nefret eder, okuldayken sevdiğimiz tek şey teneffüslerdi. Zil çaldı mı birbirimizi ezerdik. Birdir birler başlıyor.
Okulda en korktuğumuz şey bitlenmekti. Saçına gaz sürenler bile vardı ve onlarla dalga geçerdik, alev alacak diye de fazla yaklaşmazdık yanlarına. Sıra sopası denen kavram vardı bir de. Eller açılmış, sıranın bir an önce size gelmesini,  kurtulmayı dilerdiniz. Tahtaya konuşanlar yazılırdı, azar üzerine azar işitirdiniz. Başkan yardımcısının koltuk kavgası da bırakmazdı yakanızı.
Taso biriktirmeye bayılırdık, dedelerden alınan harçlık çereze giderdi, mahalle arası mücadele ederdik.
Müşterinin üzerine bir kova su döken berber fil vardı, hayatı tek çizgilerle yaşardık.
“seni öretmene dicem”  nefret dolu bir laftı, en sevilen laf da “benim babam senin babanı döver”.
Çocukluğa duyulan özlem bu, babaların kavga edeceğinden değil de, çocuk saflığında pamuk şeker, pembesinden. Şimdiki zamanda çöp kutusuna atılan bir oyuncak, hayat. Bilerek bozduğumuz.

Read more...

Bu kadar mı dünya?

4 YORUM

Çok da sıradan bir gün değildi aslında. 2 yıldır göremediğim ama onu görmeyi aradığım biriydi karşımdaki. Arkadaşlığın değerini görüşmelerin sıklığı değil, görüşmelerin arası açıldıkça değişen samimiyet belirler, biz ne zaman görüşsek aynı olurdu her şey. 2 yıl ya da 2 gün ile samimiyetin değişmemesinden belliydi arkadaşlığımızın değeri. Üstelik görücüye çıkıyorduk, arkadaşın sevgilisi de ben de. O sevgiliyle birbirimize karşı hislerimiz bizi çok zor durumlara da sokabilirdi, arkadaşımı çok mutlu da edebilirdi. İnsan arkadaşlarıyla sevgilisi iyi anlaşsın ister, tercih yapmak zorunda kalmak zordur insanlar arasında. Şanslıydık çünkü birbirimizden hoşlandık, arkadaşım zor durumda kalmadı biz de eğlenceli bir akşam geçirdik. Aslında önemli olan bu değildi o gece benim fark ettiklerimdi, boşa mücadele vermediğimi görmekti önemli olan.
Ben insanları pek anlamam, anlamlandıramam davranışlarını. Yani aslında şöyle, neden tepki verdiğini niye kızdığını niye sevindiğini anlarım insanların ama nedense kızdıkları şey, sevindikleri şey bana mantıklı gelmez. Belki benim yapım yanlıştır, belki kimse kimseyle benzer şeyler hissetmek zorunda değildir, orasını bilemem. Her ne kadar değişmeye çalışsam da yapım böyle. Tabi ben böyleyim diye işin içinden çıkmak kolaydır, söylemeye çalıştığım şey bu değil, kendimi de yargılıyorum, yani yargılamaya çalışıyorum en azından. Ama işin içinden çıkamadığımda durumu bu özelliğime bağlayarak insanları rahat bırakmaya çalışırım hep. Senden bazı şeyleri bekleyip de alamadığımda, kırıldığımda hep buna bağladım ben durumu.
Belki de bir erkekten senden istediklerimi beklemek bir erkeğe haksızlık etmek dedim hep kendime. Tabi ki eşitlikten yanayım, tabi ki erkeğin ya da kadının üstün bir yanı yok ama kabul edilmeli farklı yanları var. Beyin yapısının, hormonların (erkeğin tek bir cinsiyet hormonu varken kadınların 4 tane olması bile büyük bir fark), fiziksel yapının farkı hepimizi ayrı düşünmeye itiyor buna itiraz ediyor değilim. Ama bu sadece erkek-kadın arasındaki farkı oluşturmuyor, bütün insanların birbirinden bu kadar farklı olmasını açıklıyor bana göre. Neyse, aslında anlatmaya çalıştığım şuydu, ben bir erkekten verebileceğinden fazlasını istediğime inandım senin yanında olduğum sürece. Bana göre çok şey değildi istediğim ama erkeklerin kızların isteklerinden ettikleri şikâyetleri dinledikçe, bahsedilen kızların isteklerinin bana ne kadar normal geldiğini ama erkekleri de anladığımı ve arada kaldığımı hatırladıkça sustum ve iç hesaplaşmalara girdim sana belli etmeden. Kendimi yargıladım, seni yargıladım, bizi yargıladım ve bir sonuca varamadım. Defalarca yaptım bunu ve gelemedim bir yere.
Bu kadar ısrarla itiraz ettiğine göre çok şey istiyorum dedim, istediklerim olmadan mutsuz olacağımı anladığımda bitti aramızdakiler. Kötü düşünmedim senin hakkında, olmadı bitti dedik. Bir kitapta* da dediği gibi köprüyü kurmaya yetmedi göze aldıklarımız. Ağlamadım hiç, üzülmedim dersem yalan olur, ama evet, tek bir gözyaşı damlamadı gözümden. Böyle olması gerekiyordu, yeteri kadar ağlamıştım beraber olduğumuz süre boyunca artık gerek yoktu gözyaşlarına. Üzüldüm, kendimce yas tuttum, artık gerçek ilişkilere olan inancımı kaybettiğimi, babamın bile beni aldattığını, çevremdeki bütün erkeklerin yalan söylediğini düşünmemeye çalıştım. Umutsuzluğa kapılmak beni üzmekten başka işe yaramazdı çünkü. Romantik filmler izlemedim, aşktan bahsedebilecek bir kitap okumadım o günden beri.
Sonra o geceye geldi sıra, her şeyi fark ettiğim zamana… Çok iyi tanıdığım bir erkek ve hiç tanımadığım bir kızın karşısında oturdum bütün gece. Çok eğlendim, arkadaşım adına mutlu oldum ardından sevgilisi adına daha da mutlu oldum. Hayır, mükemmel çift değildi onlar, sıradan hepimizin bildiği çiftlerdendi işte ama bir erkeğin yapmasının mümkün olmadığına inandığım şeyleri bir erkek yapıyordu karşımda. Hani şu rahatsız edici vıcık vıcık çiftlerden de değildiler. Sadece bir erkeğin sevdiği kadına verdiği değer gözlerinden okunuyordu, kendi aralarında küçük kaprisleri ufak gülümseme sebepleri vardı, ne birbirlerinden kopuyorlardı ne de benden. Mümkündü yani bir erkeğin bir kadını el üstünde taşıması, onu düşünmesi, onun için güzel şeyler yapmaya onu korumaya çalışması. Bir erkeğin bir kadına kendini özel hissettirmesi mümkündü.
Ben o an anladım seni affedemeyeceğimi… Her şeyin suçlusu ben olamazdım, bütün bunları hak etmiş olamazdım. Yine korkan bir erkeğe denk gelmiş olamazdım ben. Bu kadar cesarete bu kadar korkaklığı hak ediyor olamazdım, buna inanamazdım. Birisini bana değer vermediği için affetmeme hakkına sahip miyim diye soran olursa, evet sahiptim! Üzülen ben olurdum, canı yanan ben olurdum evet, ama affetmeme hakkı bende saklıydı. O hakkı da bir güzel kullanır, üye sayısı 1 olan affedilmeyecek insanlar listeme birini daha eklerdim istersem! Sana değer veriyorum diyen insan bunu ne yapar eder davranışlarıyla gösterirdi, benim de kendimi tekrar tekrar yargılamama gerek kalmazdı. Ben seni hiç affetmeyecektim, sen beni hiç umursamayacaktın. Bir daha bahar geldiğinde küresel ısınma etkilerini bozacaktı ben bahar geldiğini artık hiç anlamayacaktım ve bir de seni affetmeyecektim…
* Annesi, babası, çocuğu, sevgilisi, arkadaşı, kim olursa olsun, bir insan, öbürüne ulaşmak için göze aldıklarıyla sevilir. Öbürüne ulaşmak yürek ister. Göze alabilmek ister. Bir insandan bir başkasına geçmek, emek ister, sevgi ister, yürek ister. Bunlar bile köprüleri kurmaya yetmez bazen… (İki Yeşil Susamuru – Buket Uzuner)
Read more...

bir katilin ölümü

0 YORUM
Öldürdüğüm herkes için tek tek odunlarımı sayacağım cehennemde. Her biri için bir tane atacağım ateşime ve kor oldukça bir yenisini daha. Adı ölüme bu kadar yakışan ben bile ölüm aklıma gelince korkusundan uyuyamıyorum.

Üç geceden beri hissizim, kulaklarımda garip bir çınlama. Her defasında öldürdüğüm kişilerin çığlıklarıyla uyanıyorum yattığım yerden. Ayaklarıma buz çekilmiş gibi avuçlarımla ısıtmaya çalışıyorum parmaklarımı, faydasını gösterene kadar da yorganın içinde soluk alıyorum. Ortalık karanlıktan çok, soğuk, dizlerim karnımda, ayaklarımı ovuşturuyorum, sanki bana dokunuyorlarmış gibi geliyor, arkamı döndüğümde küçücük bir bedenle karşılaşacakmışım gibi, tüylerim dikiliyor. Kalp atışlarımı kontrol edemiyorum bazen, hemen önümden geçiyormuşlar, beni fark ettiklerinde durup bana gülüyormuşlar hissine kapılıyorum.

Çoğu zaman da kulağıma ölürkenki çığlıkları atıyorlar. Gırtlaklarındaki yırtılmanın sesini duyuyorum adeta. Kan fışkırması, can çekiş. Sıvının etten ayrılırkenki o ses ve boğaz boşluğuna kanın dolması, köpürmesi.

Gerici bir düşünce çemberinin içindeyim ve her saniye birileri çemberin içine giriyor. Her anım dalıyor. Her yanım seslerin hükümdarlığında. Kulaklarım, bıraksam düşecek, beynimde bir zonklama. Her defasında daha şiddetli bir ses var arkamda, kulak mememde soluklarını hissediyorum. Sokak lambasının pencereme yansımasıyla gölgeler meydana geliyor. Korkuyorum.

Kendilerini unutturmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Göz kapaklarım ağırlaşıyor git gide. Boynumu tutamaz oluyorum. Bir sandalyenin üzerinde oturur vaziyette buluyorum kendimi. Göz rengim koyulaşıyor git gide. Kulaklarımdaki sesler tanrılaşıyorlar birden. Öfkelerini benim üzerime kusuyorlar. Beynimde bir köpürme. Avuç içime alsam patlayacakmış gibi bir hisse kapılıyorum. Kafatasım basınç uyguluyor, çatlayacak diye korkuyorum.

Sandalyenin üzerinden üzerime yukarılardan ışık huzmeleri dökülüyor. Masanın üzerinde toz partikülleri ve bir bıçak. Elime aldığımda yansımamı görüyorum. Beyni boşalmış, göz çukurlarında mavilik. Uyku beni çoktan terk etti.

Bazen uzun uzun düşünüyorum. Milyon tane haber gördüm gazetelerde, hepsi benimle alakalı ve hepsi benden alakasız. Yazılan hiçbir şeye bürünemedim, bedenimi o hizaya sokamadım yıllardır. Ben sadece ben oldum. Durup durup başka şeyler uydurdular benim için. Öldürme gerekçemi sundular boş beyinlere. Ve arkasından gittiler yıllarca kendi savlarının. Ben, bir defalığına bile olsun neden öldürdüğümü sormazken kendime, onlar milyon defa bu soruyu soradurdular. Hala da soruyorlar ve ben kendimde hiçbir cevap bulamıyorum. Keyiften diyelim olsun bitsin. Şimdi onlar musallat oldular beynime, hani çıkmak da bilmiyorlar oradan. Yakadurmuşum tüm anlarımı, geriye koşan kangurulara benzetiyorum kendimi, her dakikam sarpa sarıyor, kendimden vazgeçmiş benliğim bulanıklaşıyor yüzeylerde, sadece ben olduğumun farkına varmadan kafamdakileri boşaltma çabası içerisindeyim yapamayacağımı bildiğim halde ve ben kötüyüm ve ben deliyim ve ben kahramanım ve ben suçluyum ve ben ölecek olanım.

Sesler. Beni rahatsız ediyorlar. Normal insanın duyduğundan fazlasını duyuyorum, kalp atışları hemen yanımda, gitmek-bitmek bilmeyen saniyelerin saliselerinden dem vuruyorum, gözlerim kapanınca koyulaşıveriyor her defasında dünya, kan kokusu midemi bulandırıyor. Utanmadan, sıkılmadan, pişmanlık duymadan öldürdüm onları. Kanlarının bedenlerinden çıkışını izledim, elime verdiği kayganlıkta sarhoş oldum, kırmızılığını gözbebeklerimde hissettim ve beynime resimler çizdim kırmızılığından, koyuluğundan. Her defasında yeni yeni sesler keşfettim farklı bedenlerde ve her defasında farklı yalvarmalar. Kim bilirdi ki yolumu bulacaklarını.

Ellerini sırtıma dokundurup çekiyorlar, her irkilmemde daha da mutlu oluyorlar, bedenlerinden fışkıran kan gibi her seferinde içlerinde kalmış nefreti suratıma kusuyorlar.

Pişmanlık denen kavramın ne anlama geldiğini hala öğrenemeyen ben, korkularımdan karanlığın asaletini unutur oldum, oysa siyah en sevdiğim renkti.

Nefes alışları ürkütüyor, geceleri bağıran baykuşlardan farksız, tükendiğimi gördükçe daha da yaklaşıyorlar, kendimi kaybediyorum.

Yansımamın aksedildiği bıçağa bakıyorum. Sesler artık ölümüme sebep olacak. Kulaklarımı tıkıyorum, faydasız. Göbek deliğimden bağırsaklarım akacakmış gibi hissediyorum. Yardım edecek birileri olsa ne olurdu diye de merak ediyorum. Bu kadar caniliğin arasında çığlıklara karışırdı onlar da. Kulağımı tutuyorum. Metalin kıkırdağa sürtme sesi ve kesilme sesini diğer kulağımda bile hissederken kesilen kulağımdaki acının etkisiyle çığlıklarımı dolduruyorum odaya diğerlerinin çığlıkları yok olana kadar. Saklanmışlar kuytu köşeye, hamam böceklerinden farksızlar. Daha neler yapabileceğimin farkına varmadıklarından gidip gidip geliyorlar beynime. Uğrak noktalarından biri seçilmiş gibi beynim, sulanmaya yüz tutmuş, kendi ağırlığını taşımayan kafamın içinde sıkışmış gibi patlamaya hazır bekliyor.

Bedenimden süzülen yapışkan kana baktıkça öldürdüğüm bedenlerin ten renkleri geliyor aklıma. Ve tenlerinde kanın ulaşılması güç renkleri. Sussalar, nefeslerine bile karışırdı çığlıklarım. Diğer kulağımı da kesiyorum. Tüm sesler matlaşıyor. Yerimden kalkıyorum. Elimden düşen bıçağın zemine çarpma sesi gibi bir şey duymuyorum, adımlarımın sesini, kalbimi duyamıyorum. Ortalıkta boşlukta gibi hissediyorum kendimi. Boynumdan şah damarımın üzerinde kan toplanmış, her kalp atışımda inip inip kalkıyor.

Aynanın karşısında bedenimi ve bedenimi bulayan kanın ritmine bakıyorum. Uyum içinde kıvrılan yolcukları görüyorum. Yavaş yavaş ayak bileklerime ulaşan kanın ahengiyle kendimden geçiyorum. Uzaklarda bir şeyler var. Bana yaklaştıklarını hissediyorum. Duymaya çalışıyorum ama olmuyor. Her denememde sanki daha çok kanıyor hissene kapılıyorum. Vaktin uzamasını yaşıyorum âdete ve kendi ölümümü izliyorum aynanın karşısında. Tam öbür tarafta soluk benizli uzun saçlı insanları görüyorum. Boyunlarından aşağıya süzülen kan ilk günkünden farksız. Aynı kırmızılık, aynı parlaklık ve aynı akışkanlık. Beynimin duraklamasından öte bir şey.

Uzun tırnaklı ellerini uzatıyorlar bana doğru. Acınacak gibi bir halim varmış gibi yüzümü okşuyorlar. Kulaklarımdan akan kanı suratıma bulaştırıyorlar. Bilmeden, şefkat denen kavramı azıcık da olsa alabiliyorum. Parmaklarını kulak boşluğumdan içeri soktuklarında dayanılmaz bir acıyla çığlık atıyorum ama nafile. Her denememde farklı bir barikat geçiyormuş gibi karşıma, sesin beni tek ettiğini anlıyorum. Beni aynanın diğer tarafına çekiyorlar.

Ben, hiç olmadığım kadar benim. Farksızım. Ölüyüm. 


fotoğraf buradan.
Read more...

kalmak için fesleğen

0 YORUM

Bir tür fesleğen manyaklığından öte gidemiyor hayatımız. Boşa geçirilen onca vakitten sonra elde tutulur bir şeylerin olmayışı kaderimizi seçemememizden kaynaklanıyor belki. Kimi valizini toplayıp gitmek istiyor buralardan, kimi kendine inat sıcaklarla yüzleşmek. Harcanan yarınların doygunluğunda dünden kısa zamanların yok oluşu, beynimizi yiyip bitiren dertlerin başta geleni.
Dertler var, evet. Fesleğene dokunan kırmızı ojeli tırnakların sahipleri eller var bir de. Korkup da yüzüne bile bakamadığım bir kız, önümde oturan. Sağ bacağını sol bacağının üzerine atmış, beyaz tenli, hayatından vazgeçmiş. Dışlanmış duygularına yenik, bir ömür bulutlu bakışlara sahip.
Oturmuşum balkonlardan birine, o ağacın nasıl bu kadar yaprağa sahip olduğunu düşünüyorum. Tek dert bu şu an. Aklımdan gerisini atıverdim, sanki bir an sonra geri gelmeyeceklermiş gibi. Aylar önce kupkuruydu, bahara yenik düşenlerden biri o da.
Yüzüne baksam dudaklarında narçiçeği renginde ruj olacak muhtemelen ve lekeli bir izmarit bulunacak siyah renkli porselen tablanın içinde. Gözleri milyonlarca yeşil yaprağa inat gene yeşil olacak. Korkmadan bakabilsem suratına yanındaki sandalyeyi itip oturmamı söyleyecek. Tahtanın üzerine düşen kemik zarların çıkardığı sesle havada süzülerek ve kafamdaki bütün dertleri hatırlayarak oturacağım yanına. Koyu bir sohbet başlayacak anlamadan, gideceğini söyleyecek, bu hayattan kaçmak istediğini ve çoğu zaman da sustuğunu. Ben, neden bu kadar sessiz kaldığını soracağım, bir tane sigara yakacak ve ciğerlerini dumanla doldururken dudaklarının girdiği şekle bakacağım. Gelecek zamanlarda hikâyelere karışacağız, zaman su gibi akıp gidecek tortuları toplayarak. Ellerindeki fesleğen kokusunu bile duyacağım uzaklardan.
Hep geriye ittiğimiz hayatımızdan uzaklaşma ihtimalimizi sorguluyorum, yüzünü bile görmediğim birine bakarak. İncecik parmaklarını fesleğene daldırırken bir gülümseme yerleşiyor suratıma. Elinden tutup Karanfil Sokak’ında insanlara çarparak koşasım geliyor. Mutluluğumu keşfediyorum o an. Küçücük oluşlarla, kırıntı kadar yer ettiğim şu dünyada, kocaman dertlerimi unutup, sadece kendi varlığımın değerini anlayarak gülümseyebildiğimin farkına varıyorum.
Ben de gitmek istiyorum, korkumu yenip yanına otursam muhtemelen o da isteyecek. Gitmek. Bırakmanın, vazgeçmenin, yenilginin diğer adı oluveriyor düşününce. Ve bir de dalga geçen bakışlar var yüzüme doğru hareket etmeyi bekleyen. Elimle siper ediyorum. Acınacak halim yok. Oturmuşum balkonun birine, o ağacın nasıl bu kadar yeşillenebildiğini düşünüyorum. Küçücük hayaller kurmak acınacak bir durumsa gelin atın beni balkondan uçabildiğimi göstereyim. Ölebilirim, aksini iddia etmiyorum. Söyleyeceğim şu ki, ben gitmeden de mutlu olabiliyorum, siz kendi derdinize yanın.
Read more...

Labels

100 greatest silent movies 100 greatest slasher movies 1001 movies you must see before you die 101 action movies you must see before you die 101 cult movies you must see before you die 101 gangster movies you must see before you die 101 horror movies you must see before you die 101 sci-fi movies you must see before you die 101 war movies you must see before you die 12 drawings a day 12 monkeys 16. uluslararası ankara tiyatro festivali 2000ler en iyi 30 film 2000lerin en iyi filmleri 2011 yazının en iyi filmleri 2011 yılının en iyi 50 albümü 2011'in en iyi 50 albümü 2012 oscar ödülleri 23. ankara uluslararası film festivali 30 best '90s movies 8 femmes 90ların en iyi filmleri 90lı yılların en iyi filmleri 99F [REC] a serbian film abbie cornish adam alleca adam mazer adaylar adrian lyne adrian rawlins aggeliki papolia akmareul boatda al pacino albert camus albert dupontel albert finney albüm albüm kapakları alejandro gonzález iñárritu aleksandar radivojevic alex garland alexa vega alexander skarsgård alexandra dahlström alexandra maria lara alexandre dumas alfonso cuaron alfred hitchcock altın kalp üçlemesi altın küre 2012 amelie amerikan bağımsız filmleri anders danielsen lie anders thomas jensen andrew garfield andrey tarkovskiy andy nyman animals anna paquin annabeth gish anne louise hassing annie hall anthony head Anthony Mackie anthony perkins anton corbijn antonia thomas antonio trashorras araştırma ariadna gil armin mueller-stahl attack the block avi pardo aydınlığa adanmış yazılar aykut derman ayrıntı yayınları ağzı bozuk yazılar back to the future bad sex in fiction award bag of bones baharın vücudumuza etkileri barış bıçakçı barry levinson beat kuşağı ben biraz da kendimim benicio del toro benim hüzünlü orospularım benim umudum var bernardo bertolucci best comedy of all time best of 2011 bibi andersson big fish bijou phillips bilek kesenler billy crudup bir kerede çıktı bir sırp filmi birgünbirgünbir(...)evedegelmişkimseyok bizim büyük çaresizliğimiz björk black swan bodil jørgensen boksör böcek bollywood filmleri bonnie hunt brad pitt bradley jackson breaking the waves brenda vaccaro brian cox brian kirk brigitte lin bruce wills bryan singer bunları da mı görecektik büyük umutlar cadılar bayramı katliamı cameron crowe cameron diaz can yayınları cannes film festival carl ellsworth carrie-anna moss catherine deneuve catherine keener catherine zeta-jones chan-wook park charles dickens charlie kaufman charlotte gainsbourg children of men chiwetel ejiofor chloe moretz choke chris cave chris russell christoph waltz christophe gans christopher eccleston christopher mcquarrie christopher nolan christos stergioglou chuck palahniuk cillian murphy citizen kane clint eastwood clive owen colin firth connor paolo crispin glover cut-up dancer in the dark daniel auteuil daniel brühl daniel day-lewis daniel wallace danny boyle darren aronofsky darren lynn bousman das leben der anderen david cronenberg david fincher david guterson david lynch david lynch in four movements david mckenna david munoz david schwimmer dean craig deat set deborah curtis dennis farina dennis hopper dennis iliadis dennis quaid derek richardson devil dexter fletcher diane kruger diane venora dizi dogma 95 dogtoothh dogville domingo yayınları domiziana giardano donnie darko dora madison burge Doris Lessing dost körpe dosya douglas booth dumbledore dylan baker düşüş easy rider ed king edebiyatta kötü seks ödülü edgar wright eduardo noriega edward furlong edward norton edwin neal el espinazo del diablo elephant elfhymis filippou eli roth elijah wood elizabeth mitchell elizabeth peña ellen burstyn emile hirsch emilio echevarría emir kusturica empire en başarılı kötü karakterler en iyi 100 film en iyi 100 kitap en iyi 20 yabacı film en iyi 50 bollywood filmi en iyi 50 uyarlama film en iyi albümler en iyi bağımsız filmler en iyi filmler en iyi gençlik filmleri en iyi kitaplar en iyi komedi filmleri en iyi korku filmleri en iyi miramax filmleri en iyi sessiz filmler en iyi slasher filmleri en iyi öpücük en rahatsız edici ve sinir bozucu filmler erica carlson erkeklik istisnai bir durumdur erland josephson eroin erotik filmler erwin leder espen klouman-høiner etgar keret ethan coen eugene hutz eva green everybody wants to be unique evil bong ewan mcgregor ewen bremner eythor gudjonsson fabrice canepa facebook fatih al faye wong fear and the loathing in las vegas federico luppi felix van groeningen fernando tielve festival festival-fuar fifty percent grey fight club filipp yankovsky film film festivali film school rejects film tarihindeki öpüşme sahneleri florian henckel von donnersmarckln fragman frank oz fransız filmleri freddie highmore frequency fritz lang from here to eternity frédéric beigbeder funda uncu gabriel garcía márquez gael garcía bernal garret dillahunt gaspar noé gen sekiguchi geoffrey rush gerald kargl gerard butler gezici festival 2011 ghost world gillian anderson giorgos lanthimos gitmek golden globe 2012 golden heart üçlemesi goran dukic goya toledo granny o'grimm's sleeping beauty great expectations gregory hoblit guillermo arriaga guillermo del toro gunnar hansen gururlandık gus van sant guy pearce guy ritchie gündelik hayat güneş şahin Günter Grass hairstyles of the damned harmony korine harry potter harry potter karakterleri harvey keitel hatchet 2 hayaller hayat oyunları hayatımız şiir hayatta kalmanın 5 yolu heath ledger heather matarazzo helena bonham carter her şeyimiz meydanda herkesin kendi sineması herman weigel hermione hidden hihg tension horst rieck howart overman hubert selby jr. hugh jackman hugo weaving hunter s. thompson i spit on your grave i stand alone ian curtis Ice Age Live A Mammoth Adventure idefix sanal kitap fuarı idioterne if ankara if istanbul igby goes down ignat daniltsev iki nefes arası bir yazı ilk öpüşme sahnesi ilker aksum illallah ajandası illallah davası ils inci kurt indie ingmar bergman internet into the wild ione skye iran devrimi irriversible isabella rossellini ithaki yayınları ivana baquero iwan rheon içimi dolduran boşluklar j.r.r. tolkien jack kerouac jack kevarkian jack nance jack nicholson jaco van dormael jacob sewell jake gyllenhaal james caviezel james cunnigham james franco james mcteigue james russo james woods jamie sives jamie winstone jan kounen jane austen's fight club janet leigh jared leto jason reitman jason statham javier bardem jaws jay hernandez jean dujardin jean-baptiste andrea jennifer connelly Jennifer Lawrence jens albinus jens kuphal jess weixler Jesse Eisenberg jim carrey jim caviezel jim mickle jim sharman jo hartley joachim trier joaquin phoenix jodie foster joe johnston joe meno joel coen john ajvide lindqvist john cameron mitchell john crowley john cusack john gavin john goodman john travolta john turturro johnny depp jonathan dayton jonathan rhys meyers jonathan safran foer jonathan trigell jonny lee miller josan flemyng josh harris josh hartnett José Saramago joy division julianne moore julien zenier juliette binoche juliette lewis juno justin theroux kabil kafka kafkaest porno kai hermann kar wai wong kate ashfield kate winslet kayıp otoban keanu reeves keir o'donnell kelly mcgillis ken kesey keri russell kevin bacon kevin reynolds kevin spacey kiefer sutherland kim ji-woon kim ki-duk kim manresa kırmızı kedi yayınevi kirsten dunst kısa film kitap kodi smit-mcphee koen mortier komedi filmleri korku korku filmi kristen dunst kristen sheridan kristen stewart kyle maclachlan kynodontos kôji shiraishi köpek dişi körlük kült film kült filmler l'étranger la fille sur le pont la haine la philosophie dans le boudoir lara tosh lars von trier lasse hallström last.fm best of 2011 laura dern laura harring lauren bacall lauren german lauren socha laurie holden le pacts des loups lego legolarla albüm kapakları leon leonardo dicaprio Lesley Manville let me in liev schreiber lin shaye liste liv ullmann lone scherfig louis garrel louise fletcher lukas moodysson maelstrom maggie cheung maksat yazmak margarita terekhova maribel verdú marilyn burns marisa paredes marjane satrapi mark rylancei kerry fox marquis de sade martin scorsese martina gedeck matt damon matt greenhalgh matt reeves matthew lillard melancholia melissa george memento metis yayınları mezarına tüküreceğim michael bowen michael dougherty michael douglas michael haneke michael madsen michael pitt michel gondry michele valley michelle monaghan mick cain mick garris mila kunis milos forman min-sik choi mini dizi miramax misfits monica belluci monica potter monty lapica morjana alaoui mr. nobody mulholland drive mutlu ölüm mylène jampanoi müzik naomi watts naomie harris natalie portman nathan stewart-jarrett natja brunckhorst neal jimenez Necib Mahfuz ned beauman neil armfield nick damini nick frost nick moran nick sutton nicolas cage nicole kidman night of the living dead nightmare on elm street nimete kör bakmak nobelden de öte Noomi Rapace nova üçlemesi oktapodi oldeuboi oleg yankovskiy oliver stone ondi timoner one man band Orhan Pamuk orta dünya oscar ödülleri p.d. james pan's labyrinth paris hilton paris seni seviyorum pascal laugier patrice chéreau patrice leconte paul bettany paul mcguigan paul sorvino paul thomas anderson peter hedges philip kaufman philippe nahon pierce brosnan pigeon impossible pink flamingos pink floyd piranha post-punk post-rock primer pulp fiction quentin tarantino rachel weisz radha mitchell ralph fennes ramis dara ray winstone ray wise rebecka liljeberg renklerin demek istedikleri repo the genetic opera reprise reservoir dogs richard farnsworth richard harris richard kelly richard vezina rise of the planet of the apes river phoenix river's edge riz ahmed rob reiner robert de niro robert downey jr. Robert Duvall robert sheehan robin mcleavy robin williams romantik filmler ron rose byrne rotting hill rüyalar sam riley samantha morton samuel l. jackson sarah butler sarah polley savaş filmleri scott coffey sean bean sean byrne sean penn sebastian koch seks furyası sel yayıncılık self medicated sensizliğe adanmış yazılar sergi lópez sergio leone severus snape sex lies and videotape seyfi teoman shane black shane meadows shaun of the dead shawn doyle shirley henderson show me love sıfıra doğru sıkılmak silmarillion simon pegg sinir bozucu olmak siren yayınları sissy spacek siyad ödülleri snip sonu gelmeyen yazılar spike jonze splice srdjan spasojevic srdjan todorovic srpski srpski film stanley kubrick stellan skarsgård stephen daldry stephen graham stephen king stephen king's bag of bones steve buscemi steven jay schneider steven r. monroe steven soderbergh steven spielberg sundance film festival 2012 superbad support survivor tadı başka takeshi kaneshiro tales from the perilous realm tanrı olmak isteyen otobüs şoförü tanrıya nankör gelmek tarsem singh taxi driver tehlikeli diyardan öyküler telefon kütüphanesi tell no one terry gilliam that obscure object of desire the 84th academy awards nominees the code the crazies the cure the devil's backbone the empire strikes back the exorcist the fantastic flying books of mr. morris lessmore the fountain the girl on the bridge the hobbit the hobbit: an unexpected journey the kiss the last exorcism the last house on the left the man who never cried the misfortunates the notebook the shining the soft machine the subterraneans the terminator the texas chainsaw massacre the white ribbon thea von harbou this is england thomas haustein thomas turgoose tıkanma Tilda Swinton tim burton tim curry tim hunter tim robbins tim roth tiyatro tiyatro festivali to each his own cinema to lose my life tobe hooper toby emmerich tommy lee jones Toni Morrison tony goldwyn tony kaye tony leung chiu wai top 10 top 10 pink floyd top 10 sonic youth top 10 the cure tüm zamanların en iyi kitapları türk erotik filmleri udo kier uli edel ulrich mühe uluslararası 2. el film festivali uma thurman vahşet içeren filmler vahşi filmler val kilmer valerie vanessa kirby vanessa paradis vedat günyol vera miles victoria thaine viggo mortensen viktoria winge vince vaughn vincent cassel vinnie jones voldemort wes craven whats eating gilbert grape white lies william friedkin william peter blatty william s. burroughs william shakespeare Wole Soyinka wolfgang becker woody allen woody harrelson x-men first class xavi ayen xavier samuel yabancı yanılgılar yasaklanan kitaplar yazar atışmaları yazarlardan yazarlara hakaretler yazılar yaşam çarpıntısı yeraltı edebiyatı yeraltında yeşilçam yeşilçam erotik yeşilçam seks filmleri zamanda yolculuk zombi zombie in a pengin suit zombinladen: the axis of evil dead çocukluğa özlem ölmeden önce görmeniz gereken 1001 film ölmeden önce görmeniz gereken 1001 kitap ölmeden önce görmeniz gereken 101 aksiyon filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 bilim-kurgu filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 gangster filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 korku filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 kült film ölmeden önce görmeniz gereken 101 savaş filmi ölüm pornosu öpüşme özlemek
 

Alıntılarda link verilirse mutlu oluruz. Aksi zaten suçtur, boru değil!