eti kemik geçerken

0 YORUM
Her baykuş çığlığında bir nefes daha yaklaşıyorum son denen başlangıca. Keman sesiyle içim ürperiyor. Küçük bir çocuğun flu göz çırpışlarında kalbim sıkışıyor sanki, ben sıcacık yaz akşamında kışı özlüyorum.
Bileğimi ısırıp saat yaptığım günleri hatırlıyorum. İğde kokulu saf düşüncelerin sabahında, yumuşak kucaklarda buluyorum kendimi ve bir de geçmişe kırpılan bir göz. Ömrü çalınan kelebeklerin dansı bu gökte, yere düşmekte geciken yağmur damlası ya da bisikletten düşen çocuğun kanayan dizi, yalanan bir dondurma, güneşi yakalama hevesi.
Uzun bir yolun sonunda, soluklanıp su içmek kadar yaşamı hatırlatan dipsiz zifiri, geceler, güneşin ölümü ve doğması yeniden.
Sesleri geliyor geriden, uzaklardan keman yaylarının ve bir de ölümsüzlüğe söylenen şarkılar. Susup sadece kalbimin farkına varıyorum, kaybettiğim hayatlar geçiyor avuç içimden ve kırılmak üzere düşüyorlar toprağa.
Bir daha hiç okunmayacak sayfaların çevrilmesi gibiyim ellerde, ulumaları duyuyorum. Sevginin demi bu, yitişlerde, çiseleyen haykırışlar.
Birileri hala gururuna yenik yalnızlığa vuruyor kendini. Küçülmemek için daha, susmayı seçiyor haklı olarak. Ağız kafesinde dilin feryadını duymuyor.
Uçsuz bucaksız, yığınla buğday tarlasında etekleri uçuşan çocukların koşuşturmacası bu. Altınlar içinde saf kalplerini özgürleştirme çabası.
Çığlıklar, geceyi delip geçen, azıcık ölümü hatırlatan, buz gibi.
Meleklerin sesi mi olurmuş? Onların kanatları olduğunu zannederdim. Yumuşak dokunuşlarla süzülüverirlermiş korktukları dünyaya ve fanileşirlermiş gördükçe insanların hallerini ve dans ederlermiş yataklarda.
Susuzluğumuzdan arda kalan bir yan bu, geçmişimiz, arkamıza dönmeye korkar olmuşuz. Orda, görüyor musun? Dokunsan kanatları kırılacak, seslerini duyacağım, kanatları olduğu kadar sesleri de varmış.
Dizlerimin üzerine çökmüşüm, yerleri kana buluyorum, dizlerim acıyor. Ellerimi kıvırıyorum, süzülüveriyor kelebek misali boşlukta ellerim ve onları avlayan baykuşları görüyorum tepelerde hızla yaklaşan.
Işığa aç böceklerin dansına şahit oluyorum lambanın üzerinde, mutluluktan ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
Birileri yorgun, ellerinde bastonlarıyla yürümeye çalışıyorlar ve cennetin kapılarını çalıyorum korkarak. Elimde bir sigara, ciğerlerim bayram ediyor. Açan yok anne, ben buraya ait değilim.
Upuzun tozlu yollarda üzerinden geçilmiş yılandan farksızım ve beni çekiştiren çocuklar var, ikiye bölüyorlar.
Bırakıyorlar kendilerini gökten melekler, kalp atışlarım seslerine karışıyor ve beni korkutan şu baykuşlar. Çağırıyorlar beni.
Arkamda duran birisi var, ensemde soluğunu hissediyorum. O kadar korkuyorum ki elimdeki dondurma eriyor, dizlerimde kan ve kelebekler uçuşuyor midemde, arkamdaki bana saati soruyor.
Bileğime baktığımda saat, eti kemik geçiyor.
Read more...

düzüşen filler

0 YORUM


C.C.
Chris Cave. Onun hakkında bilinen ender bilgilerden biri bu. Takma bir isim. Ve bir de yakışıklı, düzgün ve fazla belli olmayan karın kaslarının olduğu, cinsiyetinin erkek, boyunun 1.76 ve saç renginin koyu kahve olduğu. Belki de siyahtır. Dar pantolon giymeyi seviyor, sigara belki de tek vazgeçilmezi. Uyuşturucu kullanıp kullanmadığı bilinmeyenler arasında fakat içki içmeyi seven birisi.
Küçükken annesinin ona süt verip onu kucağında uyuttuğu, babasının sigara içerken yakalayınca bir sigara da kendisinin yakıp beraber içtikleri, matematik dersinden nefret ederken psikoloji dersinden tam not aldığı, ayakkabı numarasının en fazla 42 olacağı, işerken sarışın değil esmer kızları düşündüğü, ayda en az on iki defa seviştiği, en iyi düzme biçiminin arkadan olduğunu düşündüğü ya da tatlının yanında krema değil de vanilyalı dondurma sevdiği, bunların hepsi ama hepsi bir muamma.
Chris Cave, kesinlikle birlikte kullanılması gereken iki kelime. Feci derecede sikici.
Karanlık odanın içinde bir nefes alışı, sessizlik, karanlık odanın içinde bir nefes verişi.
Dudakları arasına sigara tutuşturuyor ve eline aldığı zippoyu ateşliyor. Bir anda karanlık odanın içinde bir yatak, bir televizyon, bir sandalye, bir bira şişesi ve yarı çıplak bir erkek can buluyor. Tuvale kazınan yağlı boya gibi hepsi aynı bokun laciverti. Ciğerlerini dumanla dolduruyor, alnına düşen kakülleri var ve bunlar, ona bir hayli karizma katıyor. Yakışıklılığı kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Kimilerine göre muhteşem, kimilerine göre enfes ve kimilerine göre düzücü.
Karnı normalden biraz şiş ve birayı her yudumlayışında daha çok çişi geliyor. Işık yanıyor. Mis kolu bir dünya burası, tuvalet.
Kapıyı kapatınca kapının arkasındaki oyuk dikkatini çekiyor.
-Kancık karı.
Evine gelen Marla yaptı onu, hem de tuvalet fırçasıyla. Aslında C.C.’nin yapmak istediği Marla tuvaletini yaparken yanına gidip, pantolonunu çıkarıp Marla’nın ağzına vermekti. Düşündüğüne göre Marla bundan büyük bir zevk alacak, içinin yağları eriyip kızaracak ve dizlerine kadar indirdiği siyah, dantelli külotunu onun kafasına geçirip klozetin üzerine oturup bacaklarını açacaktı. Ama işler her zaman C.C’in düşündüğü gibi yürümüyor. Kapının koluna bastığında kapının kilitli olduğunu anladı ve içeriye girmeye çalışan C.C’in zorlamalarını gören Marla “Siktiğimin çocuğu, aşağılık herif. O kapıdan uzaklaş yoksa seni götten sikerim.” Dedi ve eline geçirdiği ilk şeyi kapıya fırlattı.
Aslında biraz daha zorlasa ve “Sik beni Marla!” deseydi belki de durum hiç de böyle olmayacaktı. Marla kapının arkasında soyunacak, kapıyı açar açmaz C.C.’in üstüne atlayacak ve tüm apartmanı sese boğarak düzüşeceklerdi ya da C.C. kapıyı zorlayacak, Marla kapıyı açacak ve eline geçirdiği her türlü kesici, delici, yakıcı, kırıcı, parçalayıcı ya da sikici aleti C.C.’in kafasına atacak ve yerde yatan C.C.’in üzerine geçip iki bacağını açarak “Şimdi de sikin kalkıyor mu?” diye soracaktı. Bunların hepsi ünlü düşünür C.C.’in kafasında tasarladığı yeni filmiydi. Sahnelerinde sokak aralarında kendisini pazarlayan kancıklar ve kendisinin oynadığı ve defasında “Düz beni C.C.” diye biten kısa soluklu uzun filmlerdi. Fakat yaşadığı filmde senaryo kendisine değil tanrıya ait. Ne kadar düzse de bir o kadar da düzülür çünkü. O, Chris Cave. Görselliği hariç kağıt üzerinde hangi sıfatlarının yazılı olduğu bilinmeyen adam.
İşiyor Marla’yı düşünürken. Klozet kapağına oturuşunu ve Marla’nın o ince belinden tutup onu kucağına yavaşça indirişini hayal ediyor. Kamışı alevlenmeye başlıyor bu esnada. Klozetin içine işemekte zorlanıyor.
Odasına çekildiğinde televizyonda bir belgeselin olduğunu görüyor, bir elinde sigara diğerinde bira. O da ne? Onlar fil olmalı. Tanrım, filler düzüşüyor. Kaç yılda bir yaptıklarını sorguluyor kendi kafasında ve ister istemez fillere acıyor. Dünyayı inleten yürüyüşleriyle düzüşmeleri bir hayli korkunç ve gülünç geliyor ona.
-Fantezi yap biraz, hortumunu kullan, okşa onu.
‘Hayat, ne garip’ diye düşünüyor içinden. Sigarasını her yudumlayışında Marla’nın içine giriyormuş gibi bir his uyanıyor apış arasında. Alevlenen volkanı söndürmek için kuvvetli ırmaklar gerekli ona.
-Sizin sikinize de kelebek konuyor mu?
Telefonu titreşiyor. Tanrım, arayan Gretchen. Üç gece önce düzdüğü kaltak. Alevini bu gecelik söndürebilecek fahişe.
-Alo.
-C.C. nasılsın?
-İyiyim, diyor tanımamazlığa vuruyor, siz kimsiniz?
-Hey sıkı çocuk aşk olsun, benim, Gretchen. Hatırlamadın mı? Üç gece önce belime boşalmıştın.
Fillerin düzüşmesi gerekir, neslinin devamı için bunu her yıl üşenmeden gerçekleştirmeleri ve yeni yeni gri yavruları dünyaya getirmek gerekir. Chris Cave’in de düzüşmesi gerekir. Doğmayacak çocuklarını lapa lapa başka tenler üzerine akıtması, üzerine bir de sigara içmesi gerekir. Hayat böyle işler onun filminde. Bunu, yüce senarist de böyle yazmıştır.
-Hey, hatırlamaz olur muyum, o göğüsleri unutmak mümkün mü? diyor gömleğini giyerken, bu gece bana gelsene, hatta dur bir değişiklik yapalım ben sana geleyim.
Sadece üç gece önce tanışmışlardı, kadın 32 yaşında, götünün alt kısmını açıkta bırakan bir etek giymiş ve göğüslerini meydanda bırakan bir kıyafet vardı üzerinde. Üç metre öteden ağır parfüm kokusu insanın burun kemiğini kırmaya yetiyordu. Ve kalçaları dolgundu. C.C. atmacadan beter vaziyette sinsice yaklaştı kokunun geldiği yere. Sadece 13 dakika sürmüştü. Konuşmuşlar, kadın fingirdemiş, sonra mis kokulu dünyaya gitmişler ve düzüşmüşlerdi. Gecesinde C.C. kadının evine gitmiş ve ilerleyen saatlerde, fillere benzemeyi sürdürmüşlerdi. Gretchen C.C.’in evine hiç gelmemişti.
-Ops, dur bakalım, çok güzel becerdin de neden aramadın beni pezevenk.
-Bak şimdi konuşuyoruz ya, baldırlarında ellerim gezinmeye başladı bile. Şimdi çıkıyorum, tabii üç günde adresini değiştirmediysen.
-Bak bekle biraz… derken C.C. kadını susturuyor.
-Hey bak ne diyorum, ben gelmeden soyunmaya başla, tamam mı? Diyor ve telefonunu cebine koyup arabasının yanına gidiyor.
Gretchen, C.C.’in beklentilerini tam karşılayamasa da bu gece tereyağı sürülmüş ekmeğinin üzerine bal gibi gelmişti.
Merdivenleri ikişer üçer çıkıyor, sigarayı azaltması gerektiğini düşünüyor. Daha çok kişiyi düzmek için daha çok yaşaması gerekli. Kapıyı tıklatıyor.
Ses yok. Bu sefer yumrukluyor, kapı açılıyor.
O da ne? Atletli bir adam, pembe don giymiş, göğsü kıllı. Sağ ayak baş parmağında tırnak batma sorunu var anlaşılan, irinli. Arkasında kadın duruyor, suratında bilmişlik var.
-Bu dallamayı ekemedin mi bu gece, diyor C.C., kocan bu mu?
Gretchen bir şey demiyor.
-Ne diyorsun sen lan, ibne! deyip C.C.’in fazla belli olmayan ama düzgün karın kaslarına yumruğu indiriyor. Üç saniyeliğine uçmanın dayanılmaz hafifliğini yaşayan C.C.’in sırtı karşı direnin kapısına çarpınca inliyor. Adam, irinlerini ortalığa bulaştıra bulaştıra giriyor içeri.
-Şimdi de sikin kalkıyor mu? diyor.
‘Tanrım neden herkes bunu söylüyor bana?’ diye düşünüyor C.C.
Kapının eşiğine oturuyor Gretchen kapıyı kapatırken. Alevlenen apış arasının susuzluğunu dindirmek için hayatındaki en doyulmaz otuz-birine başlıyor. ‘Ah Marla ve bacakların’ diye geçiriyor içinden, omuzları kasılıyor. Düzüşen filler. Tanrım.


chris cave'in diğer maceralarını burayı tıklayarak okuyabilirsin.
fotoğraf buradan alınmıştır.



Read more...

Boş

0 YORUM

Boştu evet, hissettiğim tek şey boşluktan ibaretti. Düşmek gibi değildi, böyle karanlıkta falan düşmeye benzemiyordu yani. Bir şey hissettiğimden de emin değildim aslında. Sorun da buydu işte, hissedecek hiç bir şeyin olmamasıydı aslında. Kızabilirdim, çok kızabilirdim. Oturup sabahlara kadar ağlayabilirdim, gülüp geçebilirdim, üstüne saatlerce düşünebilirdim. Olayı sil baştan, tekrar tekrar yaşayabilir, kusurlarımı, kusurlarını bulabilirdim, kafamda bir haklı bir haksız çıkarabilir ya da en azından, haksızı bulmasam bile, kimin birazcık daha haklı olduğunu kuşkusuz söyleyebilirdim. Dur diyebilirdim, yapma böyle, yapmayalım böyle… Yormayalım birbirimizi, üzmeyelim, uzatmayalım, sensizlik canımı yakıyor, sen uyurken bile yalnız kalıyorum ben, bu şekilde gidişin ise çok acıtıyor, yapma. Şu boşluk durumu, hiçbir şey hissedememe hali olmasaydı diyebilirdim bütün bunları.

Ses yükseltme dahi olmadan, tartışılmadan, o kapıdan arkanı dönüp sakince çıkışın olmasaydı eğer ağzımdan çıkardı belki o cümleler. Konuşmasam bile en azından hissedebilirdim gidişini. Canım yanabilirdi, üzülebilirdim, hala düşünüyor olabilirdim. (Hala düşünüyor olmasam şu an bu cümleleri dile getirmeyeceğimin söylenmesi bunu kabul etmeme neden olmayacağı gibi sinirle parlamamdan başka bir işe yaramayacağı için sesli söylemeyi bırak bu cümleyi içinden bile geçirme lütfen.) ah, evet sana gitme diyebilirdim. Çıkma o kapıdan.

Ama sen o kapıdan çıktın, ben de arkandan seslenmedim. Herhangi bir sıfatla tanımlanamayacak kadar normal adımlarla uzaklaştın tam karşısına koltuğu koyduğumuz kapıdan, ben de uzaklaşmanı izledim kapının tam da karşısına koyduğumuz o koltuktan. Bir sürü şey yapabilirdim de, yapmadım işte. Ağlamadım da, sen giderken ağlamadım. Mutfağa gidip bulaşıkları yıkadım sadece. Ardından mutfağı temizledim, tencerelerin olduğu dolabı düzenledim, bilirsin bir türlü düzgün durmaz o raftakiler. Yetmedi bütün evi süpürdüm, ardından sildim. Kıyafet dolabımdaki her şeyi yere indirdim, tek tek katladım baştan. Gömleklerimi eteklerimi ütüledim, tekrar askılarına astım. Bunlar da bitince banyoya gittim elimde çamaşır suyu, cif, bilumum temizlik malzemesi sırılsıklam olana kadar banyo temizledim. O kadar banyoyu temizledikten sonra bir de duş aldım, sonra bornozumla geri dönüp sen giderken oturduğum koltuğa oturdum, içim hala bomboş.

Oturdum orada, saçlarımı taradım ve bekledim. Bilmiyorum ama ne kadar bekledim, ama saçlarım kupkuruydu uzun süredir beklediğimi fark ettiğimde, içim de boş değildi artık. Fiziksel acıyı her zaman geçen can acısıyla doluydu artık. Yerimden kalkacak gücü bulamayınca, koltuğa uzandım ve uyudum. Yüz yıl uyuyan güzeli hatırladım uyandığımda. Onun da uzun sarı saçları vardı, gerçi onun parmağına iğne battı diye uyumuştu ama olsun prens uyandırıyordu onu da. Onu da mı? İyi de beni kim uyandırmıştı?

“Dün burada uyumuşsun yine, sabah sana uğramasam ne olacak bu halin? Hem ne oldu kâbus mu gördün yine?”

“Sen… Sen gitmemiş miydin?”

“Bana git dedin. Ben de gittim, geri gelmeyeceğim dememiştim ki…”

Hakikaten, bana geri gelmeyeceğim dememişti ki…


Read more...

ve koşarız

0 YORUM
Parmaklarımı sonuna kadar açıp bileğimden kıvrılarak hayat veriyorum ellerime ve ikisini birleştirip yaşam buluyorum gölgedeki güvercinde. Deliriyorum. Gerçek delilerin kimler olduğunu sorguluyorum kendimle. Ofisteyim, işim başımdan aşkın, soluk almaya bile vakit yok, tek yapabildiğim kahvemi yudumlamak. Sigara bile içmeme izin verilmiyor. Kafamdaki düşünceler çoktan terk etmiş beni, farkında bile değilim. Tek istediğim kendimi boşluğa bırakmak.
Kanatlarım olsa tutar mıydı beni, ya da ne renk olurdu? Yarına doğru savrulabilir miydim sonsuzlukta ya da dönebilir miydim dünlere?
Güzel olurdu, bulutlara kadar çıkıp sigaramın dumanını dünyaya doğru üflemek hatta utanmayıp tükürmek belki de yapabileceğim en uç, en sıra dışı şey olurdu yaptıklarım arasında. Bir de güzel kahkaha atardım.
Penceremden görünen koca bir duvar ve reklam panosu. Gökyüzü küsmüş gibi ağlamaklı bugün. Caddeden geçen insanlar her zamanki gibi kafasını bile kaldırmadan yürüyorlar gidecekleri yere, şehir kirleniyor her geçen saniye ve ağır ağır yaşlanıyor.
Karşı binanın tam da reklam panosunun alt kısmında pencereler, herkes yoğun hararetli hararetli çalışıyorlar, erkekler kravat takmış kadınlar fular.
Birisi var, elindeki kurşun kalemi dişlerine vuruyor sonra hızla masaya koyup elleriyle saçlarını alnından başının arkasına kadar tarıyor. Şakaklarını avuç arasına alıp yüzünü masaya yaslıyor. Canı sıkkın, işler malum yoğun, bitmeyen dertler ve dört duvar arasına sıkışıp kalmışlık.
Kalkıyorum. Bacaklarım istemsiz camın kenarına kadar götürüyor beni. Her soluk verişimde buğulanıyor dünyam ve soğuğu içimde hapsediyorum. Umut denen şey, nerdesin?
Kahvem elimde onu izliyorum, fuları yakışmış.
Beni görüyor, gözlerinde ağlamaklı bir hava, bulutlar çoktan çökmüş yüzüne, teni beyaz. Masanın kenarından aldığı kahvesini şerefe der gibi yapıp içiyor, cevap verip ben de ağzıma götürüyorum kahveyi. Hiç olmadığı kadar sıcak geliyor. Arkasını dönüp önündeki kâğıtlara yoğunlaşıyor.
Akşam sarmalıyor her dakika yitişinde şehri. Ve bir adım daha yaklaşıyoruz sona. Masa ışığımı kapatıp çıkıyorum.
Yağmur çiseliyor, ağır adımlarla yürüyorum. Benden yaşlı kaldırım taşları ve sokak lambaları ve insanlar ve koşuşturmaca ve kalabalık ve … Neyse.
Alnımdan ağır ağır akıyor damlalar. Ayak sesleri karışıyor şehrin göbeğinde, kulaklarda boşluk hissi. Şemsiye hiç beklenmedik zamanda perde gibi giriyor ben ve gök arasına ve tatlı bir merhaba. Fuları gerçekten yakışmış.
Şemsiyeyi kapatıp elimden tutuyor ve çekiştiriyor beni. Ve koşuyoruz. Kalp atışlarım düzensizleşiyor. Soğuk içimden çıkıyor adeta ve bağırmaya başlıyoruz azımız çıktığı kadar. Bize bakıyorlar. Bize deli diyorlar. Gerçek delinin kim olduğunu sorguluyorum kendimle.
Read more...

sistematik kokain

0 YORUM
Bu kadar pisliğin arasında pak kaldığımı düşünmem, kendimi kandırma yollarından biri benim için. Etrafımda otuz bir çekip kendini tatmin eden insan kalabalığı ve ben bu karanlığın içinde hızlanarak düşüyorum.
Kırmızı ojeli uzun tırnaklar geziniyor vücudumda. Arayış içersindeler. Avuçlarını sürtüyorlar bedenime, burnuma gelen gelen toz yığınıyla öksürüyorum. Geçecek bunların hepsi, tümü bir gün bitecek.
Büyüyen gözbebeklerim uzaklaştırıyor nesneleri, aradığımın çok uzakta olduğu sinyali gidiyor beynime, sıcaktan ter boşanıyor avuçlanan bedenimde, adeta haz alıyor eller, kayganlaşıyor.
Kendimi tatmin etme yollarından biri bu, kandırmacalardan diğeri. Dışarısı karanlık ve tozlu. Düşüyorum. Kanatlarım olsa bedenimi taşıyamazdı. Eşek ölüsü gibiyim. Benden medet umanların yüzlerindeki kırbaçlamalar kanatıyor tenimi. Akıyorum. Acı bir tat var dilimde ve düğümlendikçe konuşmam zorlaşıyor, dişlerime bağlanıyor adeta, acı beni kanatıyor.
Işığın yokluğunda adımlarım istemsiz, her ayak hareketim boşluğa denk geliyor. Dik bakışlar ve sırıtan suratları kendime çekiyorum her saniye. İnsanlar neden bakıyorlar? Çözemiyorum. Soluk alışlarım güçleşiyor. Hedefim şırıl şırıl temiz suların aktığı, burcu burcu kokan, parlak bir dünya. Ve bedenimi el altına alan hâkimiyet düşkünü toz yığını, beyaz.
Mülkiyet duyusu aslında beni bu karanlığa hapseden. Pavyon havasında parçalı bulutlu bir rüzgar, yelleri yalayarak geçiyor, zifiriye boyuyor.
Anlaşılmazlıkları anlatmak değil yaşama amacım, doyumsuzluğumuzdan gelen sapkınlığımızın mükâfatı ve çaresizliğimizin çürük dişleri.
Yoğun bir hava püskürmesi ve azalan sesin yitmesi ve bitmişlik. Ellerim titriyor. Gözlerimde gözbebeğimin ve göz kapaklarımın savaşı sürüyor. Galip gelenin hükümlülüğü beynimi yıpratan. Ve göz yaşlarımın ortamı sulaması. Yapışkan bedenimde uzun kırmızı boyalı tırnaklar geziniyor. Adeta sarmalıyor tüm avuçlar tenimi. Haz çığlıklarını duyuyorum başımın arkasında. Gömleğimden sokulan eller pantolonumun içine girdiğinde can havliyle bir nefes çekip gözlerimi açıyorum. Dilimde acılık, beynim yıpranmış ve ben düşüyorum. Gözbebeklerim kocaman, savaşıyorlar göz kapaklarımla, karanlık, her yer karanlık.
İnsanlar neden bana bakıyor? Anlam veremiyorum. Ellerim titriyor ve bedenim ıslak. Her adımın boşluğa basıyor, nefes alışlarım güçsüz. Tırnaklarını geçiriyor eller bacaklarıma. Yürüyorum.
Yoğun bir hava püskürmesinin sesi geliyor kulaklarıma, o tarafa yöneliyorum ve ses azalarak bitiyor. Kapı açılıyor, birileri çıkıyor, bana dik dik bakıyorlar, bedenim ıslak ve gözlerim kapanıyor.
Şırıl şırıl suyun sesini duyuyorum ve kapıyı itiyorum. Apaydınlık. İnsanlar kabinlerden çıkıyor, sonra ellerini yıkıyorlar, burcu burcu kokular yayılıyor her yere ve makinenin altında ellerini kurutuyorlar. Yoğun hava püskürmesinin sesini duyuyorum. Sistematik çalışan insanlar. Çişleri ya da kakaları geliyor, tuvaletin kapısını itiyor, bu sırada başkaları kapıdan çıkıyor, içeri girenler boş kabine geçip işiyor ya da sıçıyor, sonra sifonu çekiyor, şırıl şırıl suyun sesi, kabinden çıkıyor, ellerini yıkıyor, burcu burcu koku, sonra ellerini makinenin altında kurutuyorlar. Yoğun hava püskürmesinin sesi ve ortam aydınlık.
Işık hükümdarlığı ve sistematik çalışanları. Bedenim ıslak, pantolonumun içinde kırmızı uzun tırnaklı eller geziniyor. Sistematik çalışıyorum. Boş kabine giriyorum, işiyorum ve sifonu çekiyorum. Rahatlama hissi tüm bedenime yayılıyor. Klozet kapağını kapıyorum, dizlerimin üzerine çekiyorum, gözbebeklerim daha da büyüyor, ellerim titriyor. Boyalı tırnakların gezindiği yerlerden malzemelerimi koyuyorum kapağın üzerine ve sistematik çalışıyorum. Aydınlık, tüm bedenimi yalıyor. Işığın varlığında dünyanın tadına varıyorum. Kendini tatmin edenler uzaklaşıyor etrafımdan, sadece ben kalıyorum. Kabinden çıkıyorum, ellerimi yıkıyorum, şırıl şırıl su sesi beynimi temizliyor, burcu burcu kokular geliyor ruhuma ve makinenin altına elimi sokuyorum. Mavi ışık kaplıyor avucumu, sonra yoğun bir hava püskürmesi. Sistematik çalışıyorum.
Sadece ben varım. Aynada kendime bakıyorum. Aynadaki bana neden bakıyor? Anlam veremiyorum.
Read more...

Labels

100 greatest silent movies 100 greatest slasher movies 1001 movies you must see before you die 101 action movies you must see before you die 101 cult movies you must see before you die 101 gangster movies you must see before you die 101 horror movies you must see before you die 101 sci-fi movies you must see before you die 101 war movies you must see before you die 12 drawings a day 12 monkeys 16. uluslararası ankara tiyatro festivali 2000ler en iyi 30 film 2000lerin en iyi filmleri 2011 yazının en iyi filmleri 2011 yılının en iyi 50 albümü 2011'in en iyi 50 albümü 2012 oscar ödülleri 23. ankara uluslararası film festivali 30 best '90s movies 8 femmes 90ların en iyi filmleri 90lı yılların en iyi filmleri 99F [REC] a serbian film abbie cornish adam alleca adam mazer adaylar adrian lyne adrian rawlins aggeliki papolia akmareul boatda al pacino albert camus albert dupontel albert finney albüm albüm kapakları alejandro gonzález iñárritu aleksandar radivojevic alex garland alexa vega alexander skarsgård alexandra dahlström alexandra maria lara alexandre dumas alfonso cuaron alfred hitchcock altın kalp üçlemesi altın küre 2012 amelie amerikan bağımsız filmleri anders danielsen lie anders thomas jensen andrew garfield andrey tarkovskiy andy nyman animals anna paquin annabeth gish anne louise hassing annie hall anthony head Anthony Mackie anthony perkins anton corbijn antonia thomas antonio trashorras araştırma ariadna gil armin mueller-stahl attack the block avi pardo aydınlığa adanmış yazılar aykut derman ayrıntı yayınları ağzı bozuk yazılar back to the future bad sex in fiction award bag of bones baharın vücudumuza etkileri barış bıçakçı barry levinson beat kuşağı ben biraz da kendimim benicio del toro benim hüzünlü orospularım benim umudum var bernardo bertolucci best comedy of all time best of 2011 bibi andersson big fish bijou phillips bilek kesenler billy crudup bir kerede çıktı bir sırp filmi birgünbirgünbir(...)evedegelmişkimseyok bizim büyük çaresizliğimiz björk black swan bodil jørgensen boksör böcek bollywood filmleri bonnie hunt brad pitt bradley jackson breaking the waves brenda vaccaro brian cox brian kirk brigitte lin bruce wills bryan singer bunları da mı görecektik büyük umutlar cadılar bayramı katliamı cameron crowe cameron diaz can yayınları cannes film festival carl ellsworth carrie-anna moss catherine deneuve catherine keener catherine zeta-jones chan-wook park charles dickens charlie kaufman charlotte gainsbourg children of men chiwetel ejiofor chloe moretz choke chris cave chris russell christoph waltz christophe gans christopher eccleston christopher mcquarrie christopher nolan christos stergioglou chuck palahniuk cillian murphy citizen kane clint eastwood clive owen colin firth connor paolo crispin glover cut-up dancer in the dark daniel auteuil daniel brühl daniel day-lewis daniel wallace danny boyle darren aronofsky darren lynn bousman das leben der anderen david cronenberg david fincher david guterson david lynch david lynch in four movements david mckenna david munoz david schwimmer dean craig deat set deborah curtis dennis farina dennis hopper dennis iliadis dennis quaid derek richardson devil dexter fletcher diane kruger diane venora dizi dogma 95 dogtoothh dogville domingo yayınları domiziana giardano donnie darko dora madison burge Doris Lessing dost körpe dosya douglas booth dumbledore dylan baker düşüş easy rider ed king edebiyatta kötü seks ödülü edgar wright eduardo noriega edward furlong edward norton edwin neal el espinazo del diablo elephant elfhymis filippou eli roth elijah wood elizabeth mitchell elizabeth peña ellen burstyn emile hirsch emilio echevarría emir kusturica empire en başarılı kötü karakterler en iyi 100 film en iyi 100 kitap en iyi 20 yabacı film en iyi 50 bollywood filmi en iyi 50 uyarlama film en iyi albümler en iyi bağımsız filmler en iyi filmler en iyi gençlik filmleri en iyi kitaplar en iyi komedi filmleri en iyi korku filmleri en iyi miramax filmleri en iyi sessiz filmler en iyi slasher filmleri en iyi öpücük en rahatsız edici ve sinir bozucu filmler erica carlson erkeklik istisnai bir durumdur erland josephson eroin erotik filmler erwin leder espen klouman-høiner etgar keret ethan coen eugene hutz eva green everybody wants to be unique evil bong ewan mcgregor ewen bremner eythor gudjonsson fabrice canepa facebook fatih al faye wong fear and the loathing in las vegas federico luppi felix van groeningen fernando tielve festival festival-fuar fifty percent grey fight club filipp yankovsky film film festivali film school rejects film tarihindeki öpüşme sahneleri florian henckel von donnersmarckln fragman frank oz fransız filmleri freddie highmore frequency fritz lang from here to eternity frédéric beigbeder funda uncu gabriel garcía márquez gael garcía bernal garret dillahunt gaspar noé gen sekiguchi geoffrey rush gerald kargl gerard butler gezici festival 2011 ghost world gillian anderson giorgos lanthimos gitmek golden globe 2012 golden heart üçlemesi goran dukic goya toledo granny o'grimm's sleeping beauty great expectations gregory hoblit guillermo arriaga guillermo del toro gunnar hansen gururlandık gus van sant guy pearce guy ritchie gündelik hayat güneş şahin Günter Grass hairstyles of the damned harmony korine harry potter harry potter karakterleri harvey keitel hatchet 2 hayaller hayat oyunları hayatımız şiir hayatta kalmanın 5 yolu heath ledger heather matarazzo helena bonham carter her şeyimiz meydanda herkesin kendi sineması herman weigel hermione hidden hihg tension horst rieck howart overman hubert selby jr. hugh jackman hugo weaving hunter s. thompson i spit on your grave i stand alone ian curtis Ice Age Live A Mammoth Adventure idefix sanal kitap fuarı idioterne if ankara if istanbul igby goes down ignat daniltsev iki nefes arası bir yazı ilk öpüşme sahnesi ilker aksum illallah ajandası illallah davası ils inci kurt indie ingmar bergman internet into the wild ione skye iran devrimi irriversible isabella rossellini ithaki yayınları ivana baquero iwan rheon içimi dolduran boşluklar j.r.r. tolkien jack kerouac jack kevarkian jack nance jack nicholson jaco van dormael jacob sewell jake gyllenhaal james caviezel james cunnigham james franco james mcteigue james russo james woods jamie sives jamie winstone jan kounen jane austen's fight club janet leigh jared leto jason reitman jason statham javier bardem jaws jay hernandez jean dujardin jean-baptiste andrea jennifer connelly Jennifer Lawrence jens albinus jens kuphal jess weixler Jesse Eisenberg jim carrey jim caviezel jim mickle jim sharman jo hartley joachim trier joaquin phoenix jodie foster joe johnston joe meno joel coen john ajvide lindqvist john cameron mitchell john crowley john cusack john gavin john goodman john travolta john turturro johnny depp jonathan dayton jonathan rhys meyers jonathan safran foer jonathan trigell jonny lee miller josan flemyng josh harris josh hartnett José Saramago joy division julianne moore julien zenier juliette binoche juliette lewis juno justin theroux kabil kafka kafkaest porno kai hermann kar wai wong kate ashfield kate winslet kayıp otoban keanu reeves keir o'donnell kelly mcgillis ken kesey keri russell kevin bacon kevin reynolds kevin spacey kiefer sutherland kim ji-woon kim ki-duk kim manresa kırmızı kedi yayınevi kirsten dunst kısa film kitap kodi smit-mcphee koen mortier komedi filmleri korku korku filmi kristen dunst kristen sheridan kristen stewart kyle maclachlan kynodontos kôji shiraishi köpek dişi körlük kült film kült filmler l'étranger la fille sur le pont la haine la philosophie dans le boudoir lara tosh lars von trier lasse hallström last.fm best of 2011 laura dern laura harring lauren bacall lauren german lauren socha laurie holden le pacts des loups lego legolarla albüm kapakları leon leonardo dicaprio Lesley Manville let me in liev schreiber lin shaye liste liv ullmann lone scherfig louis garrel louise fletcher lukas moodysson maelstrom maggie cheung maksat yazmak margarita terekhova maribel verdú marilyn burns marisa paredes marjane satrapi mark rylancei kerry fox marquis de sade martin scorsese martina gedeck matt damon matt greenhalgh matt reeves matthew lillard melancholia melissa george memento metis yayınları mezarına tüküreceğim michael bowen michael dougherty michael douglas michael haneke michael madsen michael pitt michel gondry michele valley michelle monaghan mick cain mick garris mila kunis milos forman min-sik choi mini dizi miramax misfits monica belluci monica potter monty lapica morjana alaoui mr. nobody mulholland drive mutlu ölüm mylène jampanoi müzik naomi watts naomie harris natalie portman nathan stewart-jarrett natja brunckhorst neal jimenez Necib Mahfuz ned beauman neil armfield nick damini nick frost nick moran nick sutton nicolas cage nicole kidman night of the living dead nightmare on elm street nimete kör bakmak nobelden de öte Noomi Rapace nova üçlemesi oktapodi oldeuboi oleg yankovskiy oliver stone ondi timoner one man band Orhan Pamuk orta dünya oscar ödülleri p.d. james pan's labyrinth paris hilton paris seni seviyorum pascal laugier patrice chéreau patrice leconte paul bettany paul mcguigan paul sorvino paul thomas anderson peter hedges philip kaufman philippe nahon pierce brosnan pigeon impossible pink flamingos pink floyd piranha post-punk post-rock primer pulp fiction quentin tarantino rachel weisz radha mitchell ralph fennes ramis dara ray winstone ray wise rebecka liljeberg renklerin demek istedikleri repo the genetic opera reprise reservoir dogs richard farnsworth richard harris richard kelly richard vezina rise of the planet of the apes river phoenix river's edge riz ahmed rob reiner robert de niro robert downey jr. Robert Duvall robert sheehan robin mcleavy robin williams romantik filmler ron rose byrne rotting hill rüyalar sam riley samantha morton samuel l. jackson sarah butler sarah polley savaş filmleri scott coffey sean bean sean byrne sean penn sebastian koch seks furyası sel yayıncılık self medicated sensizliğe adanmış yazılar sergi lópez sergio leone severus snape sex lies and videotape seyfi teoman shane black shane meadows shaun of the dead shawn doyle shirley henderson show me love sıfıra doğru sıkılmak silmarillion simon pegg sinir bozucu olmak siren yayınları sissy spacek siyad ödülleri snip sonu gelmeyen yazılar spike jonze splice srdjan spasojevic srdjan todorovic srpski srpski film stanley kubrick stellan skarsgård stephen daldry stephen graham stephen king stephen king's bag of bones steve buscemi steven jay schneider steven r. monroe steven soderbergh steven spielberg sundance film festival 2012 superbad support survivor tadı başka takeshi kaneshiro tales from the perilous realm tanrı olmak isteyen otobüs şoförü tanrıya nankör gelmek tarsem singh taxi driver tehlikeli diyardan öyküler telefon kütüphanesi tell no one terry gilliam that obscure object of desire the 84th academy awards nominees the code the crazies the cure the devil's backbone the empire strikes back the exorcist the fantastic flying books of mr. morris lessmore the fountain the girl on the bridge the hobbit the hobbit: an unexpected journey the kiss the last exorcism the last house on the left the man who never cried the misfortunates the notebook the shining the soft machine the subterraneans the terminator the texas chainsaw massacre the white ribbon thea von harbou this is england thomas haustein thomas turgoose tıkanma Tilda Swinton tim burton tim curry tim hunter tim robbins tim roth tiyatro tiyatro festivali to each his own cinema to lose my life tobe hooper toby emmerich tommy lee jones Toni Morrison tony goldwyn tony kaye tony leung chiu wai top 10 top 10 pink floyd top 10 sonic youth top 10 the cure tüm zamanların en iyi kitapları türk erotik filmleri udo kier uli edel ulrich mühe uluslararası 2. el film festivali uma thurman vahşet içeren filmler vahşi filmler val kilmer valerie vanessa kirby vanessa paradis vedat günyol vera miles victoria thaine viggo mortensen viktoria winge vince vaughn vincent cassel vinnie jones voldemort wes craven whats eating gilbert grape white lies william friedkin william peter blatty william s. burroughs william shakespeare Wole Soyinka wolfgang becker woody allen woody harrelson x-men first class xavi ayen xavier samuel yabancı yanılgılar yasaklanan kitaplar yazar atışmaları yazarlardan yazarlara hakaretler yazılar yaşam çarpıntısı yeraltı edebiyatı yeraltında yeşilçam yeşilçam erotik yeşilçam seks filmleri zamanda yolculuk zombi zombie in a pengin suit zombinladen: the axis of evil dead çocukluğa özlem ölmeden önce görmeniz gereken 1001 film ölmeden önce görmeniz gereken 1001 kitap ölmeden önce görmeniz gereken 101 aksiyon filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 bilim-kurgu filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 gangster filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 korku filmi ölmeden önce görmeniz gereken 101 kült film ölmeden önce görmeniz gereken 101 savaş filmi ölüm pornosu öpüşme özlemek
 

Alıntılarda link verilirse mutlu oluruz. Aksi zaten suçtur, boru değil!