Bu kadar mı dünya?


Çok da sıradan bir gün değildi aslında. 2 yıldır göremediğim ama onu görmeyi aradığım biriydi karşımdaki. Arkadaşlığın değerini görüşmelerin sıklığı değil, görüşmelerin arası açıldıkça değişen samimiyet belirler, biz ne zaman görüşsek aynı olurdu her şey. 2 yıl ya da 2 gün ile samimiyetin değişmemesinden belliydi arkadaşlığımızın değeri. Üstelik görücüye çıkıyorduk, arkadaşın sevgilisi de ben de. O sevgiliyle birbirimize karşı hislerimiz bizi çok zor durumlara da sokabilirdi, arkadaşımı çok mutlu da edebilirdi. İnsan arkadaşlarıyla sevgilisi iyi anlaşsın ister, tercih yapmak zorunda kalmak zordur insanlar arasında. Şanslıydık çünkü birbirimizden hoşlandık, arkadaşım zor durumda kalmadı biz de eğlenceli bir akşam geçirdik. Aslında önemli olan bu değildi o gece benim fark ettiklerimdi, boşa mücadele vermediğimi görmekti önemli olan.
Ben insanları pek anlamam, anlamlandıramam davranışlarını. Yani aslında şöyle, neden tepki verdiğini niye kızdığını niye sevindiğini anlarım insanların ama nedense kızdıkları şey, sevindikleri şey bana mantıklı gelmez. Belki benim yapım yanlıştır, belki kimse kimseyle benzer şeyler hissetmek zorunda değildir, orasını bilemem. Her ne kadar değişmeye çalışsam da yapım böyle. Tabi ben böyleyim diye işin içinden çıkmak kolaydır, söylemeye çalıştığım şey bu değil, kendimi de yargılıyorum, yani yargılamaya çalışıyorum en azından. Ama işin içinden çıkamadığımda durumu bu özelliğime bağlayarak insanları rahat bırakmaya çalışırım hep. Senden bazı şeyleri bekleyip de alamadığımda, kırıldığımda hep buna bağladım ben durumu.
Belki de bir erkekten senden istediklerimi beklemek bir erkeğe haksızlık etmek dedim hep kendime. Tabi ki eşitlikten yanayım, tabi ki erkeğin ya da kadının üstün bir yanı yok ama kabul edilmeli farklı yanları var. Beyin yapısının, hormonların (erkeğin tek bir cinsiyet hormonu varken kadınların 4 tane olması bile büyük bir fark), fiziksel yapının farkı hepimizi ayrı düşünmeye itiyor buna itiraz ediyor değilim. Ama bu sadece erkek-kadın arasındaki farkı oluşturmuyor, bütün insanların birbirinden bu kadar farklı olmasını açıklıyor bana göre. Neyse, aslında anlatmaya çalıştığım şuydu, ben bir erkekten verebileceğinden fazlasını istediğime inandım senin yanında olduğum sürece. Bana göre çok şey değildi istediğim ama erkeklerin kızların isteklerinden ettikleri şikâyetleri dinledikçe, bahsedilen kızların isteklerinin bana ne kadar normal geldiğini ama erkekleri de anladığımı ve arada kaldığımı hatırladıkça sustum ve iç hesaplaşmalara girdim sana belli etmeden. Kendimi yargıladım, seni yargıladım, bizi yargıladım ve bir sonuca varamadım. Defalarca yaptım bunu ve gelemedim bir yere.
Bu kadar ısrarla itiraz ettiğine göre çok şey istiyorum dedim, istediklerim olmadan mutsuz olacağımı anladığımda bitti aramızdakiler. Kötü düşünmedim senin hakkında, olmadı bitti dedik. Bir kitapta* da dediği gibi köprüyü kurmaya yetmedi göze aldıklarımız. Ağlamadım hiç, üzülmedim dersem yalan olur, ama evet, tek bir gözyaşı damlamadı gözümden. Böyle olması gerekiyordu, yeteri kadar ağlamıştım beraber olduğumuz süre boyunca artık gerek yoktu gözyaşlarına. Üzüldüm, kendimce yas tuttum, artık gerçek ilişkilere olan inancımı kaybettiğimi, babamın bile beni aldattığını, çevremdeki bütün erkeklerin yalan söylediğini düşünmemeye çalıştım. Umutsuzluğa kapılmak beni üzmekten başka işe yaramazdı çünkü. Romantik filmler izlemedim, aşktan bahsedebilecek bir kitap okumadım o günden beri.
Sonra o geceye geldi sıra, her şeyi fark ettiğim zamana… Çok iyi tanıdığım bir erkek ve hiç tanımadığım bir kızın karşısında oturdum bütün gece. Çok eğlendim, arkadaşım adına mutlu oldum ardından sevgilisi adına daha da mutlu oldum. Hayır, mükemmel çift değildi onlar, sıradan hepimizin bildiği çiftlerdendi işte ama bir erkeğin yapmasının mümkün olmadığına inandığım şeyleri bir erkek yapıyordu karşımda. Hani şu rahatsız edici vıcık vıcık çiftlerden de değildiler. Sadece bir erkeğin sevdiği kadına verdiği değer gözlerinden okunuyordu, kendi aralarında küçük kaprisleri ufak gülümseme sebepleri vardı, ne birbirlerinden kopuyorlardı ne de benden. Mümkündü yani bir erkeğin bir kadını el üstünde taşıması, onu düşünmesi, onun için güzel şeyler yapmaya onu korumaya çalışması. Bir erkeğin bir kadına kendini özel hissettirmesi mümkündü.
Ben o an anladım seni affedemeyeceğimi… Her şeyin suçlusu ben olamazdım, bütün bunları hak etmiş olamazdım. Yine korkan bir erkeğe denk gelmiş olamazdım ben. Bu kadar cesarete bu kadar korkaklığı hak ediyor olamazdım, buna inanamazdım. Birisini bana değer vermediği için affetmeme hakkına sahip miyim diye soran olursa, evet sahiptim! Üzülen ben olurdum, canı yanan ben olurdum evet, ama affetmeme hakkı bende saklıydı. O hakkı da bir güzel kullanır, üye sayısı 1 olan affedilmeyecek insanlar listeme birini daha eklerdim istersem! Sana değer veriyorum diyen insan bunu ne yapar eder davranışlarıyla gösterirdi, benim de kendimi tekrar tekrar yargılamama gerek kalmazdı. Ben seni hiç affetmeyecektim, sen beni hiç umursamayacaktın. Bir daha bahar geldiğinde küresel ısınma etkilerini bozacaktı ben bahar geldiğini artık hiç anlamayacaktım ve bir de seni affetmeyecektim…
* Annesi, babası, çocuğu, sevgilisi, arkadaşı, kim olursa olsun, bir insan, öbürüne ulaşmak için göze aldıklarıyla sevilir. Öbürüne ulaşmak yürek ister. Göze alabilmek ister. Bir insandan bir başkasına geçmek, emek ister, sevgi ister, yürek ister. Bunlar bile köprüleri kurmaya yetmez bazen… (İki Yeşil Susamuru – Buket Uzuner)
paylaş:

4 yorum:

  1. çok kişisel olmuş,

    sevgili günlük diye başlanabilirmiş yazıya.

    YanıtlayınSil
  2. o bahsettigin mukemmel iliski de biter yakında sen rahat ol her iliski öyle güzel baslar bi süre devam eder sen arkadasının o güzel kısmına rastlamıssın bu kadar yazıyosun okuyoruz en azından bunu bilecek kadar tecrübeli biri sanmıstım seni

    YanıtlayınSil
  3. bi internet al da daha sık yaz be.

    YanıtlayınSil
  4. yeni taşındım internetim yok, üstelik bilgisayarımın şarj aleti bozuk yazdıklarımı internet kafeye gidip de yayınlayamıyorum. ama kısa zamanda düzelecek sanırım bu. yazdığım yazılar var yayınlayacak...

    ilişkilerinin mükemmel bir ilişki olduğunu söylemiyorum hatta belirtiyorum sıradan bir çift olduklarını.

    kişiselliğe gelince, genelde bu kadar kişisel yazıyorum zaten. 3ncü tekil şahıs kullansam kişisel olmayacak mıydı? sadece kişi zamirinde mi yazdıklarımda mı kastettiğin kişisellik onu anlamadım.

    YanıtlayınSil