Hoşça-kal

Bu kadar az alkolle hiç bu kadar başım dönmemişti daha önce. Gece çok soğuktu, çok üşüyordum, yürüyorduk hatta bazen koluma dokunuyordu kolun, ellerimiz ceplerimizde, ben konuşuyordum, sen susuyordun. Gece kendini bırak diyordu, zaten soğuk, kal olduğun yerde, Medusa’nın gözleriyle karşılaşmış titanlar gibi önce taşa sonra toprağa dönüş ya da her zaman yaptığın gibi sus ve gökyüzüne bakarak yürü. Ama sendin yanımdaki, kendini bırakmak olmazdı, söylemeye geldiklerimi söylemeden gitmek olmazdı, hem bize tek bir güçsüz yeterdi bu gece, o da sendin.

Beraber attığımız her adımda ruhumun bir parçasını çekip, her adımda içimde bir boşluk açıyordun. O boşluğa kendini koyabilirdin ama adım attıkça büyüyordu boşluk, sen bunu biliyordun yine de elini uzatıp gözyaşımı silemiyordun, korkuyordun… Ben ağlıyordum ruhumu mikron mikron teslim ederken sana, çünkü çok canım yanıyordu, sen yüzüme bakamadıkça ben merak ediyordum, neden konuşmadığını, neden sadece arkadaşım olmayı beceremediğini, beni neden bu soruları sormak zorunda bıraktığını, lanet telefonunun neden Yann Tiersen çaldığını, çok sevdiğimi bildiğin halde Küçük İskender Ankara’ya gelince beni neden arayamadığını ve daha milyonlarca “neden” kelimesini içeren cümleyi…

Yüzüme bak diyordum, YÜZÜME BAK! Ama sen bakamıyordun yüzüme, sessiz sorularıma cevap veremiyordun o soruları benden daha net duyduğun halde. Üstelik korkmak sana tek yakıştıramadığım şeydi. Sana neyi mi yakıştırıyordum? Benim sorularımı cevaplamadan sana neleri yakıştırdığımı sarhoş dudaklarımdan bile olsa alamayacağındı bilmediğin şey.

Kalbim acıyordu, kalbim çok acıyordu, biliyordum bu gece sondu ve elimden bir şey gelmiyordu… Yapabileceğim son şeydi “neden korkuyorsun?” diye açık açık sormak, soruyordum cevap vermiyordun. Beni sadece arkadaş olarak gördüğünü söyleyemiyordun oysa biz çok iyi arkadaş olabilirdik, bir sonraki adımı zaten atamıyordun oysa çok iyi bir çift olabilirdik, ama sen beni sadece acıtıyordun. Hem bence beni acıtmaktan içten içe zevk alıyordun ki her aradığımda tereddütsüz geliyordun.

Bahanen de hazırdı zaten, “Neler yaşadığımı bilmiyorsun…”. Ah, sen benim neler yaşadığımı biliyor musun peki! Herkesin vardır geçmişi, geçmişten kalan yaraları, unutamadıkları… Sen sadece geçmişine tutunma çabasını korkmak sanıyordun. Eğer izin verseydin silebilirdik o geçmişi, yenisini inşa edebilirdik, biraz cesaretti ihtiyacımız olan. Ya da koruyabilirdik beraber geçmişlerimizi, şu anda kesişen ama bir zamanlar iki ayrı dünya olduğunu bilerek, sen nasıl istersen öyle olabilirdi yani…

Yürek yoktu sende sevebilmek için, ah evet yürek yoktu… Bu bana yapılacak tek bir şey bırakıyordu, her şeyi açıkça söylemek ve gitmek. Yanağına kondurduğum tek bir öpücüğün ardından gitmekti işte yaptığım. Çok acımaktı, göreceğini ve arkamdan seslenmeyeceğini bile bile hüngür hüngür ağlamaktı ve gitmekti. Yanımdan geçen insanların ne düşüneceğini aklımın ucundan geçirmeden ağlamaya devam etmek, odama gelip kendimi yatağa atmak, Yann Tiersen dinlemek ve hala ağlıyor olmaktı… Üstelik bütün bu başımızdan geçenlerin sana karşı ne hissettiğimi zerre kadar değiştirmemesiydi. Bizse öyle bir noktadaydık ki her şey sende bitiyordu, sen karar veremiyordun.

Böyleydik işte, hiç bitmeyecek bir hikâyeydik. Hiç başlamayacaktık. Sen hep korkacaktın, ben hep ağlayacaktım. Ben bu yazıları tekrar tekrar yazacaktım, sen okuyacaktın ama okumamış gibi davranacaktın, korkacaktın. Bu yüzden, canımı çok daha fazla yakacak olsa da, benim artık bu kısır döngüye bir son vermem gerekiyordu. Çünkü benim hala umudum vardı. Ben senin gibi değildim, anlamanı beklemez anlatırdım. Sevmeye ihtiyacım vardı, sevilmeye ihtiyacım vardı ve sen beni sevmekten korkacaksan yapabileceğim şey şuydu; çok ağlamak, çok isyan etmek, seni geride bırakmak ve hazır olduğumda gerçekten aşık olmak.

Sana veda edebileceğim tek yer ise burasıydı. Canım çok yanıyordu, içimde açtığın kocaman bir boşluk vardı seninle dolması gereken. Ama böyle olması gerekiyordu, bitmesi gerekiyordu…

Son söz ise senin söylediğin şekliyle;

“Hoşça-kal”dı.

Hoşça-kal şehzade. Ben beyaz atlı prensimi bulmaya gidiyorum.


paylaş:

0 YORUM:

Yorum Gönderme