ağlamak


Anılarımızın ücra köşelerinden kendimize en sivrilerini seçtiğimiz o unutulmaz dakikaları hatırladığımızda, göz pınarlarımız coşar da umutsuzluğumuzun elinde mahkûm duruma düşeriz, yalnızlığımıza dem vurup dizlerimizi karnımıza çekip, geçmiş günlerin bitmişliğini unutup, yaşadıklarımızı şeritler halinde gözlerimizle yalar, beynimiz bu anlardan boğulurken biz kendi gözyaşlarımızla ıslanırız ya hani, gözbebeklerimiz daha iyi görebilmek için büyümüşken.


Unutulması gerekir hey kardeş, yaşanmışlıkları parmak ucumuzla silmemiz gerekir. Oysa ne kadar da mutlu olabilirdik.

Buram buram bergamot kokan bir fincan çayımızı alıp elimize, upuzun soluklanabilirdik tutunduğumuz korkuluklarda, derinliklerine kapılır her bir saniyenin ve kollarımızı açıp avazımız çıktığı kadar bağırabilirdik özgürlüğümüzün farkına vararak.

Her bir köşesi helikopter böcekleriyle dolu sazlıklarla dolu kulübemizin içinde karanlıklara bir perde açıp, güneşin galip geldiği arenalar kurardık, düşünmesek mağlupluklarımızı ve de parmağımızı bal kavanozuna sokup şapırdatarak yerdik bir güzel.

Gözümüzü tırmaladığında güneş, tutacakmış gibi uzatırdık beş parmağımızı açıp güneşe, parmaklıklardan uzanan baba eli gibi dokunurdu, okşardı belki de bizi güneş, biz tüm çıplaklığımızla seriliverirdik karşısında ve o bizi okşardı.

Karnımıza çektiğimiz dizlerimizin üzerine dayayıp yüzümüzü ağladıkça ıslanır bedenimiz, hıçkırıklardan arda kalan zamanlarda nefes almayı becerir ve her gülüşün nasıl da bir gün bittiğinin farkına varırız. Bilerek elimizin tersiyle ittiğimiz varlıklar göz açıp kapayıncaya kadar gelirken aklımıza, korlar düşer tane tane yüreklerimize ve biz durup, yeniden başlarız hıçkırmaya. Bir el arar sırtımız, ittiğimiz varlıkların elinin dokunmasını bekleriz yüreğimize, saçımızı okşamasını isteriz. Her saniye bir omuz ararız başımızı koymak için, sadece konuşmak için ya da sadece birlikte çay içmek için bir dost, bir sevgili ararız.

Oysa ne kadar da mutlu olabilirdik. Yalnız kaldığımızda kendi varlığımızın gerçekten dünya üzerinde bir yer ettiğini anlar, yüzümüzü göğe dikip bulutlara anlamlar yüklerdik. Sigaranın tek dost olduğu zaman dilimlerinde en güzel mumu biz dikerdik bu dilimlere ve biz üflerdik dilekler dilemeden. Olmasını istediğimiz her şeye sahip olduğumuzu hatırlar, ağzımıza attığımız kekin yumuşaklığında homurtular çıkarır, mutluluğumuzun farkına varırdık.

Umutsuzluklarımızın üzerine bir de biz basıp, şaraplar yudumlardık gecenin dolunaylarında, belki de kulaklarımıza uzaklardan kurt sesleri gelir, romanlar yazardık kendi kafamızdan, gülüp geçerdik halimize kurtların bizi kaçırdığı sayfalarda, belki bir gün biz de kurt adam olur vampir avlardık kim bilir? Yapabilirdik bunların hepsini, çayımızı yudumlayıp sesimizi yumuşatır ve gırtlağımızdan acı duyana kadar bağırırdık da. Tüm sayfalarda, romanımızın başkarakteri olur, önemli bir yere sahip olur, kendimizi özel hissederdik.

Göz pınarlarımız kuruduğunda, kalbimiz de normal seyrine döndüğünde gülebilseydik keşke yaptığımız yanlışlara, ders alabilseydik bu hatalardan, böyle olmazdı.

Belki mutlu bile olabilir, çıkarıp da çoraplarımızı toprağın içine gömüp ayaklarımızı bir güzel de koşardık, dünyanın varlığını bedenimize hissettirerek, biz, biz olduğumuzun farkına varıp, ağlamanın ne olduğunu unutur, istemezdik belki de ne ifade ettiğini bilmek.

Hey o dakikalara yağmurlar yağdıran gözlerim, sularken yanaklarımı benliğimden çaldığının farkında değil misin?

Yok, eğer unutabilseydik ağlamanın acılığını yapar mıydık hiç böyle hatalar, siler miydik dostlukları ve iter miydik elimizin tersiyle tüm mutlulukları, yapar mıydık, kendimiz olduğumuzun farkına varsak yer miydik tırnaklarımızı ve kalbimiz sevgiden başka bir şeye çarpar mıydı bu kadar hızlı?

Ah o gözler, kinini her kustuğunda, kalbimi dağladığının farkında değil misin?

Sadece düşüp de dizlerimizin acısından ağlasak, sadece bundan boşalsa yanaklarımıza ıslaklık, sadece bundan, sadece bundan yaşarsa gözlerimiz, sadece bundan kalbimiz kırılsa da yeniden yapıştırabilsek tüm parçaları, sadece bundan düşse bakışlarımız derinliklere, gözbebeklerimiz dalıverse, sadece bundan gelse korkular, sadece bundan oluşsa karanlıklar, güneşi çağırırdık aydınlıklara çıkmak için, yara bandı yapıştırırdık yüreğimize, keşke sadece bundan ağlasak.

Acıları çivilerken bedenlerimize, sadece bundan ağlasak.

Kaçamasak da düşsek karanlıklara, sadece bundan ağlasak.

Sırtımızı döndüklerimiz için tırnaklarımızı geçirip boynumuza, sadece bunun için bağırsak.
paylaş:

1 yorum:

  1. gürkancım senin her yazını şiirsel bakışla eleştirdiğimi, düzyazılarını şiir yokuşunda yakalamaya çalıştığımı farkettim.
    O yüzdendir ki o "farkında değil misin" sorusuyla son bulan ara cümlelerden biriyle bitirmeni beklemiştim. Bu beklentimi yerine getirmese de güzel olmuş. Keşke salt o küçük acılar olsaydı ızdıabımızın kaynağı.

    YanıtlayınSil