kalemsuare

Günaydın.

Günaydın kelimesi ne kadar masum olabilir?
Sabahın köründe size bunu diyecek bir insana ne kadar güvenebilirsiniz?
Bu insan sabahın köründe sizinle ne yapıyor?
Peki ya günaydın diyecek bir insanınız var mı?
Günaydın kelimesi masum değildir. Bir günün sonlandığını ve yeni bir günün başladığını belirtir. İğrençtir.
Dün ne yaşadıysanız onu unutmanızı ister günaydın. Masumdur günaydın çünkü umursamaz birinin dostudur günaydın.
Güvenmeyin size günaydın diyen insana. Yeni bir iğrenç günün başladığını haber verir çünkü. 
Günaydın diyecek bir arkadaşınız yoksa cansız bir nesneyi arkadaş edinin.
Bilirsiniz cansız nesneler konuşamaz.
Her ne ise,
Günaydın.(Saat 21:56)
Yazan: Berkay Tunadağı

delirmenin ilk üç şartı • bir


kuma ayaklarını batırıyor.  ince bir rüzgar. her zaman esenlerden. kış hiç gelmeyecek sanki. o gri şehirden çok uzaklardayım. arkamdaki bankta sabah yürüyüşünden sıkılıp oturan orta yaşlı bir adam var. her sabah gördüğüm adam.  sanki sabahları yürümesi zorunluymuş gibi her sabah gördüğüm adam. beni görmüyor. sanki beni görmemesi gerekliymiş gibi. sabah uykusundan fedakarlık edip denize bakarak oturmak mı istiyor. önüme dönüyorum. uzun saçlı genç kız. saçlarını savuruyor. isteksizce uzanıyor kuma. ayakları hala kumun içinde ve terlikleri bir köşede. biraz zaman geçtikten sonra bir çocuk geliyor. elinde kitabı. kıvrımsız bedeniyle 6 yaşındaki bir çocuğun çizdiği ilk mükemmel resmi hatırlatıyor bana. kıvrımsız bedeniyle adeta dans ediyor yürürken. çakıllar ayağına batıyor. aldırış etmiyor. aldırış etmemesi normal. çünkü o çocuk yıllardır çakılların üzerinde dans ediyor. ona garip garip bakıyoruz. üçümüz. çocuğa baktıkça canım sıkılıyor. ya da kendimi böyle kandırıyorum. ayağa kalktıktan bir- iki dakika sonra etrafımı köpekler sarıyor. hareket etmeden duruyorum. havlıyorlar. sinir oluyorlar. ama saldırmıyorlar. çünkü onlar sabırlı. ben durunca dünya'nın durduğunu sanıyorlar. ya da ben kendimi öyle kandırıyorum . ben durunca dünya durdu sanıp beni kontrol eden aptal köpekler. patileri ile bana dokunuyorlar. sonra havlıyorlar. bir gülme tutuyor. köpekler seviniyor. dünya durmadı sonuçta. dünyaları durmadı. başka sokaklara giriyorlar. havlanacak çok yabancı var çünkü.

babam deliydi. çok fazla yaşamaz dediler. ben duydum. babamda duymuş olmalıydı. çünkü o da öyle yaptı. bir pazar sabahı güneş doğmadan sıktı kafasına. o gün bulutluydu. ama yinede perdesi çekilmişti babamın odasının. beni almadılar odanın içerisine. sokağa indim. çocuklar üzgündü. en azından artık top oynadıkları zaman camdan gol diye bağıran bir deli eksilmişti sokaktan. ama devam ettiler onlar oyunlarına iki eksikle. ben izlemedim onları. babamda izlememiş olmalı. o gün bakkal ekmek ve sigara satmaya devam etti. bakkal dükkanı biraz geç açmıştı ama olsun. sonuçta açmıştı. her şey olması gerektiği gibi devam etti. kahvedeki adamlar girdiler çıktılar. bizim sokaktan üç-beş otomobil geçti. akşam işten dönenler oldu. vardiyası uzayanlar ve geç çıkanlarda geldi eve. ama ben öyle sanmamıştım. hayat en azından bir günlüğüne durmalıydı bana göre. dünya durur sanmıştım... delirmenin ilk şartı da buydu zaten. o gün anlamamıştım :  sanmak !

Buğra-Sığ Adam (Bölüm1)



         Uyuyordu kadını, zifiri olmasa da karanlıktı oda, turuncu bir deniz kızının gülümsemesi sızıyordu pencereden. Kapının kilit sesi duyuldu, uyanmıştı ancak gözlerini açmadan sağ tarafına doğru dönüp uyumaya devam etti. Bir şarkı mırıldanır gibi girdi içeri Buğra ve ağır bir kokusu vardı. Alkolle birleşmiş sigara kokusunun yanı sıra gecenin bu saatinde soğuk havayla insanın üzerine sinen İstanbul’un kirlenmiş kokusu, bakir olmayan bir koku. Üstündekileri alelacele çıkarıp yatağa girdi, çıplaktı; hep çıplak uyur Buğra. Sarıldı, kokladı, canı çekti onu daha önce hiç olmamış gibi. Güzel cümleler fısıldadı kulağına; geyiklerden bahsetti ona geyiklerin boynuzlarından. Birleşti dudakları ve olabildiğince fazla ıslandı. Yandı sanki vücutları. Kendini bir anka kuşu sandı Buğra, çenesinden ter damlarken kadının boynuna son nefesini verebilecek gibiydi. İlk kez bir orospuyla değil de istendiği ve istediği kadınla sevişiyordu.

Uyandı Buğra.

         İçinden iş yerine, telefonuna ve alarmına sağlam küfürler saydırırken bu güzel anı hayalleriyle birlikte sürdürmek istiyordu ancak bu arzuladığı kadınında içinde bulunduğu basit bir rüyaydı sadece ve hayatı ile rüyalarını değiştirmek istediğini söyledi gözlerini ovalarken. Yataktan kalkmadan başucunda ki komodine uzandı. Mavi Pall Mall dan bir tane çekti, yaktı onu koltuk altını kaşırken ilk nefesini çekti. Ağzında ki bok tadı sigara ile birlikte direk beynine vurdu “işte bunu seviyorum” diyerek doğruldu. Oturur vaziyette karşıya kitlenmiş durumdaydı. Saçları vardı ancak kafasını kazıtmayı severdi. Onun için en uzun saç 3 numaraydı. Bir kavun gibi çenesine doğru sivrilen anlamsız suratı beyazı olmayan sarısı da siyahla değiştirilmiş 2 yumurtayla delinmiş gibiydi. Evet gözleri siyahtı. İri kafasına uygun iri burnu ve orantısız bir bot bağcığını anımsatan dudaklarının arasından ince bir duman sızıyordu. “Evet görünüyorum, ne kadar iyi göründüğüm önemsiz” diyerek kalktı yatağından ve ayrıldı aynanın karşısından. Banyoya girdi sigarasını alafranga tuvaletine atıp çıkarttığı ince sesi dinledi. Sikten bir gülümseme ile avcunun içindeki suyu suratına vurdu. Günün ilk şoku.

         Öğlen 12 den akşam 6 ya kadar bir elektronik mağazasında taşımacılık yapıyordu. Bunun karşısında devletin belirlediği asgari ücreti alıyordu. Beşiktaş’ta ki bu koli kadar evi peder beyi almıştı. Aksi taktirde kazandığı parayla Beşiktaş’ta koli bir yana kibrit kutusu kadar olan bir evde bile yaşayamazdı. Kahveyle birlikte ikinci sigarasını da içip evden çıktı Buğra.

         Dar ve kalabalık kaldırımlarda yürürken kuş sıçmıklarına basmamak için titizleniyordu. Kahvaltıcılar sokağında ayakta sıra bekleyen insanların arasından kibar bir bowling topu gibi geçip gitti. Dolmuşla Taksime oradan da metro ile iş yerine geçecekti. Dolmuşa binip parayı uzatırken 2 lira 15 kuruştaki beş kuruş kadar yalnız ve anlamsız olduğunu düşünmeye daldı. “Ama akşam yalnız değildim” dedi biraz sesli bir şekilde. Rüyasında ki o kadını düşünmeye başladı. Kimdi ki o kadın daha önce görmüş olmalıydı. Rüyasında dahi olsa ilk kez bir kadınla sevişirken bu kadar mutluydu. Uzun boylu, sarı uzun saçlı bu kadın kimdi ? Aklına o kadar iyi kazımıştı ki onu, kendi suratından daha iyi betimleyebilirdi kadının suratını. Burun deliklerinden alt dudak ve üst dudak ölçülerine kadar harika bir kadındı. Gülümsemesi, bakışları ve tavırları hepsi altın orandı sanki. Çenesine doğru sivrilen o saf suratı nasıl unutabilirdi. Diri göğüslerini ve kalçasını aklına getirmemeye çalışıyordu ki..
Birden bağırdı! "Hoop, geçtik, geçtik.."
Hemen sağ yanaştı dolmuş. Buğra indikten sonra 12 katlı bir binanın 12.katına sırtında buzdolabı çıkarırken savurduğu küfürleri etmeye başladı. Seçim yapması gerekiyordu. Bir göçmen börekçisinden her sabah aldığı göçmen böreği mi ? işine 13 dakika geç kalmak mı ? 

(nsfw) pretty hurts'e gey dokunuşu: porn hurts


Gey porno yıldızı Diego Sans Biyonce’nin Pretty Hurts adlı parçasına kendi çapında yeniden video çekmiş. Ortaya da çok da enteresan olmayan bir iş çıkmış. Beyonce’nin sesiyle parçayı bir de bu haliyle izleyin.




Yazan: tunalızade gürkan efendi

Enkaz Yaratmak İçin Duygularımı Neşterle Kazıdım


I


sabah ölmemek için iki arkadaş edindiğim yıllardı
ateş ve kaldırım
çakmak ve gaz
duman ve karamış çocuk ciğeri
tek kol hizasında koca bir binaya girdiğimiz yıllardı
vatan millet sakarya
ulus devlet tek din tek marş
hepsini yenmek için önce ateşe
sonra kaldırma güveniyordum
ayaklarımı sürüyor
kıravatımı kıçımdan sallandırıyor
gözlerimi onların gerçeğiyle örtüyor
ve hergün
gün doğumuyla birlikte aşkı arayıp
öğlye yemeğinde aynı aşkı usuyordum soğuk meze reyonuna
onlu yaşların ortasında
35’lik bir marlboro tiryakisine göndermiştim duygularımı
naylon sezera da karşıydım ama
o 35’lik bir marlboro’ydu ve yüzüme hiç bakmadı

II

aşık olamıyorum ben 
aşık olamadığım için şiir yazıyorum
en büyük acıyı, sabahın altısında işe giden insanların gözüdeki çapakta arıyorum
kendimi kesmiyorum mesla
karnım ağrımıyor
midem bulanmıyor 
herkes benim enkazımı görebilmeli 
çünkü acılarımı üst üste koyup dinamitledim ben

III

klorak içerek güne başlayabilen bir bedende bulmuştum ruhumu
benzin araklayan başka bir bedenin ikiziydim
yırtılmış siyah plastik ayakkabıların bir şutta yıktığı vitrinlerin özgürlüğüydü tüm politikam
ne de büyük mutsuzlukları seviyorduk cami çıkışlarında
bir kazın uzun süre uçabilme ihtimali olarak tanımlamıştık diyalektiği 
saçlarımı ortadan ayırıp, bir oduncu gömleği ile bütün seattle satın alabilirim
çünkü ben beş telli bir gitarın kurarsızlığıyım

Yarım Kalan Hikaye

Hayatımın büyük bir kısmı boş vakitlerimi nasıl dolduracağımı düşünerek geçti. Yirmi dört saatin yetmediğini söyleyen insanlardan olmadım hiç. Bir anda yıllar sonrasına gitsem yaşayamadığım anlar için üzülmezdim. Bir an hariç...
18 Eylül... Sonbaharın dibine kadar yaşandığı bir gün. Yağmur dışarı çıkanları cezalandırırcasına yüzüne vuruyor insanın. Elimde valizimle 20.50'de kalkacak olan  Hatay uçağına yetişmeye çalışıyorum. Söğütlüçeşme durağında metrobüsten inip yağmura meydan okurcasına rıhtımdan kalkacak havaalanı otobüsüne koşar adımlarla ilerliyorum. Tamamen ıslanmış vücudumda sırtımdaki terin sıcaklığıyla yağmurun soğuk suyunu ayırt edebiliyorum. Kalkmadan hemen önce yakalıyorum otobüsü. Sırılsıklam, yorgun ve otobüsü yakalamanın verdiği mutlulukla biniyorum otobüse. Boş olan arka koltuklara doğru ilerlerken tek başına oturan güzel bir kız dikkatimi çekiyor. Gözlerinin içine bakıyorum, bir an göz göze geliyoruz, yanından geçip en arkaya oturuyorum. Yol boyunca onu izliyorum. Yolculuğun sonlarına doğru karşısında oturan kadının yanına geçiyor, yarım oturarak bir şeyler konuşuyor. Beli açılıyor o sırada. Benim karşımda oturan çocuğun oraya doğru baktığını görüyorum, işine bak diyerek sert bir şekilde uyarıyorum. Kısa bir zaman sonra otobüs havaalanına varıyor. İlk ben iniyorum otobüsten. Bir sigara yakıyorum. Gözlerim otobüsün kapısında, inmesini bekliyorum. Bir şey yapacağımdan değil, sadece bekliyorum işte. Bir kere daha göz göze gelme ihtimalinden başka bir şey değil beklediğim. Herkes indikten sonra telaşla iniyor otobüsten. 
''Yardım eder misiniz, otobüste bir kadın fenalaştı.'' diye haykırıyor. 
Ağzımdaki sigarayı atıyorum. 
''Tabii, hemen bakalım.'' diyorum. Nasıl yardım edeceğimi bilmiyorum ama yardımı isteyen oysa ne istediğinin hiçbir önemi yok. Biraz tereddütle otobüse doğru hamle yaparken:
''İstersen sen valizimi al, ben yardım edeyim.'' diyor. 
Valizini alıp bekliyorum. Az sonra fenalaşan kadıncağızla birlikte otobüsten iniyorlar. Onun da valizini ben alıyorum, havaalanına doğru ilerliyoruz. Giriş kapısında doktor çağırmalarını istiyoruz güvenlikten. 
''Sağlık hizmeti ücretli.'' cevabını alıyoruz.
Cebimdeki para muhtemelen karşılamaz ama nasıl olsa bir çaresine bakarız diye düşünüp paranın önemli olmadığını söylüyorum. 
''Hastanın yakını mısınız?'' diye soruyor güvenlik görevlisi. 
''İnsanız.'' diyorum. 
Hasta kadının kimliğini aldıktan sonra onu güvenliklere emanet edip check-in işlemlerini tamamlamak için güvenlik kapısından geçiyoruz. İkisinin birden 21.00 Ankara uçağında olduğunu öğreniyorum. Bir yandan aynı uçakta olmadığımıza üzülüyor, bir yandan da kadıncağızın emin ellerde olduğuna seviniyorum. Benim uçağımın saatini soruyor, 20.50 olduğunu söylüyorum. 
''Yetişemezsen çok üzülürüm.'' diyor. 
Onların check-in işlemlerini yaptıktan sonra kendi işlemim için yanından ayrılmak zorunda kalıyorum. Bir an önce işlemleri tamamlayabilirsem on dakikamın kalacağını hesaplıyorum kafamda. Giderken, tekrar geleceğim yanınıza diyorum, gülümsüyor. Bileti aldığım şirketin check-in sırasına gittiğimde çok kalabalık olduğunu görüyorum. İki seçeneğim var. Ya onu bir daha görebilmek için uçağı kaçıracağım ya da sırada bekleyip son anda uçağa yetişeceğim. Ah! yanımda biraz daha param olsa diyorum, bir sonraki uçakla dönerim. Uçağı kaçırmayı göze alamıyorum, on beş dakika sırada bekliyorum. İşlem bittiğinde Hatay uçağı yolcularına son çağrı duyurusu yapılıyor. Koşar adımlarla havaalanında bir tur atıyorum fakat göremiyorum onları. Uçağa biniş kapılarına gidiyorum, orada da yoklar. Çaresiz uçağa gidiyorum. 
Kaç yaşında, adı ne, nelerden hoşlanır, hiçbir bilgim yok. Belki bir şekilde tanışmayı başarabilsem hiçbir şey olmayacaktı. Belki de ondan hoşlanmayacaktım, bilmiyorum. Sadece, başkalarının gözlerinde göremediğim, adını bilmediğim ama beni derinden etkileyen bir ışıltıyı, eğer bir mucize olmazsa bir daha karşılaşmayacağım bir insanın gözlerinde görmek; yaşama olan inancımı benden alıyor. 
İhtimalleri düşünüyorum. Evden daha erken çıksam başka bir otobüse binecektim, karşılaşamayacaktım. Otobüse yetişemesem, yine karşılaşamayacaktım. O kadın fenalık geçirmese, onu tanıma fırsatı bulamayacaktım. Sanki Tanrı bir şekilde onu tanımamı istemiş, fakat tanışmamızı istememiş. 
Şu anda ne hissettiğimi kelimelere dökemiyorum. Sabahattin Ali'den bir alıntıyla bitiriyorum.
''Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Bir cigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun:
'Napalım, kısmet değilmiş...' ''
Sonra

farz edin ki..


şaşkınım. her zaman gurur kaynağım olan aklımın tecrübe karşısında çaresiz kalmasına şaşkınım.

paha biçemediğim zekamın tecrübe karşısında iflas edişine şaşkınım.

tecrübenin büyük bir balık gibi aklımı ham etmesi karşısında şaşkınım.

bu kadar şaşırdığıma kızmayın. siz de iki kere ikinin dört ettiğine sonsuz bir teslimiyetle inanıyorsunuz değil mi? ama biri karşınıza oturup iki kere ikinin dört değil de beş ettiğini öğretirse!?. 


***

elinize bir hesap makinesi alın, ve..

2x2=4 

sağlamasını da yapalım,

2+2=4 veya 4/2=2

değil işte. tüm bu düzen saçma.
hepsi yanlış...


dünyanın tecrübeyle sabitlendiğini, dönmeyen bir dünya düşünün.

örneğin;
düşünün ki cebinizdeki paranın miktarının bile saydığınız kadar olmadığını öğrendiniz. kredileriniz için kazandığınız para aslında yetersiz,

artık bildiğiniz yaşınızda değilsiniz mesela. sevgiliniz bir andan sizden on yaş büyük oluverdiğini,

her gün evinize gitmek için yürüdüğünüz yolun beş dakika değil aslında saatler sürdüğünü fark ettiğinizi,

kazanmakta olan takımınızın skorboardda galip ama aslında mağlup olduğunu,

yaptığınız kalori hesaplarının tutmadığını ve yarına kalmadan koca bir yağ tulumuna dönüşeceğinizi,

bildiğiniz her şeyin bildiğinizden başka ve bilime dair ne varsa bildiğiniz, iflas ettiğini düşünün.

Dali'nin aslında realist, sizin ve başka herkesin ise saplantılı sürrealistler olduğunu öğrendiğinizi düşünün.

ve düşünün ki bir anda bu söylediklerimin hepsi yıldırım hızıyla aklınızdan geçsin.


işte şimdi şaşkınlığımı anlamaya yakın sayılırsınız.

dünyayı artık üçgen olarak görüyor olmanız sizi şaşırtır mıydı?

ertesi güne nasıl uyanırdınız?



unutma çocuk! hedefteyiz.

uyumanın korkutucu olduğu vakitler çocuk!..


korkutucu olanlar ne kabuslar, ne de düşler.

korkutucu olan çocuk, korkutucu olan, bir daha uyanamamak ve savunmasız bırakman kendini.

yapma çocuk! vakit uyuma vakti değil.
planların var senin. düzülü düzenlerde kurduğun oyunların var senin.
unutma çocuk! bırakma savunmasız kendini. unutma sırt sırta verdiklerini.

şimdi vakti değil rahat koltuklara yaslanmanın, kolçaksız taburelerde otururuz biz; unutma çocuk! sınırlarda geçer bizim hayatlarımız. nasıl yaşarız bilmeyiz sonsuz uçurumların eşiğinde bir ömür, nasıl bir maharetle yürürüz o çizgide sarsılmadan, vazgeçmeden, biteceği yere dek. şimdi siktir et ötesini berisini çocuk! ince ince işlenmiş bir dantela bizimkisi. her bir motifin ayrıdır hikayesi, unutma çocuk! unutma hikayeleri, nereden geldiğimizi. kat etmedik onca yolu boşuna, şimdi uyuma çocuk!

boşuna değil endişelerin ama yapma çocuk!
dinlenmek için henüz erken, yapma! yolun sonuna az kalmışken.
vazgeç telkinlerinden. bir tel örgüdür seninkisi, bellidir hali çaresi!

biz günah keçileriyiz çocuk!
biz ötedeki adamlarız!
biz hedefte olanlarız!
hedefte biz varız. kendi isteğimizle buradayız; değil mi çocuk?

bir sözümüz var çocuk kendimize, birbirimize.. unutma çocuk!
Unutma hedefteyiz!

İntihar Üzerine


Bugün intihar etmeyi düşünüyorum. Dün de düşündüm, ondan önceki günlerde de...

İntihar etmek için yüzlerce nedenim var ama burada sizlere bu nedenleri tek tek yazmak zorunda değilim. Yazsam anlar mısınız, onu da bilmiyorum.

Canıma kıymayı göze alacak cesaretim olmadığı için kendimden nefret ediyorum. İyice kafayı çekip yaşamıma son vermeyi düşünüyorum, kendimde bulamadığım cesareti alkolde aramayı gururuma yediremiyorum. 

Sonra, binlerce sperm hücresi arasında yumurtayı bulan sperm olmama şaşırıyorum. Hiçbir şey için yarışmadım ki bu hayatta, dünyaya gelmek için yarışayım. Bir anlık zevkin kurbanı olmayı içime sindiremiyorum.

Doğmayacak çocuklarıma söz veriyorum, sizin dünya cehennemine gelmemeniz için elimden geleni yapacağım diyorum. 

Tanrı'ya kızıyorum. Kaderime böyle saçma şeyler üzerine kafa yoracağımı da yazdığı için. Tanrı'yı alt etmenin yollarını arıyorum. Bir fikir geliyor aklıma. Dünyadaki bütün insanlar aynı anda intihar etmeli diyorum. O zaman Tanrı bir daha insan yaratmaz. Sonra insanın bencilliği aklıma geliyor, bu fikre inancımı yitiriyorum. 

Bugün intihar etmeyi düşünüyorum. Yarın da düşüneceğim, yarından sonraki günlerde de... 

Bir gerçeği yüzüme vuruyorum. İntihar düşünülerek yapılacak bir eylem değildir. Anlık, düşünmeden, sessizce... 










(nsfw) nymphomaniac'tan kesilmiş 3 kısım



Ülkemizde gösterimi yasaklanan ve bu nedenle aslında daha çok kişinin haberdar olup izlediği Lars von Trier’in iki bölümden oluşan ve çok tartışılan filmi Nymphomaniac’ın filmin gösterildiği sinemalarda gösterilmemiş versiyonundan üç kısım yayınlandı.

İlk videoda Charlotte Gainsbourg’un seks bağımlısını canlandırdığı karakteri Joe’nun kürtaj için psikoloğa gidip onay almasını ve işin çok da iyi gitmemesi, ikinci videoda seks bağımlısı bir grup insanın bir araya gelip yaşadıklarını anlattıkları terapi toplantısında bir nemfomanyağın arzuları ve son videoda ise Jemie Bell’in canlandırdığı karakterden “silent duck”un anlamı yer alıyor.


filmlerde erkekler kadınların yerine geçerse



İzlediğiniz filmlerde kadınların rol aldığı sahnelerde erkekler rol alsaydı diye düşündünüz mü? bunu düşünen BuzzFeed ekibi Titanic, Twilight, Wild Things, Pretty Woman ve Basic Instinct’te yer alan önemli sahnelerde kadınlarla erkekleri yer değiştirmiş ve ortaya bu video çıkmış.

Yazan: tunalızade gürkan efendi

ahs: freak show'dan ikinci video


Ekim ayında sabırsızlıkla bekleyenlerin karşısına yeni bir öyküyle çıkacak olan American Horror Story, Freak Show adlı dördüncü sezonu için ikinci bir tanıtım videosu hazırladı.


Yazan: tunalızade gürkan efendi

coşanlar

Sitedeki içeriklerin 18 yaş altı için uygun olmadığını düşünüyoruz. Film tanıtımları spoiler içerebilir. Alıntılarda link ile kaynak gösterilirse seviniriz. Tanrı da çok yakışıklı.